rahat rahat ile cümle
rahat rahat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
Okulun Stockholm'un merkezinde kurulmuş olması öğrenciler için rahattır.Für die Schulbildung in Stockholm ist das Stockholm School Department zuständig.
Rahatsız edildiklerinde yerden uçarak kalkar ve yakınlardaki ağaçlara sessizce tünerler.Bei einer Störung fliegt er ganz ruhig zum nächsten Baum.
Tığ daha rahattır.Es ist viel entspannter.
Şiîler ise kollarını rahat pozisyonunda yanlara sarkıtırlar.Sie versöhnen sich und fallen sich glücklich in die Arme.
Einstein için İtalya’da yaşam oldukça rahattı.Großes Interesse hatte Maximilian an Italien.
Artık o da bu kuklaya istediği gibi sövüp sayacak, kinini atacak ve rahatlayacaktır.Um ihn als Aufschnitt zu verwenden, wird er mit der Schwarte sanft gebacken und diese dann entfernt.
Ama Tom onu rahat bırakmayacaktır.Doch Karen lässt sich nicht davon abbringen.
Bunun üzerine Hera, ineğe dönüşmüş İo'yu sürekli rahatsız etmesi için bir at sineği yollar.Der befreiten Io sandte Hera eine Rinderdassel, die sie unablässig verfolgte und durch die ganze Welt trieb.
Son zamanlarda sırtından çok ciddi bir şekilde rahatsızlanmıştı.Danach war sie längere Zeit ernsthaft krank.
Zihninizi arayışla rahatsız etmeyin.Fass meine Gedanken nicht an!
Fakat 1943 yılında çok rahat olacaksınız.Im April 1943 setzte er sich zur Ruhe.
86 günlük kısa yönetimi çok rahatsız ediciydi.Das Wahlsystem für die 62 Sitze war sehr zeitaufwändig und kompliziert.
Ponpon takımdaki Haley rahatsızlanır ve kızlar hastaneye giderler.Die Buskatze ist gerührt und bringt die Mädchen zum Krankenhaus.
Orada oynamak çok daha rahat ve keyif verici.Sie waren damit deutlich bequemer und angenehmer zu tragen.
Sana Bir Sır Vereceğim dizisinden rahatsızlığı sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı.Wegen Baufälligkeit musste sie abgebrochen werden.
Monkey (maymun) lakabını, Lost dizisindeki arkadaşları ona ağaçlara çok rahat tırmandığı için uygun görmüştür.Als an seinem Grab Wunder geschahen, überführte man seine Gebeine zu denen seines Herrn im Stift Melk.
Kahramanlarım rahat etmek için hapse giriyorlardı.In Vechelde arbeiteten die Häftlinge im Akkord.
Rahatı Kaçan Ağaç, Melih Cevdet Anday.Ein Ganggrab bei Ruhden, Kreis Lötzen.
Seferden döndükten sonra hastalanan Sultan on ay süren bir rahatsızlık devresinden sonra 1155 yılında öldü.Jedoch wurde er bald krank und starb 1552 nach nur zehnmonatiger Regierungszeit.
Ulaşım gayet rahattır.Der Ort ist verkehrsberuhigt.
Son cemaat yeri çok rahat ve aydınlıktır.Die Zwischenräume sind glatt und glänzend.
2001 yılında Chronic myelogenous leukemia rahatsızlığı yaşadı.Im Jahre 2001 erkrankte er an chronischer Leukämie.
Denemelerinin boyutları ve rahatsızlık nedeni tam olarak bilinememektedir.Die Reihenfolge und Weiten der Versuche sind unbekannt.
Bunları konuşmayı reddediyorum, çünkü beni rahatsız ediyor, anlıyor musun oğlum?Das geht mir auf den Geist – es stört mich, ärgert mich, ich reagiere allergisch darauf.
Mikrofilm bilgi işlem dairelerinde çok rahat kullanılmaktadır.Entscheidend ist, dass sich der Mikrocomputer direkt am Arbeitsplatz befindet.
