Tilki oyuk bir ağaçta saklandı.The fox hid in the hollow tree.
Çocuklar meşe oyunları için yerde küçük bir oyuk açtılar.The children made a small hole in the ground for their game of marbles.
Çocuklar bilye oyunları için yerde küçük bir oyuk açtılar.The children made a small hole in the ground for their game of marbles.
Hiçbirinde boğaz oyukları yoktur.None has any throat grooves.
Bu oyuklar baz çiftlerine bitişiktir ve onlara bağlanmak için bir yer oluşturabilirler.These voids are adjacent to the base pairs and may provide a binding site.
Bir ağaç deliği veya benzer oyuklarda açık bir yuva inşa ederler.They build an open nest in a tree hole or similar recess.
Kayalık yüksek bir noktada bulunan alanda dairesel derin bir oyuk vardır.In a deep passageway there is a well.
Yuvaları su yakınındaki ağaç oyuklarına yaparlar.They carve their vows on a nearby tree.
Ortalarında birer oyuk/kanal bulunur.Liquid Lunch/That Channel.
Bu parametre çok küçük tümsek veya oyukların ağ içinde kaybolmamasını saplar.He will perform this display if the eggs have not hatched or the chicks are still too young to fly.
İkizlenme de yaygın olarak gözlenir ve kristal yüzeyler oyuklu olabilir.Twinning is also commonly observed and crystal faces may be striated.
Tercihen yaşlı ağaçların oyuklarında yuva yaparlar.They prefer to perch on the tops of trees.
Aşırı sıcaktan korunmak için memelilerin yere açtığı oyuklara saklandıkları gözlemlenmiştir.Their presence is evidenced by the ragged edges to leaves caused by their chewing.
Bazı oyuk bir ağacın söyleyin ve sonra sabah çağrıları ve akşam yemeği partileri!Say, some hollow tree; and then for morning calls and dinner-parties!
Fotoğraf sadece yukarıda sağda sürgülü panel arkasında bir oyuk çan çekin.The photograph is in a recess behind a sliding panel just above the right bell- pull.
Bu seninki kulak korkulu oyuk pierc'd Gecelik o olduğu görüşündeydi nar ağacı söylüyor:That pierc'd the fearful hollow of thine ear; Nightly she sings on yond pomegranate tree:
Bu daha verimli çünkü biz ürünün içinde sıvıyı soğutmaya yarayan oyukları oluşturabiliyoruz.It's more efficient because we can now create all these cavities within the object that cool fluid.
Bu oyukların içinde, daha küçük mikro-oyuklar büyür ve toprakla kaynaştıkça, suyu emerler.And in these cavities, these micro-cavities form, and as they fuse soils, they absorb water.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.And then I constructed it. And how I constructed it, is by making grooves in the top of the pinhead.
Camı bu oyuklara kendi sürtünmesiyle tutturdum.And then pushing the glass in with its own friction.
Oyuklardan birinin girişine tam olarak sığabiliyorIt can just squeeze into the entrance hall of one of the tunnels
ALLAH göklerin ve yerin ışığıdır. Işığının örneği şuna benzer: içinde lamba bulunan bir oyuk...God is the light of the heavens and the earth.
Işığının örneği şuna benzer: içinde lamba bulunan bir oyuk...The allegory of His light is that of a pillar on which is a lamp.
Işığının örneği şuna benzer: içinde lamba bulunan bir oyuk... Lamba bir cam kap içindedir.The example of His Light is like a tube, in which there is a wick.
Beyaz un, su ve tuzu karıştırarak karışımı aşağı yukarı oyuk bırakın.Mix white flour with water and salt, leaving the mixture more or less hollow.
Ön zırhında yumruk büyüklüğünde oyuklar ve taretinde bir delik bulunan bir Tiger II.[1]A Tiger II with fist-sized dents in its front armour and a hole in its turret.[51]
Rotor döndürüldüğünde oyuklar hareket eder ancak şekilleri veya hacimleri değişmez.The cavities move when the rotor is rotated but their shape or volume does not change.
Türlerine bağlı olarak içi boş ağaçlarda veya oyuklarda yaşarlar.They live in hollow trees or burrows, depending on the species.
Genellikle bataklıklarda, ve dağların kenarlarındaki oyuklarda bulunur.It is usually found in bogs, marshes and in hollows or corries on the sides of mountains.
Bütün çöl kerkenkeleleri gibi, dikenli çöl kertenkelesi de zamanının çoğunu oyuklarda geçirir.Wie die meisten Haselhühner verbringen auch die Kragenhühner den größten Teil der Zeit auf dem Boden.
Bu keselerin her biri spermaların iletimi için bir oyuk taşır.Jedes dieser Segmente trägt ein Stigma für die Atmung.
Oyukların dini törenlerde kullanıldıkları düşünülmektedir.Yakbutter findet auch Verwendung in religiösen Zeremonien.
