Böylece Fas Sultanlığı biraz rahatlamış oldu.Присутствие карабина меня несколько успокоило.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Он легко брался за работу, легко же с ней и расставался.
Rahatlatıcı ve dinlendirici özelliğiyle tanınan bir müziktir.Успокаивающая — спокойная и расслабляющая музыка.
Miler gelir ölmekte olan kızını rahatlatmaya çalışır.Гомер пытается вернуть уважение обиженной дочери.
Ey Müslümanlar, rahatlamayın!أيها المسلمون، لا تشعروا بالراحة!
Kapılardan birini rastgele seçer ve keçi açığa çıktığında rahatlar.فيقوم بفتح إحدى الأبواب عشوائياً وسيسعد عندما ينكشف الماعز.
Rahatlatıcı ve dinlendirici özelliğiyle tanınan bir müziktir.عرفت موسيقى "ملوك الراحة" ببساطتها وجمالها.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.تأكدت من أنها حققت ما أرادته، ثم عادت أدراجها سريعاً.
Herkes rahatlar.والجميع إستراح إليه.
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.أما العلاج فهو لمعالجة الأعراض.
Bunların hepsini bağlayan tartışılmaz gerçekler var ve ben bunu çok rahatlatıcı ve nazik buldum.Existem verdades indiscutíveis que conectam todas elas, e as acho muito reconfortantes e gentis.
Boyutu, rahatlama, iklim ve doğal kaynaklar Brezilya'yı coğrafi olarak farklı kılar.O seu tamanho, relevo, clima e recursos naturais fazem do Brasil um país geograficamente diverso.
Herkes rahatlar.Todos se acalmem.
Charlie elinden geldiğince Claire’i rahatlatmaya çalışır.Charlie tenta remediar seu relacionamento com Claire.
Eşi şaşırır ve biraz rahatlar.Ela acalma a pessoa e se despede.
İlk birleşme: Anne gelip çocuğu rahatlatır, sonra yine çıkar.Primeiro episódio de reunião: O pai saúda e conforta o filho, então sai de novo.
Carl, Judith ve Andre Anthony'nin cennette bir arada olduğunu söyleyerek Michonne'u rahatlatmaya çalışır.Carl diz a Michonne que talvez Judith e Andre Anthony estão juntos no céu.
Rahatlatıcı ve dinlendirici özelliğiyle tanınan bir müziktir.Era uma música suave, agradável e relaxante.
Bu romanıyla Rand finansal anlamda rahatlamıştır.Na arte, Rand promoveu o realismo romântico.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Ela o acolheu em sua casa e passou a cuidar dele até que se restabelecesse.
Ey Müslümanlar, rahatlamayın!Weest niet terughoudend!
Bobby eşini rahatlatmaya çalışır ve ardından ona "Family Guy ne ki?" diye sorar.Bobby sluit af met "Wat is Family Guy?".
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.Behandeling bestaat uit verlichting van de symptomen.
Herkes rahatlar.Iedereen was aan het relaxen.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.De economie bloeide weer op.
Rahatlatıcı bir tarzı var.Heeft rustgevende eigenschappen.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.De Vere verzoende zich met zijn vrouw en leefde weer met haar samen.
Fakat Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yakınlaşmasıyla birlikte bu durum belirgin şekilde değişti ve rahatladı.Naarmate Japan echter meer verenigde werd, veranderde de houding tegenover de Europeanen en hun invloeden.
Rahatlama hissi yoğunluğun en çok olduğu yerde en çarpıcıdır .’Maar ja, gevoelsmatig past die lichaamshouding nu eenmaal het beste bij mij."
Ey Müslümanlar, rahatlamayın!Muzułmanie zjednoczcie się!
Herkes rahatlar.Wszyscy mdleją.
Rahatlatıcı bir tarzı var.Mają łagodne usposobienie.
Eşi şaşırır ve biraz rahatlar.Zachęca do cieszenia się z życia i relaksu.
Konstantinos Hristiyanlığı serbest bırakınca biraz rahatlarlar.Współcześnie zasady narzucane przez chrześcijaństwo ulegają złagodzeniu.
Güzel kokulu bu bitkinin sakinleştirme ve rahatlatma etkisi vardır.Przyjemne zapachy prawdopodobnie poprawiają koncentrację i pamięć.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.Uzdrowił ekonomię państwa.
Deyişmenin sonunda da âşıklar birbirlerini rahatlatmak, gönül almak için karşılıklı koşmalar söyler.Innebörden är att vi genom att tala med varandra kan vi trösta varandra.
Herkes rahatlar.Alla räddas.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Hon hade gått med på det, och han blev då bättre.
Sarımsak ve soğan, sağlık için kullanıldı ve astımlı hastaları rahatlatacağı kabul edildi.Lök och vitlök användes för att främja god hälsa och ansågs lindra symtom på astma.
Stadyumun giriş ve çıkışlarını rahatlatmak için kapı sayısı da 36'dan 72'ye çıkartılmıştır.Gatan har udda nummer från 1 till 37 och jämna nummer från 2 till 36.
Bu durum film ekibini oldukça rahatlatmıştı.Detta gjorde det tungrott med filmplaneringen.
Balo gecesinde Carrie gergin ve utangaç davranmaya başlar fakat Tommy onu rahatlatır.На випускному вечорі, Керрі нервує і соромиться, але Томмі люб'язно заспокоює її.
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.Лікування передбачає полегшення симптомів.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Однак, його рішучість зникла, коли він побачив свою дружину, і вони помирилися.
Kalem ve fırçanın monoton hareketleri insanı rahatlatır.Монотонні рухи олівцем або пензлем заспокоюють.
İnsanları rahatlatırım.Загомоніли люди.
Bir bardak sıcak çorba beni rahatlattı.Чашка гарячого супу розслабила мене.
Bu ilaç acıyı rahatlatacaktır.Ці ліки полегшать біль.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.Ekonomika se rychle zotavila.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Princezna mu potřásla rukou a krátce s ním poseděla, což v něm zanechalo pocit nadšení.
İnsanları rahatlatırım.To Člověka uspokojí.
Bu romanıyla Rand finansal anlamda rahatlamıştır.Rimmer je v přítomnosti Arlene dost upjatý.
İlk birleşme: Anne gelip çocuğu rahatlatır, sonra yine çıkar.Na matčinu pobídku chlapec vstává a odchází.
Bunların hepsini bağlayan tartışılmaz gerçekler var ve ben bunu çok rahatlatıcı ve nazik buldum.Există adevăruri incontestabile care le conectează pe toate, și consider asta foarte mângâietor și amabil.
Kalem ve fırçanın monoton hareketleri insanı rahatlatır.Mișcările monotone cu creionul sau peria relaxează.
Bu romanıyla Rand finansal anlamda rahatlamıştır.În artă, Rand a promovat realismul romantic.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.A stat de vorbǎ cu fiica ei și aceasta a fost de acord sǎ se implice.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.A férj megvigasztalta feleségét, majd boldogan visszament hozzá.
İlk birleşme: Anne gelip çocuğu rahatlatır, sonra yine çıkar.Első újraegyesülési esemény: a szülő köszönti és vigasztalja a csecsemőt, majd újra kimegy.