Ekonomi daha da rahatlamıştır.Ez még inkább sújtotta a gazdaságot.
"Bu dava benim içimi rahatlattı".Ez a gondolat engem teljesen elbátortalanított.”
Charlie elinden geldiğince Claire’i rahatlatmaya çalışır.Charlie mindent megtesz azért, hogy Claire megbocsásson neki.
Herkes rahatlar.Kaikki lamaantuu.
Ey Müslümanlar, rahatlamayın!Komu, Eija: Älä suostu pimeyteen!
Böylece Fas Sultanlığı biraz rahatlamış oldu.Tällöin ohjelman tyyli muuttui hieman rauhallisemmaksi.
Deckard endişeli bir şekilde dairesine döner ve Rachael'ı canlı bulduğunda rahatlar.Deckard palaa asuntoonsa ja löytää Rachaelin elossa nukkumasta hänen sängyllään.
Kingman'a göre de: "Birlikte rahatlardı...Ο Κίνγκμαν έλεγε: «ένοιωθαν άνετα όταν βρίσκονταν μαζί.
Boyutu, rahatlama, iklim ve doğal kaynaklar Brezilya'yı coğrafi olarak farklı kılar.Το μέγεθος, η μορφολογία, το κλίμα και οι φυσικοί πόροι κάνουν τη Βραζιλία γεωγραφικά πολυδιάστατη.
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.Η θεραπεία περιλαμβάνει την παροχή ανακούφισης από τα συμπτώματα.
Bacaklar hareket ettirilerek geçici bir rahatlama sağlanabilir.Τα πόδια επιτρέπουν γρήγορη μετακίνηση.
Miler gelir ölmekte olan kızını rahatlatmaya çalışır.Ο Μίλλερ επιστρέφει και παρηγορεί τη θνήσκουσα θυγατέρα του.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.Επίσης υποσχέθηκε να ανασυγκροτήσει την οικονομία.
Boyutu, rahatlama, iklim ve doğal kaynaklar Brezilya'yı coğrafi olarak farklı kılar.Brasiliens størrelse, terræn, klima og naturressourcer gør landet geografisk mangfoldig.
Herkes rahatlar.Alle forbiere.
Charlie elinden geldiğince Claire’i rahatlatmaya çalışır.Charlie er desperate overfor Claire.
Kutsal göllerde arınıp rahatlatıcı sular bölgesinden dilediğince su içer.Og de drikker og vasker sig i den hellige kilde.
Fakat Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yakınlaşmasıyla birlikte bu durum belirgin şekilde değişti ve rahatladı.Siden Rumæniens indtræden i EU er dette dog begyndt at ændre sig.
Deniz trafiği 2014 yılına gelindiğinde rahatlatılacaktır.Genopretningen af Vænge Sø blev en realitet i 2014.
Miler gelir ölmekte olan kızını rahatlatmaya çalışır.Endelig møder han døden som går med til at bytte Tims liv for datteren.
Materyale belirli ölçüde hareketlilik katarak kullanıcıyı rahatlatacak, işini kolaylaştıracaktır.Smart brugerflade gør driften lettere.
Boyutu, rahatlama, iklim ve doğal kaynaklar Brezilya'yı coğrafi olarak farklı kılar.Brasils størrelse, terreng, klima og naturressurser gjør landet geografisk mangfoldig.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.Økonomien gikk bedre.
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.Han lot moren slippe unna og etterhvert komme tilbake og nyte hans gunst.
Jacobi metotu basit bir rahatlatma metotudur..Jacoby-regelen er fortsatt effektiv.
Mâli bakımdan rahatlayacağız ama onun yerini doldurmak çok güç.Den kan suge seg fast til underlaget og kan være svært vanskelig å få løs.
O yüzden bu benim için daha da rahatlatıcı bir şey" açıklamalarında bulundu.Han har uttalt at " var utrolig motiverende for meg.
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.Behandlingen har som formål å lette symptomene.
Balo gecesinde Carrie gergin ve utangaç davranmaya başlar fakat Tommy onu rahatlatır.Di pesta dansa, Carrie seperti diduga, gugup dan pemalu, tetapi Tommy yang ramah berhasil menenangkan Carrie.
