Buz Mağarası ve Rüzgar Mağarası, yetkililerin çabalarına rağmen, çöp doludur.Maar de slee zakte door het ijs en het gezelschap belandde in een wak.
Hava açıktı, güneydoğu yönünden hafif bir rüzgar vardı.Er was geen maan, er was oostelijke wind.
Nemli havadan, soğuk rüzgardan hoşlanmaz.De meeste schorpioenen houden niet van een koud klimaat.
Nem, rüzgar yönüyle bağlantılıdır.Het gaat de band voor de wind.
Tohumlar rüzgarla dağılır.De zaden worden door de wind verspreid.
Şiddetli rüzgar esti.Er stond veel wind.
Şiddetli rüzgâra karşı yapılacak en etkili önlem, yelkene camadan vurmaktır.Diegene wie het verst van de lat af schiet, moet gaan keepen.
Rüzgarlar mevsimlere göre değişir.De verlofdagen variëren naargelang de seizoenen.
Fazla rüzgar görünmemektedir.Er was te veel wind.
Ehecatl: Rüzgarlar Tanrısı.Aeolus - God van de Winden.
Kötü tarafı ise, türbinin sürekli rüzgâra bakması için dümen sisteminin yapılmasıdır.De krui-installatie zorgt ervoor dat de rotor steeds naar de wind gericht blijft.
Kasırga gözü geçtikten bir saat sonra ters yönde daha kuvvetli bir rüzgâr eser.Uiteraard duurt dit hooguit een uurtje, waarna de orkaan met volle kracht uit de andere richting zal blazen.
Bu yüzden Rüzgâr Ruhları Efendisi ile bir anlaşma yaptı.Toch sluit hij een pact met de Geest.
Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti.De tweede ronde werd met nog zeven atleten te gaan stilgelegd wegens hevige sneeuwval en wind.
Kum, rüzgar ve su ile taşınır.De vlakte is geërodeerd door wind en water.
Hollanda 18. yüzyıl sonlarında Avrupa'da esen özgürlük ve demokrasi rüzgarlarından nasibini aldı.Het liberalisme in Nederland komt eind 18e eeuw op als onderdeel van de Verlichting in Europa.
Nordex SE, rüzgar türbinleri tasarlayan, üreten ve satan bir Alman şirketidir.Nordex SE is een beursgenoteerde Duitse ontwerper en fabrikant van windturbines.
Genelde kuzey rüzgarları görülür.Er waait vrijwel altijd een noordoostenwind.
Rüzgar onları Kartacaya sürüklemiştir.De molen sloeg uit op de Vliet.
Derin kökleriyle, rüzgar erozyonuna direnebilen türlerin başında gelir.Dichter bij de rand staan soorten die beter bestand zijn tegen de wind.
Nishidou rüzgârları ve yağmurları çağırabilirdi.Ghidorah kan windvlagen opwekken met zijn vleugels.
(Etesios rüzgarları nehrin tersine eserek onun denize dökülmesini engelliyorlarmış ve sular da taşıyormuş.)(De zeeschepen liggen niet aan de kade wegens ondiepten, er moet op het water worden overgeladen in aken).
En çok Rüzgâr Gibi Geçti (1939) ve Rebecca (1940) filmleri ile bilinir.Hij regisseerde toen onder meer de proefopnamen voor Gone with the Wind (1939) en Rebecca (1940).
Tortulanmalar daha çok su (akışsal süreç), rüzgâr (esinti süreci) ve buzullar ile taşınır.Bij droogte krimpt hij in, wordt harder en donkerder (tot zwart) van kleur.
Yangın, hızını kesmeyen rüzgâr nedeniyle hâlâ yayılıyordu.De brand breidt zich snel en ongecontroleerd uit door de harde wind.
Begonvilleri rüzgardan korumak gerekir.De hazelaar is voor de bestuiving afhankelijk van de wind.
Stereoizomerlerlerin evirtimi açık bir şemsiyenin rüzgarda tersyüz olmasına benzetilebilir.De molecule klapt als het ware om als een paraplu in te sterke wind.
26 Ocak 1970, Grosseto) İtalyan rüzgâr sörfçüsüdür.Alessandra Sensini (Grosseto, 26 januari 1970) is een Italiaanse windsurfster.
Coğrafi olarak, Sibirya’dan gelen soğuk kış rüzgarının etkisinin altında olan Kuzeydoğu Çin’de bulunmaktadır.In de winter dringt een droge koude lucht uit Siberië ver in het zuiden van China door.
Kuzey rüzgarlarına korunaklı, doğal ve derindir.Ten noorden ervan vindt men de uitgestrekte en ruige natuur.
Var olan "sis", ne rüzgâr ne de yağmurla dağılıyordu.Een maandagse maan kan niet zonder wind of regen vergaan.
