Şirket, ilk 18 ayında 125.000'den fazla "patron" imzaladı.A empresa inscreveu mais de 125.000 "patronos" em seus primeiros 18 meses.
1980 başlarında, Ashton-Tate'in patronu George Tate, Ratliff ile bir ticari sözleşme imzaladı.No final dos anos 1980, George Tate, da Ashton-Tate, firmou um contrato de marketing com Ratliff.
Bu mektubun el yazısı “Sevgili Patron” mektubuyla benzerdir.O estilo de letra era similar ao da carta "Dear Boss".
Michael Caine, Arthur Tressler, bir sigorta şirketi patronu ve dört süvarinin sponsoru.Michael Caine como Arthur Tressler, um magnata de seguros e patrocinador dos Quatro Cavaleiros.
O benim patronum."Você é o nosso líder."
Özel ^ "Bulgarian Iron Church Celebrates Patron Day" (İngilizce).«Bulgarian Iron Church Celebrates Patron Day». www.novinite.com (em inglês).
Sonra patron, Bea’nin ergen olduğunu öğrenir.Já no ano seguinte ver-se-ia que Burke tinha razão.
Böylece herkes kimin patron olduğunu görmüş olur.Logo, todos perceberam quem seriam as capas.
Güçlü bir Patronus Ruh Emiciyi def edebilir.Capaz de realizar Samurai Soul.
Hapisanedeyken Leo Galante adında yaşlı bir Mafia patronu olan Frank Vinci'nin kosiliyeri ile tanışır.Na prisão ele conhece Frank Renda, um assassino de aluguel da máfia.
Ancak patronlar önerdi ona, tatile gitmek.Os integrantes apenas informaram que queriam tirar férias.
Patronu gibi acımasız olmak istemiyordur.São tão cruéis quanto seu chefe.
1998'de medya patronu Conrad Black tarafından kuruldu.Faz parte do Postmedia Network e foi fundado em 1998 por Conrad Black.
Medya ile izleyicisi arasındaki çizgiyi silikleştirerek, patronajı kullananın hizmetine verir.É uma disposição feudal, com o senhor a olhar lá de cima para os seus criados.
O, hoş bir patron ve babacan bir arkadaştı."Ele foi um marido maravilhoso para mim, e um pai e avô maravilhoso e alegre."
Zaten az olan maaşına patronu da bir türlü zam yapmamaktadır.Ele acha que o governo não deve estabelecer um salário mínimo .
Brawn, takım patronu olarak kaldı.Além desta função, Brawn permaneceu também no cargo de chefe de equipe.
Tom Mary'nin patronu.Tom é o chefe de Mary.
Bu yüzden bu ikisi patronlarının gözüne girmek için büyük gayret sarf etmektedirler.Hij ziet slechts diepe ellende voor hen beiden.
Metastasio, patronunun dileklerine karşılık verdi.Metastasio beantwoordde aan zijn pleegvaders verwachtingen.
Çocuklara "epsilon", kadınlara "patronlar", erkeklere "köle" derdi.Kinderen noemde hij "epsilons", vrouwen waren "bazen" en mannen "slaven".
Mr. Burns Springfield Nükleer Enerji Santrali'nin sahibidir, ve Homer Simpson'un patronudur.Mr. Burns is de eigenaar van de kerncentrale van Springfield, en daarmee Homer Simpsons baas.
O, hoş bir patron ve babacan bir arkadaştı."Hij was een vriendelijke baas en een vaderlijke vriend.
Medya patronu William Randolph Hearst'ün torunudur.Patty Hearst is de kleindochter van miljonair William Randolph Hearst.
Patronlar çalışanlarına çok kötü davranmaktadır.Ze wordt slecht behandeld door haar werkgevers.
1949 yılında endüstri patronu Jean Prouvost tarafından kurulmuştur.Paris Match werd in 1949 opgericht door de ondernemer Jean Prouvost.
Böylece herkes kimin patron olduğunu görmüş olur.Zo kan het hele dorp zien waar de baas woont.
Patronumu takip ederim.Verbergen voor de werkgever.
O benim patronum."Hij is eigen baas.
Patronus'u keçidir.Hij maakt Polonius belachelijk.
General(1-131), Bay Siyah ve Bay Beyaz'ın patronudur.De generaal De baas van meneer Wit en meneer Zwart.
