O, yürek parçalayan bir hikaye idi.It was a heartbreaking story.
Dereyi görmeden paçaları sıvama.Don't cross a bridge till you come to it.
Sınıfta bırakılmış pahalı bir kamera vardı.There was an expensive camera left in the classroom.
Eğitim için daha fazla para ekonomik büyümeyi teşvik edecek.More money for education will spur economic growth.
Hırsız parayı vermesi için onu zorladı.The thief forced her to hand over the money.
Soyguncular kasadaki bütün parayı çalıp kaçtı.The robbers made away with all the money in the safe.
Bir hırsız para çalmak için eve girdi.A thief broke into the house to steal the money.
Ben sadece yarışlarda kaybettim bu yüzden beş parasızım.I just lost at the races so I'm flat broke.
Balığın ve etin besin değerleri yüksek ama ikincisi öncekine göre daha pahalıdır.Fish and meat are both nourishing, but the latter is more expensive than the former.
Hem balık hem de et besleyici fakat sonraki öncekinden daha pahalı.Fish and meat are both nourishing, but the latter is more expensive than the former.
Geçen yaz Paris'i ziyaret ettiğimi asla unutmayacağım.I'll never forget visiting Paris last summer.
Paula Grayson'a göre, bu insanlara ödeme yapmanın en iyi tolu.This is a better way of paying people, according to Paula Grayson.
Fırtına patladı.The storm broke.
Tatilleri harcamak bana çok pahalıya mal oluyor.It's costing me a lot to spend the holidays.
Tepe sonbahar renkleri ile parlıyor.The hill glows with autumnal colors.
Bu, kongre için bir sus payı.It's a sop to Congress.
Parlamento feshedildi.Parliament has been dissolved.
İlk parlamentonun ne zaman ortaya çıktığını biliyor musun?Do you know when the first parliament came into being?
Parlayan her şey altın değildir.All that glitters is not gold.
Pazar sabahı hava parlak ve açıktı.It was a bright and clear Sunday morning.
Anıt parkta kuruldu.The monument was set up in the park.
Bir muhabir Dr Patterson'la konuşan bir goril olan Koko hakkında görüşme yapıyor.A reporter is interviewing Dr. Patterson about Koko, a talking gorilla.
Güzel bir gündü ama parkta çok az kişi vardı.It was a pleasant day, but there were few people in the park.
Bir aile birini bir makinede yaşatmak için parasının hepsini harcamamalı.A family should not spend all of its money to keep someone alive on a machine.
Masadaki para benimki değil.The money on the desk is not mine.
Partine katılmaktan mutluluk duyarım.I'd be happy to attend your party.
Üzüntüyü paylaşmak neşeyi paylaşmaktan daha kolaydır.It is easier to sympathize with sorrow than to sympathize with joy.
Küçük kız gölde boğulmaktan neredeyse kıl payı kurtuldu.It was a close call when the little girl almost drowned in the lake.
Kütükler parlak şekilde alev alev yandı.The logs flamed brightly.
Kıl payı kurtuldu.That was a close call.
Hava soğuk. Paltonu getirmemen aptallık.It's cold. It was foolish of you not to bring your coat.
Ortaklar kolay yoldan para kazanıyorlar.The stockholders are making money hand over fist.
Hesabı paylaşalım.Let's split it.
Tüm öğrenciler partiye katıldı.All the students attended the party.
Eğitimi bitirinceye ve para kazanmaya başlayıncaya kadar beklemek zorunda kalacağım.I will have to wait till I finish schooling and start earning money.
Gelecek Pazartesi okul başlar.School starts next Monday.
Okul pazartesi günü açılacak.School will open on Monday.
Bir nükleer savaş patlarsa tüm insanlık acı çeker.All humanity will suffer if a nuclear war breaks out.
Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.There is a limit of two pieces of luggage for each passenger.
Yabancı bir ülkeyi ziyaret etmek pahalı olmalı.Visiting a foreign country must be expensive.
Yabancı bir ülkeye girmek için bir pasaporta ihtiyacın var.You need a passport to enter a foreign country.
Dışarı çıkmadan önce ayakkabılarını parlat.Shine your shoes before going out.
Dışarıda hava soğuk olduğu için, paltonu giysen iyi olur.Since it's cold outside, you'd better put your overcoat on.
Paul'un ailesi yaz mevsimini her yıl deniz kenarında geçiriyor.Paul's family spends the summer at the coast every year.
Yurt dışına seyahat edersen, genellikle bir pasaporta ihtiyacın vardırWhen you travel abroad, you usually need a passport.
Yurt dışına seyahat ettiğinizde, genellikle bir pasaporta ihtiyacınız olur.When you travel abroad, you usually need a passport.
Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir.If you are going abroad, it's necessary to have a passport.
Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.Japanese tourists abroad are big spenders.
Yanımda çok param var.I have plenty of money with me.
Hans patenti bir şirkete sattı.Hans sold the patent to a company.
Şirketin paraya ihtiyacı vardı.The company was in want of money.
Hepimiz şirket Noel partisinde çok yemek yedik özellikle dana rosto.We all pigged out at the company Christmas party, especially on the roast beef.
Toplantı gelecek pazara kadar ertelendi.The meeting was put off until next Friday.
Toplantı gelecek pazar gerçekleşecek.The meeting will take place next Sunday.
Partiye katılım beklenenden daha büyüktü.The attendance at the party was larger than had been expected.
Toplantı gelecek pazartesi gerçekleşecek.The meeting will take place next Monday.
Toplantı gelecek pazar düzenlendi.The meeting was arranged for next Sunday.
Pamuk yerine fıstık ektik.We planted peanuts instead of cotton.
İhtiyacımız olan tüm parayı sağlamak için sana güveniyoruz.We're banking on you to provide all the money we need.
Biz onu akşam yemeği partisine davet ettik.We invited him to the dinner party.