Haydi, benimle oyna, çok sıkıldım!Come on, play with me, I'm so bored!
Ailem aptal şeyler hakkında tartışmayı sürdürüyor. Bu çok can sıkıcı!My parents keep arguing about stupid things. It's so annoying!
Sıkı çalışmalısın.You should work hard.
Sıkı çalışman gerekiyor.You should work hard.
Sıkı çalışmalısınız.You must study hard.
Sıkılmış görünüyorsun.You look bored.
Sen sadece sıkı çalışmalısın.You have only to study hard.
Sen gerçekten sıkı bir işçisin.You're really a hard worker.
Çok daha sıkı çalışmalısın.You must study much harder.
Daha sıkı çalışmalıydın.You should have worked harder.
Bence senin daha sıkı çalışman gerekli.I think it necessary for you to study harder.
Sizin başarınız, sıkı çalışıp çalışmamanıza bağlıdır.Your success depends upon whether you work hard or not.
Başarınız sıkı çalışmanızın sonucudur.Your success is the result of your hard work.
Daha sıkı çalışmanı istiyorum.I want you to work harder.
Daha sıkı çalışmanı bekliyorum.I expect you to work harder.
Başarısız olmanın nedeni yeterince sıkı çabalamamandır.The reason why you failed is you did not try hard enough.
Ben paraya sıkışmadım.I'm not pressed for money.
Paraya sıkışık değilim.I'm not pressed for money.
Post modern tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Modern sonrası tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon.
Sıkı çalışma, Japonya'yı bugünkü haline getirdi.Hard work has made Japan what it is today.
O sıkı çalışma ve iyi iş duygusundan dolayı zengin oldu.She became rich by virtue of hard work and good business sense.
Sıkı çalışma onu bulunduğu yere getirdi.Hard work has brought him where he is.
Profesörün sıkıcı dersi beni uyuttu.The professor's boring lecture put me to sleep.
Lütfen sıkıca ısır.Bite down tightly, please.
Şehir merkezi Kyoto'da büyük bir trafik sıkışıklığı vardı.There was an enormous traffic jam in downtown Kyoto.
Dinlenme yerine, o her zamankinden çok daha sıkı çalıştı.Instead of taking a rest, he worked much harder than usual.
Tatil çok sıkıcı olmaya devam ediyor.The holiday continues to be very boring.
O sıkıntıyla karşılassa bile gülümsemeyi sürdürür.She carries on smiling even in the face of adversity.
Sıkıntıya rağmen, mimar dünya çapında üne ulaştı.Despite adversity, the architect achieved worldwide fame.
Sıkıntı en iyi okuldur.Adversity is the best school.
Ziyaretçiler, sıcak el sıkışma ile karşılandılar.The visitors were greeted with warm handshakes.
Mühendis sıkıntısı şirketimizin gelişimine büyük dar boğaz.The shortage of engineers is the greatest bottleneck to the development of our company.
Açlık insanlar arasında büyük sıkıntıya neden oldu.Famine caused great distress among the people.
Düzenli olarak açık havada çalışan kişiler uykusuzluk sıkıntısı çekmezler.People who regularly work in the open air do not suffer from sleeplessness.
Hakkında hiçbir şey bilmediğim Geometri çok sıkıcı bir konu gibi görünüyor.Geometry, about which I know nothing, seems like a very dull subject.
Seyirci sıkılmış görünüyordu.The audience appeared bored.
Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.Check all the loose knots and fasten them tight.
Genel olarak konuşursak, Japonlar sıkı işçidir.Generally speaking, Japanese are hard workers.
Kawazoe beni toplantıda sıkıştırdığı zaman, soğuk terler döktüm.When Kawazoe pinned me down at the meeting, I broke out in a cold sweat.
Sıkıntıya katlanacağım.I'll bite the bullet.
Biz köşeye sıkıştırıldık.We were driven to the wall.
Biz mali olarak sıkıntılıydık, uzun lafın kısası, biz iflastaydık.We were financially troubled, in short, we were bankrupt.
Bu yaz ciddi bir su sıkıntısı çekiyoruz.We are suffering from a severe water shortage this summer.
Sıkı bir savaş yaptık.We fought a hard battle.
Onun başarısını sıkı çalışmaya bağladık.We ascribe his success to hard work.
Bu ülkede petrol sıkıntımız yok.We are not short of oil in this country.
Ev ödemelerimizi yapmak için, kemerlerimizi sıkıştırmak zorunda kalacağız.To make our house payments, we're going to have to tighten our belts.
Ben onu sıkı çalışma programıma katacağım.I'll work that into my tight schedule.
Bazı sıkıntılarınız varsa onunla görüşmenizi öneririm.If you have some troubles, I recommend you confer with him.
Ben gerçekten sıkıcı mıydım?Was I really boring?
Filmlerin hepsi sıkıcı.All the films are boring.
Gösteri o kadar sıkıcıydı ki Ann ve ben uykuya daldık.The show was so boring that Ann and I fell asleep.
Film öylesine sıkıcıydı ki seyirciler tek tek ayrılmıştı.The movie was so dull that the audience left one by one.
En sıkıntılı olan en iyinin yozlaşmasıdır.What is most troublesome is the corruption of the best.
Genel olarak konuşursak, Japonlar sıkı işçilerdir.Generally speaking, the Japanese are hard workers.
Bir günlük sıkı çalışmadan sonra sessiz olmak istiyorum.I want to be quiet after a day's hard work.
Sıkı çalışırsan sınavını geçersin.If you work hard, you'll pass your exam.
Sıkı çalış ve başaracaksın.Study hard, and you'll succeed.