Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Deseaba regresar a donde estaba el romance.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Ich wollte wieder dorthin, wo die Romantik war.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Ik wilde teruggaan naar die romantiek.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Je voulais revenir là où se trouvait la romance.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.저의 로맨스가 있던 그 곳으로 돌아가고 싶었습니다.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Tôi muốn quay trở lại nơi mà sự lãng mạn bắt đầu.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Voiam să mă întorc unde era pasiunea.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Volevo tornare laddove c'era il romanzo.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Ήθελα να γυρίσω πίσω εκεί που ήταν ο μύθος.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.Исках да се върна там, където беше романтиката.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.רציתי לחזור לנקודה שבה הייתה הרומנטיקה.
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.اردت العودة الى حيث توجد الشاعرية
Romantizmin olduğu yere dönmek istiyordum.確保したかったのです 当時は 飛行機の
Tam romantizm.Aivan romanssi.
Tam romantizm.Anzi, al romanticismo.
Tam romantizm.Cukup asmara.
Tam romantizm.Destul de romantism.
Tam romantizm.Docela Romance.
Tam romantizm.Docela románik.
Tam romantizm.Egészen a romantika.
Tam romantizm.Ganz im Romantik.
Tam romantizm.Heel de romantiek.
Tam romantizm.Helt romantikken.
Tam romantizm.Khá lãng mạn.
Tam romantizm.확실히 로맨스.
Tam romantizm.Ravno romance.
Tam romantizm.Snarare romantik.
Tam romantizm.Tout le roman.
Tam romantizm.Wręcz romans.
Tam romantizm.Μάλλον το ειδύλλιο.
Tam romantizm.Довольно романтики.
Tam romantizm.Досить романтики.
Tam romantizm.Точно романтика.
Tam romantizm.تماما الرومانسية.
Tam romantizm.ボビーは、クラブある晩に私にニュースを破った、と次の日彼は私を紹介
Tolkien henüz dört yaşındayken babaları Arthur'u ateşli romantizmaya kaybettilerHol van a lányom? Érzed, te gyilkos? Ezzel fojtalak meg.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Das Produkt war dieses Flugzeug. Aber es brachte ein Romantik zustande.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Đó là chiếc máy bay. Nhưng nó tạo lên sự lãng mạn.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.El producto era el aeroplano que permitió construir un romance.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Het product was dat vliegtuig, maar het schiep een romantiek.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Il prodotto era l'aereo. Ma ha costruito un romanzo.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.저에게는 그 대상이 비행기였습니다.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Le produit était cet avion. Mais ça construisait une romance.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Produsul era acel avion. Dar a creat o romanță.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Tym produktem był samolot. Ale to budowało romans.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Το προϊόν ήταν εκείνο το αεροπλάνο. Αλλά έχτιζε έναν μύθο.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Продуктът беше онзи самолет. Но той изграждаше романс.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.Тогда этим объектом был самолёт. И он был окутан романтикой.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.המוצר היה המטוס הזה. אבל זה יצר רומנטיקה.
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.المنتج هو الطائرة لكنها شكلت شاعرية
Ürün bu uçağın kendisiydi fakat o bir romantizm kurgulardı.そして憧れを生み出した 飛行機の機器ですら
Ve aynı zamanda romantizm akımının ilkeleriyle, gelenekleriyle uyumlu bir resim.Odkazuje na původní tradice romantismu.
Ve aynı zamanda romantizm akımının ilkeleriyle, gelenekleriyle uyumlu bir resim.Це дуже романтичний пейзаж - тобто такий, що звертається до традицій романтизму
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.물론, 어떤 식으로, 로맨스라고 함은, 제반 사항들에 대한 미학의 한 부분이 되는 것입니다.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Natuurlijk bedoel ik met romantiek voor een deel ook de esthetiek van die hele situatie.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Oczywiście mówiąc o romansie mam na myśli estetykę tej całej sytuacji.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Şi bineînţeles, într-un fel, când spun romanță, mă refer în parte la estetica întregii situaţii.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Und natürlich, wenn ich Romantik sage, dann meine ich zum Teil die Ästhetik dieser ganzen Situation.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Và tất nhiên,theo cách mà tôi nói về sự lãng mạn, Ý tôi là về phần thẩm mỹ của toàn bộ tình huống.
Ve tabii ki bir anlamda romantizm dediğim zaman yani kısmen bütün durumun estetiğinden bahsediyorum.Και φυσικά, κατά κάποιο τρόπο, όταν λέω μύθο, εννοώ κατά μέρος την αισθητική της όλης κατάστασης.