Dövme yaptırma, iki ila üç kat daha yüksek hepatit C riski ile ilişkilendirilmektedir.A tetoválás elterjedésével két-háromszorosára nőtt a hepatitis C fertőzés veszélye.
Bunların küçük bir bölümünde hastalık hayati risk taşır.Ezek közül is csak csekély hányadnál válik életveszélyessé a betegség.
DİK, dünyanın birçok bölgesinde, hepatit C için büyük bir risk faktörüdür.A világ sok részén a hepatitis C legfontosabb kockázati tényezője az intravénás drog használat.
Bu denli bir riski göze alamayız' demiştir.Ezt a kockázatot nem szabad felvállalnunk."
İşte burada bir risk alıyorum.Ebben az esetben a másik fél is kockázatot visel.
Biraz batıldır ve dikkatlidir ama gerekirse risk alır.Szelíd és gondoskodó természetű, de ha szükség van rá, harcolni is tud.
Üriner kateterizasyon idrar yolu enfeksiyonu riskini artırır.A kontaktlencsék növelik a fertőzés kockázatát.
Risk faktörlerinin bulunması organizmaların yayılmasını kolaylaştırır.A kockázati tényezők jelenléte elősegíti a kórokozók elszaporodását.
Güçsüz kalınan yaşlılık döneminde iyi ağız sağlığı bakımı aspirasyon pnömonisi riskini azaltabilir.Legyengült idősek körében a megfelelő szájhigiénia csökkentheti az aspirációs tüdőgyulladás veszélyét.
Puanlama sistemi alışverişin riskini azaltmayı amaçlamaktadır.A fedezeti ügyletek célja az üzletmenetből adódó kockázat csökkentése.
Taşıma gerektiren durumlarda ilk yardımı yapan kişi kendi sağlığını asla riske sokmamalıdır.Az elsősegélynyújtónak vészhelyzetben mindig gondolnia kell a saját biztonságára.
Beklenen yararlarla beraber risk de açıklanmalıdır.A létfenntartáson túl már az elismert kockázatokkal szembeni védelem is megjelenik.
Kanaması olanların ölüm riski 50% düzeyine ulaşmaktadır.Azon betegek esetében, akiknél vérzés lép fel, 50% az esélye annak, hogy a betegség halállal végződik.
Bunların paylaşılması, HCV’ye maruz kalma riski doğurur.Közös használatukkor HCV-kitettség veszélye áll fenn.
Araştırmalar yüksek potasyum içeren besinlerle beslenmenin hipertansiyon riskini düşürdüğünü göstermektedir.Vizsgálatok szerint a BpA már alacsony koncentrációban is magas kockázatot jelenthet.
Matt Groening, Homer'ın nükleer santralde çalışmasının sebebini tahribat riskinden ötürü olduğunu söylemiştir.Matt Groening elmondta, hogy azért helyezte el Homert egy erőműbe, mert ott bármikor tud problémát okozni.
Sigorta risk paylaşımını içeren bir risk işlemi seçeneğidir.A társadalombiztosítás kockázatvállaláson alapuló kötelező biztosítási rendszer.
50 yaşın üstündekilerde ise Listeria monocytogenes ile enfeksiyon riski artmaktadır.Ötvenéves kor felett megnő a L. monocytogenes által okozott agyhártyagyulladás kockázata.
Bu yaştan itibaren her on yılda risk yaklaşık iki katına çıkar.Az ő esetükben az életkor minden tizedik évével a kockázat 20%-kal emelkedik.
10 yıl içerisinde diyabetin ortaya çıkması için %50 oranında bir risk vardır.400 remnél 50% esély van a halálos kimenetelre 30 napon belül.
İlgili finansal enstrümanın belirli zaman periyodundaki riskini ölçmeye yarar.Őket az anyagi energia működése valamilyen szinten kárhozatra ítéli.
Tedavi edilmemesi yüksek riskli sonuçlar doğurabilir ve başka hastalıklara sebebiyet verebilir.Nem allergén, de gyengítheti más gyógyszerek hatását.
Dünya çapında yaklaşık 200 milyon kişi kala azar için risk altındadır.Világszerte mintegy 200 millió ember fogyaszt rendszeresen illegális szereket.
Gebe hastalara uygulanmasından önce riskler ve potansiyel yararlar değerlendirilmelidir.Terhesség esetén mérlegelni kell a szedés előnyeit és veszélyeit.
Mevcut olan riskler, esas olarak olaylar (event) ile ifade edilir.Lényegében a – fentiekben említett – kockázatot jelentő körülmények kerüléséből áll.
Yolcuların çoğu için çok düşük risk mevcuttur.A járatainak a többsége tág.
Risklerden kaçınmak.Kockázat semmi.
Vücut ısının düşmesinin soğuk algınlığı için risk faktörü oluşturduğu fikri tartışmalı bir konudur.Ennek ellenére vitatott, hogy a test lehűlése a meghűlés rizikófaktorai közé tartozik-e.
Dünya Sağlık Örgütü, yalnızca yüksek riskli gruplarda testin yapılmasını önermektedir.Másutt a védőoltás csak a nagy kockázatnak kitett személyek számára javasolt.
