sıkı ile cümle
sıkı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Sıkı dur.Brace yourself.
Biz saatlerce konuşabiliriz ve asla sıkıcı olmaz.We can talk for hours and it never gets dull.
Tom'un elleri sıkıca yumruk haline getirildi.Tom's hands were tightly clenched into fists.
Kitap sıkıcı mı?Is the book boring?
Bu kitap sıkıcı mı?Is this book boring?
Şu anda gerçekten sıkılıyorum.I'm really bored right now.
Biz ilk kez biriyle tanıştığımızda genellikle el sıkışırız.Usually, we shake hands when we meet someone for the first time.
Seni sıkıntıya sokmak istemiyorum.I don't want to put you to any trouble.
Japonca derslerini daha sıkı çalışmak zorundasın.You have to work harder on your Japanese studies.
Karım sıkı diyette.My wife keeps to a strict diet.
Bir sonraki buluşmamız için daha sessiz, hatta sıkıcı bir yeri tercih ederim.I prefer a quieter, even boring, location for our next meeting.
Tom çekmeceyi açmaya çalıştı, ama o sıkışmıştı.Tom tried to open the drawer, but it was stuck.
Eh, en azından Tom, Mary kadar sıkıcı değil.Well, at least Tom isn't as boring as Mary.
Eğer gidersen sıkılacaksın.You're going to be bored if you go.
Kadınlar niçin böyle can sıkıcı varlıklardır.Why are women such bothersome creatures?
Daha sıkı çalışmanı kuvvetle öneririm.I strongly suggest that you study harder.
Sıkı çalışma yoluyla sosyal durumunuzu değiştirebilirsiniz.You can change your social condition through hard work.
Sıkı çalış ve sınavı geçersin.Work hard, and you'll pass the exam.
Tom Mary'nin eline bir sıkım verdi.Tom gave Mary's hand a squeeze.
O bana aşırı sıkıntı veriyor.That gives me the heebie jeebies.
Tom sana herhangi bir sıkıntı verirse hemen beni ara.If Tom gives you any trouble, just call me.
Tom arkadaş bulmakta sıkıntı yaşadı.Tom had a hard time making friends.
Tom ağzı sıkıydı.Tom used to be secretive.
Tom ağzı sıkı görünüyor.Tom seems to be secretive.
Tom çok ağzı sıkı değil.Tom isn't very secretive.
Çocukluğu hakkında konuşmaya gelince Tom çok ağzı sıkıdır.Tom is very secretive when it comes to talking about his childhood.
Tom son derece ağzı sıkıdır.Tom is extremely secretive.
Kulübümüzün gizli el sıkışması var.Our club has a secret handshake.
Canım sıkılıyordu.I was feeling blue.
Tom sıkı çalıştı.Tom worked hard.
Tom sıkıcıydı.Tom was boring.
Tom ondan biraz sıkılmış gibi görünüyor.Tom seemed somewhat annoyed by that.
Tom can sıkıcı.Tom is annoying.
Tom'un sıkıcı olduğunu düşünüyorum.I think Tom is boring.
Daha uzun süre kalsaydım sıkılırdım.If I'd stayed any longer, I would've gotten bored.
Okul beni sıkıyor.School bores me.
Tom sınıfın arkasında oturdu, sıkılmış görünüyordu.Tom sat in the back of the classroom, looking bored.
Bu dünyada sıkıntı yaşayacaksın.In this world you will have trouble.
Öğrenciler daha sıkı çalışmalılar.The students must study more.
O, şikayetleri ile her zaman benim canımı sıkıyor.He is always annoying me with his complaints.
Sıkıntı olağandır.Boredom is commonplace.
İşgücü sıkıntısı bizim için büyük bir sorun oluşturur.The shortage of manpower poses a big problem for us.
Onlar krize yanıt vermek için para sıkıntısı çekiyorlar.They are short of money to respond to the crisis.
Trafikte sıkıştım. Saat onda orada olurum.I'm stuck in traffic, I'll be there at ten.
Sinüs enfeksiyonu çoğu insan için bir sıkıntıdır.Sinus infection is a nuisance to most people.
O açıkça sıkıntıdaydı.He was clearly in trouble.
Onlar battaniyelerin altında sıkıca sarınıp yattılar.They snuggled tightly beneath the blankets.
Bugün sıkı bir programdayız.We're on a tight schedule today.
Biz şimdilik burada sıkıştık.We're stuck here for now.
Erkek kardeşim osteoporoz sıkıntısı çekiyor.My brother suffers from osteoporosis.
Sıkı çalışıyorum.I'm hard working.
Tom'a sıkıca sarıldım.I gave Tom a huge hug.
Böyle bir sıkıntı olduğum için üzgünüm.I'm sorry to be such a bother.
Bu sadece canımı sıkıyor.It just bugs me.
Daha sıkı çalışman gerekir.You should work harder.
Daha sıkı çalaşmalısın.You should work harder.
Tom sıkı bir vegan diyeti izler.Tom follows a strict vegan diet.
Sıkı bir pazarlığa girişiyorsun.You drive a hard bargain.
Sıkı pazarlık yapıyorsun.You drive a hard bargain.
Biraz sıkılmış görünüyorsun.You're looking a bit bored.