Ne kadar süredir Brezilya'da bulunuyorsun?How long have you been in Brasília?
Neden sürekli olarak bayrakları değiştiriyorsun?Why are you constantly changing flags?
Aktör yarım saatten az süre içinde beş tane karakter oynayacak.The actor will play five characters in less than half an hour.
O uzun bir süre yaşadı.She lived for a long time.
Mümkün olduğu kadar kısa sürede geleceğim.I'll come as soon as possible.
O, bir süre uzanıyordu.He was lying down for a while.
O bir süre dinlendi.He rested for a while.
O, bir süre yürüdü.He walked on for some time.
Bir süre sessiz kaldı.He kept silent for a while.
O, bir süre mutluydu.He was happy for a time.
Biz bir süre onu yalnız bırakmaya karar verdik.We decided to leave him alone for a while.
O, bir süre sessiz kaldı.He remained silent for a while.
O, benden sürekli olarak ödünç para alıyordu.He was constantly borrowing money from me.
O, Londra'da ne kadar süredir yaşamaktadır?How long has he lived in London?
O, ne kadar süredir yok?How long has he been absent?
Sürekli yürüdü.He walked on and on.
Kısa sürede buradaki iklime alışacaktır.He will soon get used to the climate here.
O, kısa sürede oyuna dönecek.He will return to the game soon.
O gelmeden uzun süre önce değildi.It was not long before he arrived.
O, kısa sürede uzaklaştı.He soon walked away.
O, maraton yarışında onun süresini ölçtü.He timed her in the marathon race.
Konuşmasının bir bölümünü unuttu ve bir süre doğaçlama yapmak zorunda kaldı.He forgot part of his speech and had to ad-lib for a while.
O sürekli şarkı söyledi.He sang and sang.
O açlık ve yorgunluk yüzünden bayıldı, ancak bir süre sonra kendine geldi.He fainted with hunger and fatigue, but came to after a while.
Bizim varışımızdan kısa bir süre sonra ayrıldı.He left soon after our arrival.
O, on yıldan daha fazla süredir tek başına bir kabinde yaşamaktadır.He has been living in the cabin by himself for more than ten years.
Kısa sürede şoktan çıktı.He soon recovered from the shock.
O onlara nasıl gemi süreceğini öğretti.He taught them how to sail ships.
Her gün bir süre yalnız yaşamaktan hoşlanır.He likes to spend some time in solitude every day.
Onlar kısa süre önce evlendiler.They got married only recently.
Onların ne kadar süredir evli olduğunu biliyor musunuz?Do you know how long they have been married?
Onlar sürekli olarak konuşmayı sürdürdüler.They kept talking all the time.
Onlar sürekli olarak birbirlerini geçmeye çalışıyorlar.They are constantly trying to outdo each other.
Gece yarısı sonrasına kadar sürekli konuştular.They talked and talked until after midnight.
Rüzgarlı almadığı sürece olur.It's OK as long as it doesn't get windy.
Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla süremi aldı.It took me more than a month to get over my cold.
Soğuk algınlığımı atlatmam uzun bir süremi aldı.It took me a long time to get over my cold.
Çok sıcak olmadığı sürece yürürdüm.I would walk, except it's too hot.
O sözün yerine getirilmediği bir aydan daha fazla süre sonra fark edildi.It was noticed after more than a month that that promise had not been carried out.
Sürekli yağmur yağdı.It rained day after day.
Eğer onu yapamıyorsanız, en kısa sürede bizi arayın.If you can't make it, call us as soon as possible.
Fırtına ne kadar sürecek?How long will the storm last?
Ne kadar süredir tenis oynamaktadırlar?How long have they been playing tennis?
Yaşlı adam dinlenmek için kısa bir süre durdu.The old man stopped for a moment to rest.
İnsanlar, bunun farkında olsun veya olmasın, sürekli mutluluk ararlar.Human beings, whether they realise it or not, continually seek happiness.
NB:Çok uzun süre önce çizildi bu yüzden kalite kötüdür.NB: This was drawn a long time ago so the quality is low.
Yıllarca süren çaba boşa gitti.Years of effort came to nothing.
Son zamanlarda sürekli yağmur yağıyor.It's been raining all the time recently.
Aşk, sürekli olarak gizem ve sefalettir.Love is mystery and misery indefinitely.
Nasıl araba süreceğini sana öğretebilirim.I can teach you how to drive.
O bir arabayı nasıl süreceğini öğreniyor.He is learning how to drive a car.
Bu sürekli gürültü beni sinirlendiriyor.This continuous noise annoys me.
Sahibinin uzun süredir aradığı kayıp kediyi buldum.I found the lost cat that its owner had been looking for for a long time.
Yaklaşık bir düzine ağaç kısa sürede dikilmişti.About a dozen trees had soon been planted.
Sürekli o konu hakkında düşündü.She thought about that matter all the time.
Bir süre bekleyin.Wait a moment.
En kısa sürede bana yazsan iyi olur.You'd better start as soon as possible.
Uzun süre görüşmedik.Long time, no see.
Uzun süredir seni görmedim.I haven't seen you for a long time.
Onunla son karşılaştığımızdan beri kısa bir süre oldu.It's been a while since we last met.