Başka birinin gelip gelmeyeceğini görmek için bir süre takıldım.I stuck around for a while to see if anyone else would come.
Çoğu insan gösteriden sonra bir süre takıldı.Most people stuck around for a while after the show.
Ben bir süre için tekrar dişçiye gitmek zorunda kalmamalıyım.I shouldn't have to go to the dentist again for a while.
Elinden geldiğince kısa sürede bunun hakkında gidip bir doktorla görüşmeni öneririm.I suggest that you go and see a doctor about this as soon as you can.
Biraz yardım almak ne kadar sürer?What does it take to get a little help?
Araba sürerken emniyet kemerini bağla.Fasten your seat belt while driving.
Tom ne tür bir araba sürer?What kind of car does Tom drive?
Tom bir süre kasabanın dışına çıkmak istediğini söyledi.Tom said he wanted to get out of town for a while.
Tom henüz araba süremiyor.Tom isn't able to drive yet.
Tom uzun süre bekletilmekten hoşlanmıyor.Tom doesn't like to be kept waiting for a long time.
Tom otuz dakika ya da daha az sürede ofisine yürüyebilir.Tom can walk to his office in thirty minutes or less.
Eğer hızlı sürerse, Tom on dakikada oraya varabilir.Tom can get there in ten minutes if he drives fast.
Dün Tom arabasını geri sürerken Mary'nin bisikletini ezdi.Yesterday, when Tom was backing up his car, he ran over Mary's bicycle.
Tom istemediği sürece Mary ile dans etmek zorunda değildir.Tom doesn't have to dance with Mary unless he wants to.
Tom ve Mary bir hafta süreyle partiyi erteleme kararı aldı.Tom and Mary agreed to postpone the party for a week.
Uzun süre İzlanda'da yaşadı.He lived in Iceland very long.
Başarılı olmayan devrimler kısa sürede unutulur.Revolutions that don't succeed are soon forgotten.
Tom Mary'nin ne kadar kısa sürede akşam yemeğini hazırlayacağını merak etti.Tom wondered how soon Mary would have dinner ready.
Tom, onlar ilkokuldayken, sürekli Mary'ye sataşırdı.Tom used to pick on Mary all the time when they were in elementary school.
Tom uzun bir süre bilgisayarındaki antivirüs yazılımını güncellemedi.Tom hasn't updated the antivirus software on his computer in a long time.
Tom bir süre Mary'yi görmedi.Tom hasn't seen Mary in a while.
Tom uzun süre çin dominosu oynamadı.Tom hasn't played mahjong in ages.
Tom uzun süredir evlenmedi.Tom hasn't been married long.
Tom uzun süredir burada yaşamıyor.Tom hasn't been living here long.
Tom Boston'da uzun süre bulunmadı.Tom hasn't been in Boston long.
Tom uzun süredir burada değil.Tom hasn't been here long.
Tom uzun süredir burada değildi.Tom hasn't been here long.
Tom uzun süredir barmenlik yapmıyor.Tom hasn't been bartending long.
Bilgisayarını bir süre kullanabilip kullanamayacağımı merak ediyordum.I was wondering if I could use your computer for a while.
Bir süre oldu, değil mi?Been a while, hasn't it?
O nasıl bir araba süreceğini öğrenmeyi başardı.She managed to learn how to drive a car.
Ne kadar süredir Brezilya'da bulunuyorsun?How long have you been in Brasília?
Aktör yarım saatten az süre içinde beş tane karakter oynayacak.The actor will play five characters in less than half an hour.
Ben bir süre oturdum ve sonra uzaklaştım.I sat for some time and then went away.
Yıllar süren savaş ülkeyi fakirleştirdi.The war lasting for years impoverished the country.
Ne kadar süre için buradasın?How long are you here for?
O asla uzun süre kalmaz.He never stays long.
Uzun süre bekledik ama gelmedin.We waited for a long time, but you didn't arrive.
Uzun süre konuşmadım.I didn't speak for long.
Kısa sürede İngilizce konuşmayı öğrenin!Learn to speak English in little time!
İşi ne kadar sürede bitirebileceksin?How soon will you be able to finish that job?
Titanikte panik hüküm sürer.Panic rules on the Titanic.
Betty çok hızlı araba sürer.Betty drives very fast.
Çok yorgun olduğu için, kısa sürede uykuya daldı.Being very tired, I soon fell asleep.
Araba sürebilecek biri var mı?Can anyone drive?
Çok fazla yemediğiniz sürece her şeyi yiyebilirsiniz.You may eat anything as long as you don't eat too much.
Bay Smith ve ben uzun süredir birbirimizi tanıyoruz.Mr. Smith and I have been acquainted with each other for a long time.
Konser muhtemelen üç saat sürecek.The concert will probably last three hours.
Benim deneme süremin sonu yaklaşıyor.The end of my probation period is nearing.
Ben onun ne kadar süreceğini bilmiyorum.I don't know how long it'll last.
İlaç firması yaşlanma sürecini durdurmak için hayat iksirini arıyor.The pharmaceutical company is looking for the Elixir of Life to stop the ageing process.
Fırtına daha ne kadar sürecek?How much longer will the thunderstorm last?
Almancayı öğrenmek için ne kadar süreye ihtiyacın var?How long do you need to learn German?
Ne kadar süre kalmak zorundayım?How long do I have to stay?
Sana söylemediğim sürece hareket etme.Don't move unless I tell you.
Tom bir haftadan daha fazla bir süredir hastanedeydi.Tom was in the hospital for over a week.
Mümkün olduğu kadar uzun süre kalmak istiyorum.I'd like to stay as long as possible.
Mümkün olduğunca uzun bir süre senin için çalışmak isterim.I'd like to work for you as long as possible.
Tom'u süresiz olarak koruyamıyoruz.We can't protect Tom indefinitely.
O ne kadar süredir ölü?How long has he been dead?