Ana içeriğe geç
Sözlük

pratik ile cümle

pratik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Heksetidin, mukoza zarında çok iyi yapışır ve pratik olarak emilmez.Скульптура надзвичайно добре збережена і практично не має ушкоджень.
Bir takım pratik deneyimlere göre, ilk sulama genellikle çiçeklenme başladıktan sonra yapılmalıdır.Це пов'язано з тим, що найчастіше після такого першого цвітіння рослина загине.
Türkçe konuşarak pratik yapmalıyım.Я повинен практикуватися розмовляти турецькою.
Ancak pratikte de naif sanatçıların okulları vardır.V praxi však školy naivního umění existují.
Pratikte, rs/r oranı neredeyse her zaman çok küçüktür.V praxi je poměr rS/r často extrémně malý.
Bununla birlikte, algoritmanın pratik uygulamaları zaman zaman patent verilebilirdir.Nicméně některá praktická využití algoritmů lze patentovat.
Sarrus kuralı, "3x3" türünden matrislerin determinantını hesaplamak için pratik yoldur.Sarrusovo pravidlo je postup pro výpočet determinantu matice třetího řádu.
Bu, pratikte alabildiğine açılmış bir değişikliğe sebep olmuştur.Je možné, že ve skutečnosti došlo ke změnám proti tomuto zveřejněnému programu.
Fakat pratikte pek fazla bir değişim yaşanmadı.Změna se však v praxi prakticky neuplatňovala.
Günümüzde bilimde pratik yönelim ve teorik yönelim arasındaki fark daha fazladır.V praxi rozlišujeme mezi teoretickým a reálným napětím.
Zaman zaman bunun üzerine çalışıyordu fakat pratik olarak birkaç problem vardı.Na tomto problému z času na čas pracoval až do konce svého života; praktické problémy byly stále příliš vážné.
Günde ortalama olarak 4-6 saat pratik yaparak davul çalmayı öğrendi.Tvrdí, že jógu cvičil 4-6 hodin denně.
1977 - Ev kullanımına uygun ilk pratik kişisel bilgisayar olan Apple II satışa sunuldu.1977 – Na pulty obchodů se dostal první sériově vyráběný počítač (Apple II).
Pratikte blok şifreleme birçok alanda değerlendirilebilir.Stavbu kosterního svalu je možné zkoumat na několika úrovních.
Fakat pratikte ismen zikredilenler 14 kadardır.Povolení však hrabě získal až 14.
Zoofiliyi pratik yapanlara "zoofil" denir.Odborníci zabývající se zoologií se nazývají zoologové.
Pratik şakaları sever.Miluje špatné vtipy.
Pratik yaparlarken karakterler arasındaki ilişkiler gelişir.V našich vztazích se snažíme být dokonalými.
Scott Russell bu dalgaların kuramsal ve pratik araştırmaları yapmak için biraz zaman geçirmiştir.Raymond Roussel se věnoval poetickému a narativně verbálnímu výzkumu.
Orada elektrik mühendisliği alanında birçok pratik deneyim kazandı.Napsal také řadu odborných prací z oblasti elektrotechniky..
Pratikte bu iki modelin karışımları kullanılmaktadır.V praxi je vhodné tyto dvě metody kombinovat.
Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle birleştirilir.Pro většinu skutečné vánoční trhy zahajují Vánoce.
Pratikteyse Ulusal Konseydeki (Nationalrat) çoğunluk ilişkilerinin dikkate alınması gerekir.Tím se podařilo obejít nutnost referend ve většině států EU.
Pratikte bu düşüncelerin tehlikeli olduğu kanıtlandı.Totuși în practică, s-a demonstrat că aceste concepte erau periculoase.
Fakat birkaç pratik uygulaması vardır.Are câteva aplicații practice.
Ancak bunun ne kadar pratikte önemli olduğu hakkında bilimsel araştırmalar yapılmamıştır.Nu s-a constatat științific eficacitatea unor asemenea obiecte.
Ayrıca, bu pratik olmayan çözüm Prusya'nın yeni durumunu da yansıtmıyordu.Mai mult, această soluție nepractică nu a reflectat noul statut al Prusiei în contextul general.
Oradaki yaşamı yeniden aşçılık öğrenimi ve restoranlarda yaptığı pratiklerle geçmiştir.Aici și-a petrecut viața între experiența practică din restaurante și studiile culinare.
Ancak bu garantiler pratikte her zaman uygulanmamıştır.În practică însă, aceste criterii nu se aplică întotdeauna.
Pratikte çok popüler olarak kullanılan anlamlılık seviyesi %5 (0,05), %1 (0,01) ve %0,1 (0.001)'dir.De obicei se alege un prag de semnificație α de 1%, 5% sau 10% (α = 0,01, 0,05 sau 0,10).