Riskin, aynı zamanda, daha büyük dövmeler için daha büyük olduğu görülmektedir.Úgy tűnik, a kockázat terjedelmes tetoválás esetén nagyobb.
Gebelikte düşük ve anormallik yapma riski vardır.Kicsi a sérülés és a túlterhelés veszélye.
Kanaması olanların ölüm riski 50% düzeyine ulaşmaktadır.Niillä, joilla on verenvuotoa, kuoleman todennäköisyys on jopa 50 %.
Çalışma esnasındaki kaza riski 10% düşer.Kuoleman todennäköisyys operaation yhteydessä olisi ollut kymmenen prosenttia.
Fransa başbakanı Maurice Rouvier Almanya ile bu konu yüzünden savaş riskini göze alamadı.Ranskan pääministeri Maurice Rouvier varoitti sodan uhasta, ellei Ranska osallistu kokoukseen.
Birçok genin hastalık riskine etki ettiği bildirilmektedir.Sairastumisen riskiin voivat vaikuttaa monet geenit.
İşte burada bir risk alıyorum.Riskinä olisi ollut myös pako.
Preklamsi aynı zamanda bebek ölümü riskini de ikiye katlamaktadır.Kuitenkin hoitamaton keliakia kaksinkertaistaa kuolemanriskin.
Risk Yönetimi kavramı Kurumsal Yönetimin önemli bir yönünü oluşturmaktadır.Turvallisuusjohtaminen on osa normaalia yrityksen johtamista.
Dispute) faktoring şirketi riskten kurtulur.Vuokralleottaja kantaa riskin esineen jäännösarvosta.
Test raporları, piller talimatlara uygun olarak kullanılmadığında ateş riskini bildirir.Syytä huoleen ei ole, jos pillereitä on käytetty ohjeiden mukaisesti.
Bununla birlikte, kesin bir genetik ve ailevi risk henüz saptanmamıştır.Todellinen EU:n yhteinen turvapaikka- ja maahanmuuttopolitiikka ei silti ole toteutunut.
Bununla beraber bu tür uğraşlar her zaman için risk taşımaktadır.Kysymyksen ottamiseen sisältyi siis aina riski.
Tekrarlama riski % 25 olan hastalıkta doğum öncesi tanı mümkündür.Uudessa raskaudessa sen uusimisriskiksi arvioidaan 25%.
Bu bakımdan, risk olmadan belirsizlik olabilir ama belirsizlik olmadan risk olamaz.Hänen mukaansa riskille voidaan laskea arvo, mutta epävarmuudelle ei.
Büyük Britanya'ya göre Rusya'nın Orta Asya'daki ilerlemeleri İngiliz Hindistan'ı için bir risk oluşturuyordu.Britit pelkäsivät, että Venäjän eteneminen Keski-Aasiassa uhkaisi brittien hallitsemaa Intiaa.
Uyku apne sendromu olan hastaların trafik kazası yapma riski normalden 8 kat fazladır.Tupakoitsijoiden sairastumisvaara on kahdeksankertainen.
Bu nedenle, yaparak alarak bir risk.Mä olen riippuvainen siitä, että on pakko ottaa riskejä.
Bu risk ilaçtan ilaca değişir.Geenitieto muuttaa lääkitystä.
Sünnetsiz erkeklerde bulaşma riski sünnetlilere göre 3 kat daha fazladır.Kontaktilajeissa vammautumisriski on kolminkertainen verrattuna ei-kontaktilajeihin.
Yanı sıra, hastalık riski de bu yaş üzeri ile artmaktadır.Sairastumisriski kohoaa iän myötä.
Bu kandillerden doğacak yangın riskine karşı birkaç oda yüzlerce su kovası ile doldurulmuştur.Tulipalon vaaran vähentämiseksi joihinkin huoneisiin oli varastoitu satoja vesisankoja.
Risk gelecekteki belirsiz olayların olma ihtimaliyle ilişkili olarak görülebilir.Näihin saattaa sisältyä ympäristön kannalta vielä tuntemattomia riskejä.
Derinlik ve risk faktörleri hesaplanarak ücret cetvelleri buna göre düzenlenmiştir.Päätökset hinnoista ja palkoista tehdään tämän odotuksen mukaisesti.
Dış riskler başka bir bakış açısı ile bakmayı gerektirir.Eri määritelmät katsovat melua eri näkökulmasta.
Risk hem olumlu hem de olumsuz olabilir ama insanlar genellikle olumsuz kısmına konsantre olmaktadır.Varaus voi olla positiivinen tai negatiivinen, kun taas massa on aina positiivinen.
Risklerden kaçınmak.Tiedän riskin.
Yine de bu yapay rüzgarın fiziksel riskleri vardır.Tämä artikkeli kertoo fysikaalisesta voimasta.
Pirazolon türevleriyle birlikte kullanımı gastrointestinal ülserasyon riskini artırır.Pioglitatsoni voi lisätä riskiryhmällä sydäntapahtumia.
Dik yamaçlı bu tepe kış aylarında çığ riski oluşturmaktadır.Täyttömaasta koottu Paloheinän huippu tuo mäenlaskumahdollisuuksia talvella.
Bir riske gireceğini söyledi.Hän sanoi ottavansa riskin.