Kaidenin içi oyuktur.Der Speck in der Falle.
Tercihen yaşlı ağaçların oyuklarında yuva yaparlar.Ihr solltet die Häuser der Betrübten den Häusern der Fröhlichen vorziehen.
Ve halkı ona En Şerefli Oyuk Sorumlusu unvanını verir.Ces circonstances le conduisent à assumer les plus hautes fonctions de son obédience.
Oyuklar genellikle yumurta ve liflerle delinmiş ağaç yaprakları ile dekore edilmiştir.Los huevos son dejados generalmente en troncos sumergidos u hojas planas.
Surların içinde dehlizler ve küçük oyuklar vardır.Cuenta con retablos y esculturas en el interior.
Yuvaları su yakınındaki ağaç oyuklarına yaparlar.Anidan en agujeros de árboles cercanos al agua.
Gündüzleri nemli yerlerde, taş altlarında ve oyuklarda gizlenir, geceleri avlanmak için çıkar.Passa gran parte del suo tempo sotto le pietre o all'interno di buchi, da cui esce di notte per cacciare.
En çok oyuklarda yuva yaparlar.Самое интересное – это как строили дома.
Dişiler, yuva oyuklarına 3-4 beyaz yumurta koyar ve 25 gün civarı boyunca onları kuluçkaya yatırır.Самка откладывает от 3 до 4 белых яиц, которое она насиживает в течение 25 дней.
Tercihen yaşlı ağaçların oyuklarında yuva yaparlar.Гнездятся в дуплах старых деревьев.
Onlar, ölü bir ağaçta bir oyukta yuva veya bir ağacın ölü bir parçasında yuva yaparlar.الصَلْب وسيلة تعذيب وإعدام يُربَطُ فيها المحكوم عليه في صليب خشبيّ كبير - أو يُدقّ فيه بالمسامير ثُمّ يُترك.
Jüpiter manyetosferi, gezegenin manyetik alanından kaynaklanan solar rüzgarında oluşan bir oyukluktur.A magnetosfera de Júpiter é a cavidade criada dentro do vento solar pelo campo magnético do planeta.
Bu parametre çok küçük tümsek veya oyukların ağ içinde kaybolmamasını saplar.Estes resultados serão obtidos tanto para as partículas massivas quanto para as desprovidas de massa.
Onlar, ölü bir ağaçta bir oyukta yuva veya bir ağacın ölü bir parçasında yuva yaparlar.Rosną na próchniejącym drewnie lub na ziemi, na leżących lub zagrzebanych kawałkach próchniejącego drewna.
Bu vadinin altı bu oyuklar ve mağaralarla sanki örülmüş gibidir.Na grzbiecie tym i w dolinach potoków rozłożone są przysiółki Obidzy.
İçinde bir oyuk açılır.Du ska ha en öppningsscen.
Yuva, bazen yerdeki bir deliğe, çoğunlukla çürümüş ağaç oyuklarına yapılır.Den bygger sitt bo i ett hål i marken, ofta ett gammalt gnagarhål.
Yuvaları su yakınındaki ağaç oyuklarına yaparlar.Гарно лазить по деревах поблизу води.
Tanrıça olarak tanımlanan bu figürinlerin ikişer oyukla gözler betimlenmiştir.Někdy jsou tyto dvě bohyně označovány jako dvě Ušasy.
Tercihen yaşlı ağaçların oyuklarında yuva yaparlar.Upřednostňuje staré stromy.
Kesici dişlerin büyük kısmı dışarıdan görünür, kalan kısmı kafatasındaki oyuklara bağlıdır.O mare parte a colțului poate fi văzută afară; restul este într-o priză din craniu.
Gündüzleri nemli yerlerde, taş altlarında ve oyuklarda gizlenir, geceleri avlanmak için çıkar.În special îi plac șipotele, unde stă ziua ascuns la fund, sub pietre, noaptea iese la vânătoare.
Yuvaları su yakınındaki ağaç oyuklarına yaparlar.Cuibărește în arbori din vecinătatea apelor.
Tanrıça olarak tanımlanan bu figürinlerin ikişer oyukla gözler betimlenmiştir.A három arccal, fejjel ábrázolt istenek ezeket az aspektusokat jelenítik meg.
Gündüzleri nemli yerlerde, taş altlarında ve oyuklarda gizlenir, geceleri avlanmak için çıkar.Napközben megbújnak a mélyedésekben, a sziklák, zátonyok repedéseiben, és éjjel indulnak vadászni.
Oyukların dini törenlerde kullanıldıkları düşünülmektedir.Sokkal valószínűbb, hogy ezeket a tárgyakat vallási szertartások során használták.
Duvarlarda oyuk şeklinde olanları da vardır.Lisäksi seinissä todettiin halkeamia.
Tercihen yaşlı ağaçların oyuklarında yuva yaparlar.Häränkieli kasvaa mieluiten vanhojen lahojen tammien rungoilla.