22 Kasım'da Portland Trail Blazers'a karşı oynarken sağ dizini incitti.Em 22 de novembro, Rose machucou o joelho direito durante um jogo contra o Portland Trail Blazers.
Savunmada oynar.Joga com defensa.
Genç kızlar ve delikanlılar ortak oyunlar oynarlar.Meninos e meninas já participam dos rituais.
Geri kalan saatlerinde uyur, yemek yer ve video oyunu oynar.Ele é viciado em videojogos e em dormir.
Çocuklar oyuncaklarla vakit geçirir ve birdirbir gibi oyunlar oynarlardı.As crianças entretinham-se com brinquedos e jogos.
Evindeki maçlarını Weserstadion, Platz 11'de oynar ve teknik direktörlüğünü Thomas Wolter yapmaktadır.Disputa atualmente a United Soccer League, manda seus jogos no Al Lang Stadium e é treinado por Thomas Rongen.
Başrolde Jackie Chan oynar.Jackie Chan - O protagonista.
3 numarada oynar.Het Scherzo nr. 3 op.
Final Sona kalan iki takım finali oynar.De twee overige kandidaten moeten het finalespel spelen.
Ve babası onu futbol oynarken görür ve çok sevinir.Michael speelt football en plaagt graag zijn broertje.
Erkekler gibi dört çeker araç kullanır ve futbol oynardı.Mees leerde, zoals zovelen, voetballen op de speelplaats.
Genelde komedi filmlerinde oynar.Meestal doet hij zijn eigen stunts in zijn films.
Bunların yanında turizm de önemli rol oynar.Oprócz tego dużą rolę odgrywa turystyka.
10.000 civârındaki Çinli nüfus, ülkenin inşaat sektöründe önemli rol oynar.20 tys. węgierskich żandarmów miało odgrywać kluczową rolę w całym procesie.
1992 yılında İsveç’teki Avrupa Şampiyonasında Bağımsız Devletler Topluluğu takımında oynar.W 1992 wystąpił na Mistrzostwach Europy w Szwecji w barwach reprezentacji Wspólnoty Niepodległych Państw.
Hastalık en fazla, oynarken birbirine bulaştıran çocuklarda görülür.Chorują najczęściej dzieci, które zarażają się głównie podczas zabaw.
Bu imece çalışmasında, köyün çocukları geleneksel olarak gece saklanbacı oynarlar.Nie wiadomo dlaczego Indianie zadecydowali się zaatakować w świetle dnia miast tak jak zazwyczaj nocą.
Yerel bir kulüpte futbol oynarken eski Newcastle United oyuncusu olan Glen Foy tarafından yeteneği keşfedilir.Podczas jednego z meczów wypatruje go były piłkarz Newcastle United Glen Foy.
Bunların yanı sıra, Clement VII, Leo XI ve Urban VIII gibi papalar bu oyunu Vatikan'da oynardı.Även påvar som Clemens VII, Leo XI och Urban VIII skall ha varit med och spelet.
Film uzak gelecekte oynar.Filmen utspelar sig i framtiden.
Hücre çekirdeği, gövdede kilit rol oynar.Nyckelknippa som sitter i ett lås.
Sert, fakat faulsüz oynardı.Грав просто, але надійно.
Gus’un genç halini oynar.Отвоцьк Велькі Отвоцьк Малий GUS.
Basınç farkları bu süreçte önemli rol oynar.При цьому емоції відіграють важливу роль в цьому процесі.
İlk oyuncu başlar, kural hatası yapana dek oynar.Гравець, який подає, продовжує це робити, поки його команда не зробить помилку.
Her gün futbol oynarım.Я кожного дня граю в футбол.
Beyzbol oynarım.Я граю у бейсбол.
Mary basketbolu iyi oynar.Мері добре грає в баскетбол.
Ben rugby oynarım.Я граю в регбі.
Protein fosforilasyonu pek çok hücresel süreçte önemli bir rol oynar.Fosforylace proteinů hraje významnou roli v celé řadě buněčných procesů.
Elbiselerini çekiştirir ve saçıyla oynar.Nervózně si pohrává s oděvem nebo svými vlasy.
İç saha maçlarını 33,597 kişilik Pride Park'ta oynar.Své domácí zápasy odehrává na stadionu Pride Park s kapacitou 33 597 diváků.
Erkekler gibi dört çeker araç kullanır ve futbol oynardı.Věnoval se cyklistice a hrával fotbal.