Zaman zaman bunun üzerine çalışıyordu fakat pratik olarak birkaç problem vardı.A lucrat la această problemă din când în când în restul vieții sale; dar problemele practice erau grave.
Bu şekilde çarpıklık gösteren anakütleler pratikte çok nadir bulunabilirler.Situații în care asemenea pierderi de performanță apar foarte rar în practică.
Boş zamanlarında Kung Fu pratikleri yapmayı, seyahat etmeyi ve fotoğraf çekmeyi seviyor.Ca și hobby-uri, îi place să colecționeze ceasuri, îi plac mașinile și fotografia.
Pratikte, başbakan genellikle seçimlerdeki en büyük partinin lideri olur.În practică, prim-ministrul este aproape întotdeauna liderul celui mai mare partid din Congres.
Yer çekirdeği, pratik bakımdan tükenmez bir enerji kaynağıdır.Nămolul sapropelic reprezintă o sursă neconvențională de energie.
2005'in başlarında koruncaklar pratiksel olarak limitsiz olmaya elverişliydi.Primele melodii ale sale au fost înregistrate în 2005, fiind inițial destinate unui grup limitat de prieteni.
Sadece kuramlarla değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir.Conflictul are loc nu la nivel real, ci doar în sens simbolic.
Widgetler pratik uygulamalardır.Westie are nevoie de exerciții.
Bütün pratik amaçlar için doğrudan bir tedavi yoktur.Nu există măsurători obiective pentru durere.
Bu anlamda “radikal dürüstlüğe” dayanır ve “aldatma” pratiklerinden ayrılır.Filmul este, însă, grav compromis de convenționalul și chiar ridicolul secvențelor „insurecției”.
Pratikte bu iki modelin karışımları kullanılmaktadır.Aici se îmbină în fapt cele două genuri.
Pratiklerini artırdıktan sonra ilk elektro gitarı bir Gibson SG kopyası oldu.Chitara cea mai des folosită de Page este un Gibson SG.
ElGamal imza algoritması pratikte nadir kullanılır.În manuscrisele antice, ἀγάπη este folosit extrem de rar.
Roma'dayken Fermi ve grubu fiziğin teorik ve pratik alanlarına birçok önemli katkıda bulundu.Rómában Fermi és csoportja sok praktikus és elméleti hozzájárulással gazdagította a fizikát.
İlk hostes Üniforma'sı dayanıklı, pratik ve yolculara güven verecek şekilde dizayn edildi.Az első utaskísérők egyenruháját praktikusnak, tartósnak és az utasokban bizalmat ébresztőnek tervezték.
Halbuki pratikte veriler çok defa kusursuzca simetrik değildirler.A legtöbb hókristály nem tökéletesen szimmetrikus.
Pratik bir yöntem değildir.Ez nem volna praktikus megoldás.
Pratikte en fazla bir defa damıtılmış su kullanılır.Legtöbbször öntözésre használják az így nyert vizet.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Mivel egyedüli gyermek, különösen szoros viszony fűzi őt szüleihez, akik minden premierjén részt vesznek.
Fakat pratikte pek fazla bir değişim yaşanmadı.Gyakorlatilag azonban semmi sem változott.
Kriyotronik, kriyoelektroniğin pratik uygulamasıdır.Kriotronika A kiroelektronika tapasztalatainak gyakorlati alkalmazása.
Sadece kuramlarla değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir.Nemcsak számbelileg, hanem minőségileg is.
Pratikte hiç yağmur yağmaz.Eső sohasem esik.
Piezoelektrik aletlerde ilk pratik uygulama I. Dünya Savaşı sırasında kullanılan “sonar”lardır.Első ismert felhasználása szonárokban volt, az I. világháború idején.
İnternet TV (IPTv) konseptinin pratik uygulaması olarak da görülebilir.A TVNET IPTV szolgáltatásában is előfizethető.
Bu yönüyle kullanımı pratiktir.Ezt használja ki az eljárás.
Yer çekirdeği, pratik bakımdan tükenmez bir enerji kaynağıdır.A Föld belső hője elvileg kimeríthetetlen hőenergia forrás.
1977 - Ev kullanımına uygun ilk pratik kişisel bilgisayar olan Apple II satışa sunuldu.1977: Megjelenik az Apple II, az első óriási sikert arató személyi számítógép.
Felsefi danışmanlık, felsefenin pratik hayatın sorunlarına karşı sunduğu çözümleri kapsar.Mindig meglepi barátait filozofikus megnyilatkozásaival és megoldásaival az élet nagy problémáira.
Bir yıllık teorik ve pratik eğitimin ardından staj yaptı.Leszerelés után egy évvel fejezte be teológiai tanulmányait.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod