Pratiklerini artırdıktan sonra ilk elektro gitarı bir Gibson SG kopyası oldu.Later, toen hij meer ging oefenen, kreeg hij zijn eerste elektrische gitaar, een kopie van een Gibson SG.
Pratik şakaları sever.Ze houdt van practical jokes.
Pratikte, başbakan genellikle seçimlerdeki en büyük partinin lideri olur.De premier is meestal de leider van de grootste partij.
Sadece kuramlarla değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir.Niet alleen direct maar ook indirect.
Bilgi, teorik bir merak değil, pratik bir yarar olmalıydı.Niet de theorie was belangrijk, maar wel de praktische toepassing.
Boş zamanlarında Kung Fu pratikleri yapmayı, seyahat etmeyi ve fotoğraf çekmeyi seviyor.In haar vrije tijd gaat ze graag reizen, op trektocht gaan en schrijven.
Eğer gerekliyse pratik bilgilerle yardım desteği verin.Desgewenst kan deskundige hulp worden verleend.
Pratikte bu metotlardan hiç biri hatasız değildir.Met zijn tactiek is in beginsel niets mis.
Ancak bunun ne kadar pratikte önemli olduğu hakkında bilimsel araştırmalar yapılmamıştır.Er zijn geen wetenschappelijke gegevens over het nut van deze methode.
Mikrobiyoloji: Her hafta 5 saatlik teoriğin yanında 2 saatlik pratik dersi olur.Hij gaf vijf dagen in de week biologieles, twee lezingen per dag.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Daarmee bestaat in Frankrijk een zeer strenge aansprakelijkheid van ouders voor hun kinderen.
Pratikte yüksek güvenlikli askeri hapishanelerdi ve herhangi bir suç işlemeyen mahkumlar için tasarlanmıştı.Later werd de doelgroep uitgebreid tot alle gevangenen die zonder aanklacht werden vastgehouden.
Süper kökün birkaç pratik uygulaması vardır.De akoestiek heeft verschillende praktische toepassingen.
Pratikte bazı yüzyıllar 100 yıldan daha kısa, bazıları daha uzun sürmüştür.Sommige disputen zijn meer dan honderd jaar oud, terwijl anderen pas enkele jaren bestaan.
Fakat pratikte pek fazla bir değişim yaşanmadı.In feite vond hierdoor te weinig verandering plaats.
Ancak bu garantiler pratikte her zaman uygulanmamıştır.In de praktijk wordt bijna nooit volledig aan deze voorwaarden voldaan.
Metal alaşımlı olabileceği gibi pratik plastik kelepçelerin de kullanımı yaygınlaşmıştır.Eventueel worden steriele handschoenen gebruikt bij het afnemen.
Bu nedenle çeşitli pratik hesap yöntemleri geliştirilmiştir.Daarvoor zijn verschillende rekenmethoden ontwikkeld.
Genellikle, fakat her zaman değil, pratik yazımlar yalnızca temel Roman alfabesi harflerini kullanır.Meestal, maar niet altijd, ging de keizerlijke Italië-politiek met militaire acties gepaard.
Bu limit bütün pratik (an itibarıyla gözlemlenen) nötrinolar için geçerlidir.De wet geldt voor allerhande materialen tot de proportionaliteitsgrens.
Hansteen'in kitapları, Holmboe'nin eğitim yöntemine göre daha çok pratik üzerine kurulmuştu.Hansteens leerboek was meer praktijkgericht.
Bu bir dizüstü bilgisayara sahip olmak pratiktir.Het is handig om een laptop te hebben.
Pratik yapmaya devam edin.Blijf oefenen.
Dikkat edin g'nin büyük olmasına gerek yoktur, ve pratikte genelde 2, 3 veya 5 kullanılır.Zauważmy g nie musi być duże, i w praktyce wybiera się 2 lub 5.
İstediğim şeyi çizerek First Amendment'ı pratik ettim.Żeby podkreślić wprowadzone zmiany, zmodyfikował pierwotny tytuł.
Pratik bir yöntem değildir.Bez znaczenia praktycznego.
Pratikte, çok zaman verilerin yaklaşık olarak bir normal dağılım gösteren anakütleden geldiği varsıyılır.W praktyce oznacza to, iż ściśle określony procent populacji uzyskuje dany wynik z z rozkładu normalnego.
Sadece kuramlarla değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir.Ma on znaczenie nie tylko praktyczne, ale również symboliczne.
Programın asıl amacı, sıradan vatandaşların hukuku pratik bir şekilde öğrenmesidir.Przykładem może być faktyczna i normatywna skuteczność przepisu prawnego.
