( Olgun kişi, meziyetlerini parıldar hale getirir. )(אדון שהכול בו - כל מקצועות התורה).
Hem de zifiri karanlık, Bir parıltı bile yok."הוא חשך ולא אור!"
Anne Parillaud (6 Mayıs 1960, Paris) Fransız aktris.אן פריו (צרפתית: Anne Parillaud; נולדה ב-6 במאי 1960) היא שחקנית קולנוע צרפתיה.
( Olgun kişi, meziyetlerini parıldar hale getirir. )Американките, ще те побъркат.)
O zaman için bilinen en aktif parıltılı yıldızdı.Тя е и една от най-ярките познати звезди.
Uçuş Tozu, büyücüler tarafından şöminelerde ulaşım ve haberleşme amacıyla kullanılan parıltılı bir tozdur.Letiprah je svjetlucavi prah kojeg čarobnjaci koriste za putovanje i komunikaciju kroz kamine.
Spielberg'e göre onlar "sadece bir renk parıltısı, umudun titrek ışığı" temsil eder.Za Spielberga taj trenutak sa svijećama predstavlja "tek malo boje i tek malo nade za budućnost."
Unitaş Parıltı: Parıldayan bir Unitaş.Svjetlan Lacko Vidulić, Was bleibt.
Yalabımak fiili, parıldamak, aydınlanmak demektir.Ono znači: svjetlucanje, blistavost, sjaj.
Kanatlar ve kuyruğu da metalik parıltıya sahiptir.Chvost a koreň chvosta sú tiež svetlosivé.
O zaman için bilinen en aktif parıltılı yıldızdı.Bola to najväčšia známa hviezdna explózia.
1951 yılında, Amerikalı astronom Harlow Shapley Proxima Centauri'nin bir parıltılı yıldız olduğunu açıkladı.1951. aastal teatas ameerika astronoom Harlow Shapley, et Proxima Centauri on väga aktiivne.
Durup parıltılara bakmışlar.Vaatamisväärsused Valgamaa.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.41:10 Sein Niesen glänzt wie ein Licht; seine Augen sind wie die Wimpern der Morgenröte.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:10) От его чихания показывается свет; глаза у него как ресницы зари;
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:9) Ses éternuements font briller la lumière; Ses yeux sont comme les paupières de l`aurore.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.( 41 : 9 ) Sự nhảy_mũi nói giăng ánh_sáng ra , Hai con mắt nó khác_nào mí mắt của rạng_đông .
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:9) Sự nhảy mũi nói giăng ánh sáng ra, Hai con mắt nó khác nào mí mắt của rạng đông.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Apabila Lewiatan bersin, berpijaran cahaya; matanya berkilau bagai terbitnya sang surya
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Den akter jern som strå, kobber som ormstukket tre.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Han aktar järn såsom halm och koppar såsom murket trä.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Jern regner den kun for Halm og Kobber for trøsket Træ;
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Keby ho niekto dostihol mečom, jeho meč neostojí, ani kopija ani strela ani pancier.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Kihanje njegovo zažiga svetlobo, oči njegove so kakor trepalnice jutranje zarje.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.그것이 재채기를 한즉 광채가 발하고 그 눈은 새벽 눈꺼풀이 열림같으며
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.La spada che lo raggiunge non vi si infigge, né lancia, né freccia né giavellotto
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Miecz, który go sięga, nie ostoi się, ani drzewce, ani strzała, ani pancerz.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Os seus espirros fazem resplandecer a luz, e os seus olhos são como as pestanas da alva.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Pokládá železo za plevy, ocel za dřevo shnilé.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Sille on rauta kuin oljenkorsi, vaski kuin lahopuu.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Strănuturile lui fac să strălucească lumina; ochii lui sînt ca geana zorilor.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Sus estornudos lanzan destellos de luz; sus ojos son como los párpados del alba
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Tüsszentése fényt sugároz ki, és szemei, mint a hajnal szempillái.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Εις τον πταρνισμον αυτου λαμπει φως, και οι οφθαλμοι αυτου ειναι ως τα βλεφαρα της αυγης.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Когато киха блещи светлина, И очите му са като клепачите на зората.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.עטישתיו תהל אור ועיניו כעפעפי שחר׃
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.عطاسه يبعث نورا وعيناه كهدب الصبح.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.他 打 噴 嚏 、 就 發 出 光 來 . 他 眼 睛 好 像 早 晨 的 光 線 . 〔 光 線 原 文 作 眼 皮
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.他 打 噴嚏 、 就 發出 光來 . 他 眼睛 好像 早晨 的 光線 . 〔 光線 原文 作 眼皮
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Dal nord giunge un aureo chiarore, intorno a Dio è tremenda maestà
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.dela miază-noapte ne vine aurora, şi ce înfricoşată este măreţia care înconjoară pe Dumnezeu!
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Del norte viene un dorado esplendor; alrededor de Dios hay una temible majestad
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Do norte vem o áureo esplendor; em Deus há tremenda majestade.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.fra Norden kommer en Lysning. Over Gud er der frygtelig Højhed,
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Fra Norden kommer gull; om Gud er der en forferdende herlighet.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.I guldglans kommer han från norden. Ja, Gud är höljd i fruktansvärt majestät;
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.북방에서는 금 빛이 나오나니 하나님께는 두려운 위엄이 있느니라
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Le septentrion le rend éclatant comme l`or. Oh! que la majesté de Dieu est redoutable!
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Mindenható! Nem foghatjuk meg õt; nagy az õ hatalma és ítélõ ereje, és a tiszta igazságot el nem nyomja.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Od północy jako złoto przychodzi, ale w Bogu straszniejsza jest chwała.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Od severa prichádza blesk ako zlato; ale nad Bohom je strašná sláva.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Od severa prihaja zlat lesk – okoli Boga je strašna veličast;
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Pohjoisesta tulee kultainen hohde; Jumalan yllä on peljättävä valtasuuruus.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Ráng vàng từ phương Bắc đến ; Nơi_Ðức_Chúa_Trời có oai_nghiêm đáng_sợ thay !
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Ráng vàng từ phương Bắc đến; Nơi Ðức Chúa Trời có oai nghiêm đáng sợ thay!
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Sinar keemasan muncul di utara, dan kemuliaan Allah mengagumkan hati kita
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Von Mitternacht kommt Gold; um Gott her ist schrecklicher Glanz.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Všemohoucí, jehož vystihnouti nemůžeme, ač jest veliký v moci, však soudem a přísnou spravedlností netrápí.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.και χρυσαυγης καιρος ελθη απο βορρα. Φοβερα δοξα υπαρχει εν τω Θεω.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden, Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.Светлая погода приходит от севера, и окрест Бога страшное великолепие.