sıkı ile cümle
sıkı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Daha sıkı çalışsaydı; başarabilirdi.If he had worked harder, he could have succeeded.
Tom sıkı çalışıyor.Tom has been working hard.
Tüm hafta sonu sıkı çalıştıktan sonra, nihayet yaşanabilir bir daireye sahibiz.After working hard all the weekend, finally we have a livable apartment!
Bu eğlenceli değil. Bu sıkıcı.This isn't fun. This is boring.
Tiyatro sıkıcıdır.Theater is boring.
Bu çok küçük ve sıkışık.It's very small and cramped.
Tom'un babası çok sıkıdır.Tom's dad is very strict.
Onun çok sıkıcı bir mizah duygusu var.He has a very dry sense of humor.
Tom köşeye sıkışmış bir fare gibi dövüştü.Tom fought like a cornered rat.
O izlemek için sıkıcı.It's boring to watch.
Güvenlik sıkılaştırılacak.Security will be tightened.
Tom Mary'ye sıkıca sarıldı.Tom hugged Mary tightly.
Buradaki yollar sıkışık.The roads here are congested.
Ne can sıkıcı!How annoying!
Bu sıkıcı.This is boring.
Okul sıkıcıdır.School is boring.
Bir araştırmaya göre, dünyada bir milyar kişi yoksulluktan sıkıntı çekiyor.According to a survey, 1 billion people are suffering from poverty in the world.
Hiç kitap olmasaydı, hayat hiç şüphesiz çok sıkıcı olurdu.If there were no books, life would no doubt be very dull.
Kibar ama sıkı olun.Be polite, but firm.
Ah çocuk, bu can sıkıcı.Oh boy, that's embarrassing.
Beni sıkıca kucakladı.He gave me a big hug.
İşim sıkıcı.My job is boring.
Onun sıkı bir bütçeyle yaşamaya alışkın olmadığı açıktır.It's obvious that he's not used to living on a tight budget.
Tom yöneticiyle el sıkışıyor.Tom is shaking hands with the manager.
En kötü düşmanımla el sıkışıyorum.I am shaking hands with my worst enemy.
Her şeyden sıkılmış bir profesör bütün öğrencilerini sıkar.Any professor who is bored by everything bores all of his or her students.
Ben bu pantolonları giyemem. Onlar çok sıkı.I cannot wear these pants. They are too tight.
Islak giysilerimi döndürerek sıkıyorum.I am wringing my wet clothes.
Ben bir portakal sıkıyorum.I am squeezing an orange.
Sıkı çalış!You work hard!
Mükemmellik sıkıcı mı?Is perfection boring?
Ben bir trafik sıkışıklığında sıkıştım.I'm stuck in a traffic jam.
Trafik sıkışıklığında sıkıştım.I'm stuck in a traffic jam.
Kader bana sıkı bir ders öğretti.Fate taught me a hard lesson.
Onlar sıkıldı.They are bored.
Bu sıkıcı olursa eve giderim.If it gets boring, I'll go home.
O sıkılmış görünüyor.He looks bored.
Saçma konuşma, işim çok sıkıcı!Do not talk nonsense, My job is very boring!
Onun sıkı bir programı var.He has a tight schedule.
Benim sıkışık bir programım var.I have a tight schedule.
Onun sıkı programına rağmen, Tom'un çocuklarıyla geçirmek için her zaman zamanı var.In spite of his tight schedule, Tom always has time to spend with his children.
Bu hafta gerçekten sıkı bir programım var.I'm on a really tight schedule this week.
Yarın için son derece sıkı bir programım var.I have an extremely tight schedule for tomorrow.
Bu hafta sonu sıkışık bir programım var.I have a tight schedule this weekend.
Bugün oldukça sıkı bir programım var.I have a pretty tight schedule today.
Seni sıkıntıya soktuğum için üzgünüm.I'm sorry to have bothered you.
Fermuar sıkıştı.The zipper is stuck.
Onlar, iki saat boyunca asansörde sıkışmış.They were stuck in the elevator for two hours.
Tom sıkılmış bir hâlde oraya oturuverdi.Tom just sat there looking bored.
Tom Mary'yi sıkı tuttu.Tom held Mary tight.
Tom kalabalık bir asansörde sıkıştı.Tom was stuck in a crowded elevator.
Ne düşündüğün sikimde bile değil.I don’t give a fuck about what you think.
O yavaş ve sıkıcı.It's slow and boring.
Tom golf sever ama Mary onun yavaş ve sıkıcı olduğunu düşünüyor.Tom likes golf, but Mary thinks it's slow and boring.
On beş dakika sonra sıkıldı.He got bored after fifteen minutes.
O çabucak sıkıldı.He got bored quickly.
Bu iş can sıkıcıdır.This job is a pain in the neck.
Bütün bu formları doldurmak can sıkıcı.Filling out all these forms is a pain in the neck.
Bu yazılımın nasıl çalıştığını anlamaya çalışmak sıkıcı.Trying to figure out how this software works is a pain in the neck.
Toplu taşıma aracı ile oraya gitmek can sıkıcı.It's a pain in the neck to get there by public transportation.