Tet'in yokolmasıyla maskeler takmaksızın rahatça dış dünyaya çıkabilmişlerdir.Die Katzen ließen sich bei Ebbe ausnahmslos totschießen.
Bunda sindirim yolu rahatsızlığı ve yukarı abdomende sürekli acı görülür.Wir machen unser Kreutz und Leid Nur größer durch die Traurigkeit.
Farenin minimalist tasarımı, deneyimi kullanmayı çok rahat kılıyor.Die Mnemotechnik soll das Lernen erleichtern.
Sıcak bir banyonun içinde uzanmak kadar rahatlatıcı bir şey yoktur.Il n'y a rien d'aussi relaxant que de s'allonger dans un bain chaud.
Sigara içmeniz beni rahatsız etmiyor.Il ne m'importune point que vous fumiez.
Hemşireler hastalarının rahatı için uyanık kalmak zorundadır.Les infirmières doivent veiller au confort de leurs patients.
Yaptığınız şey beni rahatsız etmiyor.Ce que vous faites ne me dérange pas.
Radyoyu açmam sizi rahatsız eder mi?Cela vous dérange-t-il si j'allume la radio ?
Mutfakta robot kullanmanın rahatsız edici yanı nedir?Quel est l'inconvénient d'utiliser des robots pour le travail en cuisine ?
Sizi bir süre rahatsız edebilir miyim?Je peux te déranger un moment ?
Bir an için sizi rahatsız edebilir miyim?Je peux te déranger un moment ?
Maaşı onu rahatça yaşatmaya yeter.Son salaire l'autorise à vivre confortablement.
Bunu duyduğumda rahatladım.Je suis soulagé d'entendre cela.
Cevap yazmamanızdan ötürü rahatsız oldum.J'ai été tracassé de ne pas vous avoir écrit de réponse.
Bu acıyı rahatlatan nedir?Qu'est-ce qui soulage la douleur ?
Rahatsız olmayın.Vous tracassez pas.
Marie tarafından Tom rahatsız ediliyor.Tom est harcelé par Marie.
Planı uygulamak bana rahat geldi.Il me fut très aisé d'exécuter le plan.
Sizi rahatsız etmek istemedim.Je n'ai pas voulu vous tracasser.
Herkes rahatlamış görünüyordu.Tout le monde eut l'air soulagé.
Herkes rahatlamış göründü.Tout le monde a eu l'air soulagé.
İlaç beni hemen rahatlattı.Le médicament m'a aussitôt soulagé.
Bir sigara yakarsam, bu seni rahatsız eder mi?Ça te dérange si j'allume une cigarette ?
Kimse bundan rahatsız değil.Ça ne dérange personne.
Bu, kimseyi rahatsız etmiyor.Ça ne dérange personne.
Bu koltuğun rahat olduğunu düşünmüyorum.Je ne pense pas que ce fauteuil soit confortable.
Benim apartmanım seninkisinden daha rahat.Mon appartement est plus confortable que le tien.
Ilk gününde Dr İlizarov çok rahatsız oldu.Le premier jour, le docteur Ilizarov a été très mal à l'aise.
O sıralar özgürlükçü olmak yeterince rahatsız edici bir durumdu.Être libertaire à cette époque était quelque chose d'assez désagréable.
Çok rahat, hiç de gergin değildi.Très à l'aise, pas du tout nerveux.
Psikiyatrik rahatsızlıklar.Troubles psychiatriques.
Rahatsız mı oldun amca?Ça vous agace ?
Apartmanda rahatlıkla yaşayabilir.C'est pourquoi il peut vivre aisément dans un appartement.
Harry ve Ron'a göre gayet rahatsızdır.Harry et Ron sont bouleversés.
1900 yılında, Hesse gözlerindeki rahatsızlık yüzünden askerlik görevinden muaf tutulmuştur.En 1900, Hesse fut exempté du service militaire en raison de sa faible vue.