Final bölümlerinde "büyük patron"lara karşı mücadele verilir.Rest van het hoofdstuk spreekt van "Major Major" tout court.
Maurizio Arrivabene (doğum Brescia,1957) Scuderia Ferrari takımı patronu.Maurizio Arrivabene (Brescia, 7 maart 1957) is de voormalige president van Formule 1-team Scuderia Ferrari.
Ancak patronlar önerdi ona, tatile gitmek.Hij vraagt zijn huisarts om hem een lange vakantie voor te schrijven.
Planı baş tutmayan Formula Bir patronu İngiliz iş adamı Bernie Ecclestone Macaristana yöneldi.Deze taak werd doorgesluisd naar de Formula One Administration, eigendom van Bernie Ecclestone.
Benim patronum çok fazla kahve içer.Mijn baas drinkt heel veel koffie.
Patronumu aramak istiyorum.Ik wil mijn baas bellen.
Patronuma telefon etmek istiyorum.Ik wil mijn baas bellen.
Bu mektubun el yazısı “Sevgili Patron” mektubuyla benzerdir.Charakterem pisma bardzo przypomina ona list „Drogi Szefie”.
Ancak patronlar önerdi ona, tatile gitmek.Współpracownicy namawiają go, by udał się na urlop.
Medya patronu William Randolph Hearst'ün torunudur.Wnuczką Williama Randolpha jest Patty Hearst.
14 Nisan 2014 tarihinde Stefano Domenicali' den Scuderia Ferrari takım patronluğu görevini devralmıştır.14 kwietnia 2014 roku zastąpił Stefano Domenicaliego na stanowisku szefa Scuderia Ferrari.
Christine, bu durumu patronuna sorar.Cristina zgłasza to zaniedbanie szefowi.
McLaren-Mercedes Formula 1 Takımı patronudur.Firma ta sponsoruje ekipę McLaren-Mercedes w Formule 1.
Gibbs için en özel isimlerden biri kuşkusuz eski patronu Mike Franks'dir.Zostaje także wprowadzona postać dawnego szefa Gibbsa, Mike’a Franksa.
Takım sahibide Carnival Şirketi'nin patronu Micky Arison, Genel Menajeri Pat Riley, koçu Erik Spoelstra'dır.Właścicielem klubu jest Micky Arison, prezesem Pat Riley, a trenerem Erik Spoelstra.
(Başta Patrona Halil ve Muslu Beşe olmak üzere) İçerideki silah seslerini duyan dışarıdaki yandaşları kaçtı.Własowcy na odgłos strzałów rzucili się do ucieczki.
Eski patron Selahattin kaçmıştır.Wódz zdążył się ukryć.
Dana Elcar, Pete Thornton karakteriyle, MacGyver'ın patronu ve en iyi arkadaşını canlandırıyor.Pete Thornton (Dana Elcar) Szef i najlepszy przyjaciel MacGyvera.
Ancak patronu anlaşmayı bozmaya yanaşmaz.Właściciel skarbów chce przerwać umowę.
Güçlü bir Patronus Ruh Emiciyi def edebilir.Główny bohater może korzystać z egzoszkieletu.
1590'li yıllarda Peri Floransa'da en önemli müzik destekleyici patronlardan olan Jacopo Corsi ile çalıştı.Vid 1590-talet kom han i kontakt med Jacopo Corsi, som var Florens störste beskyddare av musiklivet.
Leporello ise yeni bir patron bulmak için bir hana gider.Leporello tänker söka sig en bättre herre att tjäna.
O benim patronum."Hon är min syster."
Büyük Ortadoğu'nun en büyük patronudur.Det är den till ytan största staten i Mellanöstern.
Ananas patronu olan kuzeni James Dole, sonraki yıllarda Dole'a Hawaii'ye gelerek destek olmuştur.Han var kusin till ananasmagnaten James Dole, som senare skulle följa honom till Hawaii.
Eski patron Selahattin kaçmıştır.Den gamla revisorn har försvunnit med dem.
1977’de BLMC nin yeni patronu Michael Edwardes oldu.1977 utsågs Michael Edwardes till ny chef.
Patronların çıkarları dahilinde işler.Sköter systrarnas affärer.
Bu ödüllerden en prestijlileri altın madalyalar (1830 kurucunun madalyası ve 1838 patronun madalyası)dır.Найпрестижніші з цих нагород — Gold Medals (Founder's Medal 1830 і Patron's Medal 1838).