sıkı ile cümle
sıkı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Yeterince sıkı çalışmadın.You didn't work hard enough.
Filmin ilk yarısı sıkıcıydı.The former half of the film was dull.
Sıkılmadan bütün gün TV izleyebilirim.I can watch TV all day without getting bored.
Çok sıkı çalışmak zorunda değildim.I didn't have to try very hard.
Başarı genellikle sıkı çalışma gerektirir.Success usually requires hard work.
Yaşamımın sıkıcı olduğunu sanmıyorum.I don't think my life is boring.
Tom'un ne kadar sıkıcı olduğunu fark etmedim.I hadn't realized how boring Tom was.
Ben bir sıkıntı olmaktan nefret ederim.I hate to be a nuisance.
Çok sıkı bir programım var.I have a very tight schedule.
Hiç bu kadar sıkılmamıştım.I've never been more bored.
Umarım çok sıkıcı değildi.I hope it wasn't too boring.
Hava bir odada sıkıştırıldığında hayli ısı yalıtımı sağlar.Air provides considerable thermal insulation when trapped in a chamber.
Dün ne yazık ki çok sıkıcı bir kitap okudum.Yesterday I read a book that was unfortunately very boring.
Onun can sıkıcı bir kişiliği var.He has an irksome personality.
Asla can sıkıcı bir şey yapmam.I never do anything embarrassing.
Sıkıcı olduğunu hiç söylemedim.I never said you were boring.
Karanlıktı, bu yüzden Tom cadde işaretini okumada sıkıntı çekti.It was dark, so Tom had trouble reading the street sign.
Sıkı bir gemi işletiyorum.I run a tight ship.
Kurtuluncaya kadar onunla sıkıştım.I stuck with it until I was finished.
Sanırım birkaç saat burada sıkıştık.I take it we're stuck here for the next few hours.
Annem bana çok da sıkı çalışmamamı söyler.My mother tells me not to study so hard.
Sıkıntılı bir gece geçirdim.I had a rough night.
Facebook sıkıcı.Facebook is boring.
Lauri çok sıkı çalışan bir öğrencidir.Laurie is a very hardworking student.
Bu düğümü çözemem; fazla sıkı!I can't untie this knot; it's too tight!
Film sıkıcı.The film is boring.
Tüm sıkı çalışmanız için teşekkürler.Thanks for all your hard work.
Okuldayken daha sıkı Fransızca çalışsaydım, şimdi muhtemelen onda çok kötü olmazdım.If I'd studied French harder when I was in school, I'd probably not be so bad at it now.
Keşke daha gençken daha sıkı Fransızca çalışsaydım.I wish I had studied French harder when I was younger.
Keşke gençken daha sıkı Fransızca çalışsaydım.I wish I had studied French harder while I was young.
Biraz daha sıkı Fransızca çalışmam gerektiğini anladım.I realized I needed to study French a little harder.
Fransızca dilbilgisinden sıkıntı çekiyorum.I'm having a hard time with French grammar.
Tom Fransızcasını geliştirmek için sıkı çalışıyor.Tom is working hard to improve his French.
Niçin çok sıkı Fransızca çalışıyorsun?Why are you studying French so hard?
Şikayetlerin beni sıkıyor.Your complaints bore me.
Sadece sıkı çalışırsanız, notlarınız çok iyileşir.If you just work hard, your grades will improve a lot.
Sadece sıkı çalışırsanız, seviyeleriniz çok gelişecek.If you just work hard, your grades will improve a lot.
O, bacaklarındaki zayıf kan dolaşımından sıkıntı çekiyor.He suffers from poor blood circulation to his legs.
Arabada sıkışmış biri var mı?Is there anyone trapped in the car?
Bu oyun sıkıcı.That game is boring.
Sıkıntı tüm kötülüklerin başlangıcıdır.Boredom is the beginning of all vices.
Sadece burada oturmaktan gerçekten çok sıkılıyorum.I'm getting really bored just sitting here.
Trafikte sıkıştığım için geç kalmıştım.I was late because I got stuck in traffic.
Tom kazancını giderine yetiştirmekte sıkıntı yaşıyor.Tom has trouble making both ends meet.
Daha sıkı çalışmış olmayı dileyeceksin.You'll wish you had studied harder.
Maalesef burada sıkıştık.I'm afraid we're stuck here.
Dolap kapısı sıkıştı.The closet door is stuck.
Boston'da burada sıkışıp kaldım.I'm stuck here in Boston.
Senden sıkılıyorum.I'm getting tired of you.
Sıkı çalıştın.You've worked very hard.
Çok sıkı çalışıyorsun.You're working too hard.
Sıkı bir programdayım.I'm on a tight schedule.
Biraz sıkıntı içindeyim.I'm in a bit of trouble.
Bundan sıkılıyorum.I'm getting tired of it.
Tom somunları sıkıştırdı.Tom tightened the nuts.
Ben biraz sıkışığım.I'm a little congested.
Tom sıkıntılı bir gece geçirdi.Tom had a rough night.
Boston'dan sıkıldım.I'm bored with Boston.
Biz gerçekten sıkıydık.We were really tight.
Tom Mary'yi sıkı sık arar.Tom often calls Mary.