Pratikte ise muhtemelen kesmiyorlar.Pod sady w zasadzie nie nadają się.
Bu yönüyle kullanımı pratiktir.Postanawia wykorzystać ten fakt.
Eğer gerekliyse pratik bilgilerle yardım desteği verin.Przeprowadzenie wywiadu, jeśli to możliwe.
Pratikte hiç yağmur yağmaz.Deszcze praktycznie się nie zdarzają.
Pratikte, bir düşünce, öğretim veya liderlik biçimi olarak görülebilirler.Można ją traktować jako formę modlitwy lub ćwiczenie umysłu.
Teori ve Pratikte Halkla İlişkiler.Teoria i praktyka stosunków międzynarodowych.
Ancak bu garantiler pratikte her zaman uygulanmamıştır.W praktyce warunek ten nie zawsze jest przestrzegany.
Bu hükümler ancak pratikte devlet tarafından cezai kovuşturmaya karşı fazla koruma sağlamaz.Däremot ger dessa bestämmelser inte något signifikant skydd i praktiken mot åtal av staten.
Pratik nedenlerden dolayı, bu özel bölümlerde 4. sezonun prodüksiyon kodları kullanılmaya devam etti.Av praktiska skäl fortsatte dessa specialer att använda sig av samma produktionskoder som serie 4.
Kendilerine has pratik zekaları vardır.De var välutbildade (se ovan).
Herhangi bir pratik tedavi geliştirilememişti.Ingen praktisk behandling kunde utvecklas.
Sıfır frekansı için verilmişlerdir; pratikte geçirgenlik genel olarak frekansın bir bir fonksiyonudur.De är dessutom angivna för frekvensen noll; i praktiken ges permeabiliteten som en funktion av frekvensen.
Fakat pratikte verim %54 ü geçmez.Då är däremot verkningsgraden endast 50%.
Tantrik Budizm büyük ölçüde yogik pratikler ve meditatif uygulamalarla ilgilenir.Kagyü betonar särskilt vikten av yoga och tantriska texter i meditationen.
İşin aslı pratikte Kızıl Ordu, tankları tekerlekli durumda çok az kullanıyordu.Röda armén var i verkligheten överlägsen tyskarna, åtminstone i stridsvagnar.
Pratikte bazı yüzyıllar 100 yıldan daha kısa, bazıları daha uzun sürmüştür.Många av ekarna är flera hundra år gamla, andra är yngre.
Zaman zaman bunun üzerine çalışıyordu fakat pratik olarak birkaç problem vardı.I teorin var det ju detta han hade kämpat för men de praktiska problemen hade knappast en enkel lösning.
Vajrayana da bu 'marifetli araçlar' başlıca Tantrik, Mahamudra veya Dzogchen pratikleriyle bağlantılıdır.I vajrayana relaterar detta främst till tantriska, mahamudra och dzogchen utövanden.
Sadece kuramlarla değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir.Inte bara genom sättet att berätta utan också i rent språkligt hänseende.
Fakat pratikte pek fazla bir değişim yaşanmadı.I praktiken innebar detta inte några större förändringar.
Pratik uygulamalarda genellikle sabit olarak alınır.Man arbetar nästan alltid noterat.
Pratik şakaları sever.Han gillar serier.
Bu nedenle çeşitli pratik hesap yöntemleri geliştirilmiştir.Därför utvecklades enklare beräkningsmetoder.
Başka bir açıklama ise hazırlığın pratikleştirilmesinden gelir.Ett annat förslag är att det kommer av läget vid Ågestasjön.
Petzäll, 1939'dan 1957'ye kadar Lund Üniversitesi'nde pratik felsefe profesörüydü.Petzäll var professor i praktisk filosofi vid Lunds universitet 1939–1957.
Ayrıca, bu pratik olmayan çözüm Prusya'nın yeni durumunu da yansıtmıyordu.Крім того, це непрактичне рішення не врахувало новий статус Пруссії.
Ancak bu garantiler pratikte her zaman uygulanmamıştır.Однак, ці гарантії не завжди дотримувалися на практиці.
Herhangi bir pratik tedavi geliştirilememişti.Ніякого практичного лікування не було розроблено.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Батько просто зберігає один відкритий ключ для кожного із спадкоємців.
Pratik nedenlerden dolayı, bu özel bölümlerde 4. sezonun prodüksiyon kodları kullanılmaya devam etti.З практичних міркувань все спецвипуски отримали виробничі коди як частина четвертого сезону.
ElGamal imza algoritması pratikte nadir kullanılır.Цей алгоритм занадто повільний на практиці.