sıkıcı ile cümle
sıkıcı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Oldukça sıkıcı ve monoton bir tarzı vardır.Era o muncă monotonă și plictisitoare.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Habic este o localitate in judetul Mures.
Çok sıkıcı. “ olmuştur.A fost greu.”
Bu film gerçekten çok sıkıcı - en iyi sahnesi film bitince olacak.Acest film este cu adevărat plictisitor - cel mai bun moment va fi când se va termina.
Tüm bu filmler sıkıcı.Toate filmele acestea sunt plictisitoare.
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.Anyja állandóan szidta.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Vendôme olyan volt, mint egy ostromlott város.”
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.Ezekből arra következtethetünk, hogy nagyon díszesek lehettek.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Az ünnepség igen nagyszabású volt.
Can sıkıcı uzay yolculuğu.Utazás a világűrben.
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.Állapota ennek ellenére napokig válságos volt.
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.Hän on koko ajan huolissaan sairaasta äidistään.
Çok az öğrenci bu sıkıcı dersten zevk alır.Useiden oppilaiden mielestä kyseiset oppitunnit ovat Tylypahkan tylsimpiä oppitunteja.
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.Päivätyön ohella urakka on ollut melkoinen.
Bugün sıkıcı bir gün.Tänään on pitkästyttävä päivä.
Küçük Asya'daki durum çok sıkıcıydı.Το σκηνικό στη Μικρά Ασία ήταν δραματικό.
Bu “zor” ve “sıkıcı” bir eylemdir.Έχει χαρακτηριστεί ως "ξεκαρδιστικός" και "παράδοξος".
Neden geleneksel dil dersleri bu kadar sıkıcı?Γιατί κουράζουν πολύ τα παραδοσιακά μαθήματα γλωσσών;
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Spillet er meget fantasifuldt.
Ölmeden önce söylediği son sözün "İki defa ölmekten nefret ederdim, çok sıkıcıymış" olduğu rivayet edilir.Efter sigende var hans sidste ord "det her med at dø er kedeligt" ("this dying is boring").
Çok sıkıcı. “ olmuştur.Det er prangende, det er det hele."
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Hobart er en travl havneby.
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.Det er alt sammen meget kedeligt.
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.Likevell klarer hun og holde seg tynn og glad.
Aksi takdirde iş sıkıcı ve tekdüze olacaktır.Uten dét blir sporten kjedelig.
Bu “zor” ve “sıkıcı” bir eylemdir.Sannheten er et helt «kjedelig» slagtilfelle.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır."Sayangnya, opera membosankan bagiku.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Abjeksi selanjutnya menimbulkan juga kenikmatan yang menyimpang.
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.Disamping itu, kondisi Tongar waktu malam cukup mengerikan.
Böylece sıkıcı hayatından iyice bunalan Iiris, kendisine kötü davranan herkesten öcünü almaya karar verir.Merasa malu dengan kelakuan negaranya, ia menawarkan bantuan kepada siapa saja yang membutuhkan.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Cuộc sống êm đềm buồn tẻ.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Suva là một thành phố đa dạng.
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.いつも退屈そうに母親の帰りを待っている。
Sıkıcı çalışmayı keşfetmiş fakat 1857 yılında Hindistan Bürosu olan şeyi öncüye altı ay sonra iletebilmiştir.その仕事は退屈だと思ったが、6か月後には、1857年にインド担当省となるものの前身部署に転籍となった。
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.ただしその内容はひどく退屈なものであったらしい。
Çok sıkıcı. “ olmuştur.けっこうしんどかった」。
Çok sıkıcıdır.退屈だよ。
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."確定的だ」と考える。
Eşi Səbinə bu sıkıcı yaşama dayanamayıp evi terk eder.婿養子であるため妻には頭が上がらない。
Daha sonra buçalışma için "Akla hayale gelecebilecek en sıkıcı problem" demiştir.彼はのちに、この研究のことを、「想像しうる最も退屈な研究だった」と自嘲気味に語っている。
Filmde kent son derece sıkıcı ve heyecansız olarak tanıtılır.テレビ対局では非常に辛辣かつ辛口な解説をすることで有名。
Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.技のネーミングセンスが悪く、笑われる。
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.しかも飽き性で、じっとしていることと退屈が大嫌い。
Küçük Asya'daki durum çok sıkıcıydı.その様は京の小妖達も見惚れるほどであった。
Çok az öğrenci bu sıkıcı dersten zevk alır.その重低音ボイスに魅了される学生も少なくない。
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.日常生活はさぞかしにぎやかだったことだろう。
Yabancı dilleri öğrenme sıkıcıdır.外国語を学習するのはつまらないよ。
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.与此同时,晚会也过于沉闷乏味。
Eşi Səbinə bu sıkıcı yaşama dayanamayıp evi terk eder.但妻子何其嬌始終未有原諒他,並要他立即離去。
Can sıkıcı uzay yolculuğu.最愛宇宙旅行。
Yahudi bilim adamı Gershom Scholem onu "en yetenekli ve can sıkıcı Yahudi aleyhtarı" olarak nitelendiriyordu..犹太学者哥舒姆·舒勒姆(Gershom Scholem)指图霍夫斯基是“最有才华然而令人厌恶的犹太裔反犹人士”。
Çok sıkıcıdır.這太無聊了。
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.而這對我來說是如此的無聊。
En sık olarak kıl kurdu (ciddi bir tıbbi sorundan ziyade can sıkıcı bir durumdur).經常會哭(不過這是盆才怪絕對正常的生理反應)。
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.고뇌하는 어머니를 필사적으로 지탱해주었다.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba."괴팅겐은 멋진 도시이다.
Küçük Asya'daki durum çok sıkıcıydı.아시아의 상황은 조금 달랐다.
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.본인은 그 점이 너무 난감한듯.
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."그러다 보니, 상상력이 생겼나 봐요.”
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.곧 괴롭지도 즐겁지도 않은 느낌.