Rüzgâr hızındaki değişimler, hedeften metrelerce sapmaya sebep olabilir.Temperatuurveranderingen tijdens de meting beïnvloeden al snel de meting.
Hava bugün gerçekten rüzgarlı.Het is erg winderig vandaag.
Rüzgâr hızı sıfıra düştü.Windsnelheid is gedaald tot nul.
Kuvvetli bir rüzgar esiyor ve ben hızlı gidemiyorum.Er waait een sterke wind en ik kan niet snel gaan.
Şehir oldukça rüzgârlıdır; rüzgârın ortalama hızı saatte 17 km dir.Miasto jest wietrzne, średnia prędkość wiatru wynosi 17 km/h.
Sonbahar ıslak ve rüzgarlıdır.Jesień jest wilgotna i wietrzna.
Rüzgarların çoğu Neptün'ün dönüş yönünün tersine esmektedir.Większość wiatrów na Neptunie wieje w kierunku przeciwnym do kierunku obrotu planety.
Mayıs 1865'te Finlandiya'nın Tampere kentinde rüzgar gülü yapabilmek için izin aldı.W maju 1865 uzyskał pozwolenie na budowę papierni w mieście Tampere.
Göksel) "Rüzgar (feat.Lecisz Pod Wiatr (feat.
Başka bir deyişle, Güneş rüzgârları hem negatif elektronlar, hem de pozitif iyonlar içerir.Innymi słowy, wiatr słoneczny składa się zarówno z ujemnie naładowanych elektronów, jak i kationów.
Rüzgâr hızları bir yıl boyunca alınan rüzgâr hızlarının ortalamasıdır.Średnia prędkość wiatru w ciągu roku wynosi ok.
Rüzgar, esinti demektir.Tuna oznaczało oddychanie.
Bazı fırtınalar 35 m/s hızı üzerinde kıyı seli ve rüzgarlarına neden olabilir.Niektóre burze mogą powodować powodzie na wybrzeżu oraz wiatr osiągający w porywach 35 m/s.
"Rüzgâr Gibi Geçti".Przeminęło z wiatrem.
Final günündeki şiddetli rüzgarlar nedeniyle, etkinlik bir saatten fazla gecikti.Z powodu zbyt silnego wiatru start ten jednak został opóźniony o godzinę.
Gücüyle tüm canlılara dönüşebilir ve rüzgarı kontrol edebilir.Z racji tego, ze jest to ptak, może latać i kontrolować wiatr.
Sert esen rüzgar bazı Venedik gemilerine hasar vermiş ve onları çıpada kalmaya zorlamıştır.Silne wiatry zniszczyły część weneckich okrętów, zmuszając całą flotę wenecką do ponownego zakotwiczenia.
Akdağlar ilçeyi sert rüzgarlara karşı koru maktadır.Wymaga ochrony przed silnymi wiatrami.
Japonlar bu fırtınanın "Tanrı Rüzgarı" olduğunu düşünmüşlerdir.Yoreños wierzą, że deszcz jest dziełem Boga.
Dünya'nın manyetik alanı atmosferini, Güneş rüzgârı ile etkileşime girmekten korur.Pole magnetyczne Ziemi chroni jej atmosferę przed wiatrem słonecznym.
Sebebi ise eskiden bu tepede rüzgar değirmeninin kurulmuş olmasıdır.Kiedyś górę tę uważano za wygasły wulkan.
Diğer bir şekilde de, rüzgar ya da suyun kinetik enerjisi kullanılarak üretilebilir.Mogą być następnie przez wiatr lub wodę przenoszone dosyć daleko.
TÜREB, Avrupa Rüzgâr Enerjisi Birliğinin (EWEA) ve Küresel Rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC)'in üyesidir. ^Jest członkiem Europejskiego Stowarzyszenia Energetyki Wiatrowej i Światowej Rady Energetyki Wiatrowej.
Soluğu yağmur rüzgarlarına dönüşür.Rai staje się wtedy Wiatrem.
Rüzgârın yönü rüzgâr gülü, hızı ise anemometre ile ölçülür.Prowadzono pomiary promieniowania słonecznego, mierzono prędkość wiatru, dawniej z użyciem anemometru.
Rüzgar gece boyu dağdan vadilere doğru eser.Wieczorem ten dźwięk wypełnia całą dolinę.
Ayrıca güçlü rüzgarlar ile kurak bölgelerde görülür.Pojawiają się tam też dość silne wiatry.
1972 yılında, Gecekondu Rüzgarı adlı son sinema filminde oynadı.W 1972 zagrał samego siebie w filmie Uciec jak najbliżej.
En güçlü rüzgar, Ruhnu'da 1969 yılında 48 m/sn olarak ölçülmüştür.Najsilniejsze podmuchy wiatru odnotowano w 1969 r. w Ruhnu.