Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."Nu, trebuie să înfierbânţi sufletele oamenilor cu viziuni de explorare a malurilor îndepărtate."
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin.""Precisam de inflamar as almas das pessoas "com visões de explorações de praias distantes."
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."Tidak, Anda perlu membakar jiwa orang-orang itu dengan visi menjelajahi pesisir nun jauh."
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."Όχι, πρέπει να βάλεις φωτιά στις ψυχές των ανθρώπων με οράματα για την εξερεύνηση μακρινών ακτών".
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."Нет, нужно зажечь огонь в душах людей картинами далёких земель".
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."Не, трябва да възпламените душите на хората с видения за изследването на далечни брегове."
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."לא, אתה צריך להצית את נפשות האנשים עם מראות של חקר ארצות רחוקות."
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."بل عليك ان تغذي في ارواح الناس .. الامل باستشكاف الشواطىء البعيدة ..
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."人々の魂を奮い立たせることだ」 これが我々に必要なことです 希望を持つこと
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.A každé přímo na svou stranu šlo. Kamkoli ukazoval duch, aby šla, tam šla, neuchylovala se, když chodila.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.De gik alle lige ud; hvor Ånden vilde have dem hen gik de; de vendte sig ikke, når de gik.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.E cada qual andava para adiante de si; para onde o espírito havia de ir, iam; não se viravam quando andavam.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.In šle so vsaka naravnost predse; kamor je hotel iti duh, so šle; niso se obračale, kadar so šle.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Každá išla priamo smerom svojej tvári. Kam bol obrátený Duch ísť, ta išly; neobracaly sa, keď išly.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.신이 어느 편으로 가려면 그 생물들이 그대로 가되 돌이키지 아니하고 일제히 앞으로 곧게 행하며
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Mỗi con đi thẳng tới : thần khiến đi đâu thì đi đó , không xây mình lại trong khi đi .
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Mỗi con đi thẳng tới: thần khiến đi đâu thì đi đó, không xây mình lại trong khi đi.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Och de gingo alltid rakt fram; vart anden ville gå, dit gingo de, och när de gingo, behövde de icke vända sig.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Og hvert av dem gikk rett frem; dit hvor ånden vilde gå, gikk de; de vendte sig ikke når de gikk.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.Waar hun geest ging, gingen zij; recht vooruit, zonder zich om te draaien.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.И вървяха всяко направо пред себе си; гдето се носеше духа, там вървяха; като вървяха не се обръщаха.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.ואיש אל עבר פניו ילכו אל אשר יהיה שמה הרוח ללכת ילכו לא יסבו בלכתן׃
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.وكل واحد كان يسير الى جهة وجهه. الى حيث تكون الروح لتسير تسير. لم تدر عند سيرها.
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.他 們 俱 各 直 往 前 行 、 靈 往 那 裡 去 、 他 們 就 往 那 裡 去 、 行 走 並 不 轉 身
Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.他 們俱 各 直 往 前行 、 靈往 那 裡去 、 他 們 就 往那 裡去 、 行走 並 不 轉身
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.홈즈는 chuckled와 그의 의자에 wriggled로 자신의 습관을 때 기세가되었다.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes chicotit and strecurat în scaun, astfel cum a fost obiceiul lui când cu băuturi spirtoase de înaltă.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes cười khúc khích và luồn lách trong ghế của mình, như là thói quen của mình trong khi tinh thần cao.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes gloussa et se tortillait sur sa chaise, comme c'était son habitude quand de bonne humeur.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes grinede og sprællede i sin stol, som han havde for vane, når de er i højt humør.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes grinnikte en spartelde in zijn stoel, zoals zijn gewoonte wanneer in hoge geesten.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes kuncogott és wriggled a székében, mint volt a szokása, amikor a nagy szellemek.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes lachte und wand sich in seinem Stuhl, wie es seine Gewohnheit, wenn sie in Hochstimmung.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes nauroi and pakoili tuolissaan, kuten hänen tapansa kun hyvillä mielin.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes riu e se contorceu na cadeira, como era seu hábito quando em alto astral.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes sa zasmial a zavrtel sa na stoličke, ako mal vo zvyku, keď v dobrej nálade.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes se rió entre dientes y se retorcía en su silla, como era su costumbre cuando de muy buen humor.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes se zasmál a zavrtěl se na židli, jak měl ve zvyku, když v dobré náladě.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes skrockade och vred sig i stolen, vilket var hans vana när uppsluppen.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes sorrise e agitò sulla sedia, come era sua abitudine, quando di buon umore.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes tergelak dan menggeliat di kursinya, seperti kebiasaannya ketika dalam semangat tinggi.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes uśmiechnął się i poruszył się w fotelu, jak było w jego zwyczaju, gdy w świetnym humorze.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes zarežal in wriggled na stolu, saj je bila njegova navada, ko v dobro voljo.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Holmes γέλασε και απέφυγε στην καρέκλα του, όπως το συνήθιζε όταν πολύ κέφι.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Холмс посміхнувся і звивався в кріслі, за своїм звичаєм, коли в піднесеному настрої.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Холмс се засмя и wriggled в стола си, както му беше навик, когато сте в добро настроение.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.Холмс усмехнулся и извивался в кресле, по своему обыкновению, когда в приподнятом настроении.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.הולמס צחקק התפתל בכיסאו, כהרגלו כשהוא במצב רוח מרומם.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları.ذهل هولمز وتملص في مقعده ، كما عادته عندما بروح معنوية عالية.
Holmes güldü ve koltuğunu wriggled, onun alışkanlığı yüksek ruhları."それは、人里から少しではありませんか?"と彼は言った。
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.,,Acest soi de draci``, le -a zis El, ,,nu poate ieşi decît prin rugăciune şi post.``
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.A on im rzekł: Ten rodzaj dyjabłów inaczej wynijść nie może, tylko przez modlitwę i przez post.
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.A povedal im: Toto pokolenie nemôže vyjsť nijakým činom, iba modlitbou a pôstom.
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.Ed egli disse loro: «Questa specie di demòni non si può scacciare in alcun modo, se non con la preghiera»
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.Él les dijo: --Este género con nada puede salir, sino con oración
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.Hän sanoi heille: "Tätä lajia ei saa lähtemään ulos muulla kuin rukouksella ja paastolla".
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.Han svarade dem: »Detta slag kan icke drivas ut genom något annat än bön och fasta.»
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.Il leur dit: Cette espèce-là ne peut sortir que par la prière.
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.In reče jim: Ta rod ne more iziti z ničimer razen z molitvijo in postom.
İsa onlara, ‹‹Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir›› yanıtını verdi.I řekl jim: Toto pokolení nijakž nemůž vyhnáno býti, jediné modlitbou a postem.