Bunda ayrıca yüzeyin yapı ve rengi de rol oynar.Má také vliv na barvu a zrnitost půdy.
İnsanlar bahis oynarlar.Jak si lidé hrají.
Oyunun kuralları oldukça basit olmasına rağmen oynarken çok fazla uğraş gerektirir.Cu toate că regulile de joc sunt extrem de simple, jocul este destul de dificil.
Hastalık en fazla, oynarken birbirine bulaştıran çocuklarda görülür.Această boală este găsită în copii, ce o răspândesc atunci când se joacă împreună.
Sinir hücrelerinde, hücreler arasındaki iletişimde başrol oynar.În neuroni, ele joacă un rol central în comunicarea celulă-celulă.
Ev sahibi maçlarını 33.268 kişilik Miejski Stadı'nda oynarlar.Echipa susține meciurile de acasă pe Stadion Miejski cu o capacitate de 22.386 de locuri.
San Francisco Film Festivali, yabancı yapım filmleri Amerikalı seyirciye tanıtmada önemli rol oynar.Ennek a rendezvénynek fontos szerepe van külföldi filmek amerikai közönségnek való bemutatásában.
Foster 2003 yazında kardeşiyle tenis oynarken sakatlandı ve altı ay sahalardan uzak kaldı.2003 júniusában megsérültek a térdszalagjai teniszezés közben, ezért hat hónapig nem játszhatott.
Şarkı söyleme konusunda becerikliydi ve iyi tenis oynardı.Csodálatosan tudott énekelni és remekül játszott zongorán is.
3 numarada oynar.Näytelmä 3:ssa näytöksessä.
T-Mobile reklamında Catherine Zeta-Jones ile oynar.Tämä on luettelo Catherine Zeta-Jonesin filmografiasta.
Maçlarını Ullevi Stadyumu'nda oynar.Seura pelaa kotiottelunsa Gamla Ullevi -stadionilla.
Fred'in bowling e merakı vardır, evinin salonunun çevresinde bilardo, poker ve golf oynar.Retu on hyvin temperamenttinen ja harrastaa keilaamista, biljardia, pokeria, golfia ja kotonaan löhöilemistä.
İlk oyuncu başlar, kural hatası yapana dek oynar.Näin jatketaan kunnes leikkijä tekee virheen.
Şüphelilerden biri Scott Ruffalo'nun rus ruleti oynarken kendi kendini vurduğunu iddia etti.Ένας από τους υπόπτους ανέφερε στην αστυνομία ότο ο Σκοτ Ράφαλο αυτοπυροβολήθηκε καθώς έπαιζε Ρωσική ρουλέτα.
O'Sullivan sağ eliyle oynar, fakat sol eliyle de yüksek beceride oynayabilmektedir.Ο Λάμπρου είναι δεξιοπόδαρος παίκτης, αλλά μπορεί επίσης να παίξει με το αριστερό του πόδι.
Merv Mary takımı maçlarını burada oynar, kapasitesi 10.000 kişidir.Έδρα της ομάδας είναι το Field Mill, χωρητικότητας 10000 θεατών.
Gel seni oraya götüreyim, oturup oynarsın.Dem kan de så tage med i parken, og lege med dem dér, eller blive derhjemme og lege dér.
Erkekler gibi dört çeker araç kullanır ve futbol oynardı.Hun voksede op som en drengepige, og spillede fodbold.
"Bir şeyle fazla oynarsanız, onu bozarsınız."Og hvis du taler med en anden fyr, vil han sparke dig."
Başrolde Jackie Chan oynar.En sentral birolle spilles av Jackie Chan.
Şarkı söyleme konusunda becerikliydi ve iyi tenis oynardı.Hun er også godt utdannet og dyktig til å synge og spille piano.
Film uzak gelecekte oynar.Handlinga i filmen er satt til nær framtid.
Spike'ın arkadaşıdır ve ikili birlikte poker oynar sık sık.Dia juga berteman dekat dengan Spike dan sering terlihat bermain bersama Spike.
Kulüp, evindeki maçlarını 12,994 kapasiteli Ljudski vrt stadyumunda oynar.Klub ini memainkan pertandingan kandangnya di Stadion Ljudski Vrt yang berkapasitas 12.994 penonton.
Vezir bir kare çapraz oynar.Sang Ratu mengatur sebuah pertandingan panah.
Efendi Krişna, bu büyük destanda çok önemli bir rol oynar.Kenneth Kauda memainkan peranan yang penting dalam even-even tersebut.