Konstantinos Hristiyanlığı serbest bırakınca biraz rahatlarlar.Setelah memenangi pertempuran itu, Konstantinus melegalkan kekristenan.
Herkes rahatlar.Semuanya terdiam.
Herkes rahatlar.Mọi người đều phục.
Ekonomi daha da rahatlamıştır.Nền kinh tế được khôi phục.
"Bomba patladı borsa kapandı Merkez Bankası rahatlattı".“Tàu kéo sà lan vỡ nát sau khi đâm sập cầu Ghềnh”.
Deniz trafiği 2014 yılına gelindiğinde rahatlatılacaktır.Maritime City dự kiến sẽ đi vào hoạt động vào năm 2012.
İnsanları rahatlatırım.Tôi ngẩn người.
"Bu dava benim içimi rahatlattı".Nhận xét này khiến tôi sướng ngất ngây".
Nefes darlığı şikayeti olan Hacı Jamhari, rahatlamak için göğsüne karanfil yağı sürermiş.胸の痛みに苦しんでいたジャマーリは痛みを抑えるために自身の胸にクローブオイルを擦り付けていた。
Eşi onu anlayışla karşıladı bunun üzerine O'da biraz rahatladı.しかし、そのことが原因で母親と不仲になったがその後無事仲直りした。
İnsanları rahatlatırım.人を元気にする!
Toplum içinde rahatlatır, sempati yaratır, sosyal kaynaşma sağlar.1. 親切をつくし、あたたかい社会をつくりましょう。
O yüzden bu benim için daha da rahatlatıcı bir şey" açıklamalarında bulundu.『もっとのんびり暮らせ』という意味もあったという。
Birkaç jeoistatistiksel yöntem bu durağanlık varsayımı rahatlatıcı yollarını sağlamaktadır.いくつかの地理統計の方法が、この定常性仮説の緩和方法を提供している。
Bu durum film ekibini oldukça rahatlatmıştı.そのせいで映画つくりがずっと簡単になった。
Charlie elinden geldiğince Claire’i rahatlatmaya çalışır.クレアのことに興味津々で同性ながらもクレアに好意を抱いている。
Eşi şaşırır ve biraz rahatlar.お目覚め、爽やかですか?
Dizide komik tipli ve kişilerin rahatlamasına neden olacak bir hâldedir.客を笑わせるため、アルバイトやネタ作りに苦労している。
Deniz trafiği 2014 yılına gelindiğinde rahatlatılacaktır.ソーシャル連携等は2014年度までに準じる。
Zaman geçtikçe hapis hayatı rahatlamaya başlar.刑務所には再び平穏な時間が訪れる。
Işıkları söndürün, derin nefes alın ve rahatlayın..."明かりを消して、カーテンを引いてくれたまえ」と言った。
İnsanları rahatlatırım.上饶人。
Ekonomi daha da rahatlamıştır.经济比较落后。
30 Nisan 1909 tarihinde çocuksuz bir evlilik sekiz yıl sonra Juliana'nın doğumuyla büyük bir rahatlama yaşadı.随着1909年4月30日朱丽安娜出生,八年不孕的婚姻生活得到极大的解脱。
Herkes rahatlar.皆使調適。
Tedavi, belirtilerin rahatlatılmasını içerir.治療只限於緩解症狀。
Çay içindeki Theanine maddesi, çayı içenin sinirlerini rahatlatır ve tansiyonu dengeler.且重視茶的功效,喝下的茶要能調理精神,消除疲勞。
Herkes rahatlar.모두 응애이다.
O yüzden bu benim için daha da rahatlatıcı bir şey" açıklamalarında bulundu.후에는 훨씬 편해졌다"라고 묘사했다.
Rahatlatıcı bir tarzı var.다소 반항적인 기질이 있다.
Denizdeyken çocukluk anılarını hatırlayıp rahatladığını söylüyor.바닷가 출신으로 청소년시절 사이타마로 상경해서 자수성가했다.