Oynamayı durdurmalısın.You should stop playing.
Kedi bahçede oynamaktan hoşlanıyor.The cat likes to play in the garden.
Ben çalıştım ve o oynadı.I have worked and she has played.
Nasıl futbol oynanır bilirim.I know how to play soccer.
DVD oynatıcı, video kaset oynatıcının yerini aldı.The DVD player replaced the videotape player.
DVD oynatıcılar, video kaset oynatıcıların yerini aldı.DVD players replaced videotape players.
O dün yeni bir CD oynatıcı aldı.He got a new CD player yesterday.
O önemli, neredeyse kilit rol oynamaktadır.He plays an important, almost pivotal, role.
Tom'un bu öğleden sonra bizimle tenis oynayacağını duydum.I heard that Tom is going to play tennis with us this afternoon.
Tom'u yarın gece bizimle çin dominosu oynaması için davet ettiğini duydum.I heard that you have invited Tom to play mahjong with us tomorrow night.
Çok tenis oynardım.I used to play a lot of tennis.
Oyun oynamaya başlamadan önce ev ödevini bitirmeni istiyorum.I want you to finish your homework before you start playing games.
Oyunlar oynayarak bütün gece yatmadım.I was up all night playing games.
Bu öğleden sonra geç saatlerde Tom'la tenis oynayacağım.I'll play tennis with Tom later this afternoon.
Ne tür oyunlar oynamayı seversin?What kind of games do you like to play?
Eğer istersen Tom'la bowling oynamaya gidebilirsin.You could go bowling with Tom if you want.
Tom ve Mary satranç oynamaya karar verdiler.Tom and Mary decided to play chess.
Tom hem tenis hem de beyzbol oynayabilir.Tom can play both tennis and baseball.
Tom'un oynayacak hiç kimsesi yoktu.Tom didn't have anyone to play with.
Tom'un oynamak için hiç arkadaşı yok.Tom doesn't have any friends to play with.
Tom çok sık beyzbol oynamaz.Tom doesn't play baseball very often.
Tom muhtemelen dışarı gitmek ve oynamak istedi.Tom probably wanted to go out and play.
Tom Mary kadar iyi tenis oynayamadığını fark etti.Tom realized that he couldn't play tennis as well as Mary.
Tom kumar oynamanın yanlış olduğunu düşünüyor.Tom thinks that gambling is wrong.
Tom Mary'nin ne kadar iyi masa tenisi oynayabildiğine şaşırdı.Tom was surprised how well Mary could play ping pong.
Raketinizi getirin, biz biraz tenis oynayacağız.Bring your racket and we'll play some tennis.
Tom video oyunları oynamaya çok fazla zaman harcıyor.Tom spends too much time playing video games.
Hadi Quidditch oynayalım.Let's play quidditch.
Tom oyunlar oynayarak çok fazla zaman harcar.Tom spends too much time playing games.
Japon satranç oyunu oynamak ister misiniz?Would you like to play a game of Japanese chess?
İyi oynayabilir misin?Can you play well?
Golf oynar mısın?Do you play golf?
Sanırım bu öğleden sonra bizimle tenis oynamakla ilgilenmiyorsun.I assume you're not interested in playing tennis with us this afternoon.
Çamurda oynamayı severiz.We like playing in mud.
Biraz iskambil oynayalım.Let's play some cards.
Git ve arkadaşlarınla oyna.Go and play with your friends.
Canım oynamak istemiyor.I don't feel like playing.
Oynamak içimden gelmiyor.I don't feel like playing.
Oynamak için Mary'nin evine gidebilir miyim?Could I go over to Mary's house to play?
Kumar oynamak: kesin bir şekilde bir şey için hiçbir şey elde etmemek.Gambling: The sure way of getting nothing for something.
Büyüdüğümüz için oyun oynamayı bırakmadık; oyun oynamayı bıraktığımız için büyüdük.We don't stop playing because we grow old; we grow old because we stop playing.
Japon satrancı oynamak ister misin?Do you want to play shogi?
Tom makasla oynamanın tehlikeli olduğunu bilir.Tom knows that it's dangerous to play with scissors.
Onun oynak alayı onu harekete geçirdi.Her playful teasing galvanized him into action.
O, gündüz ve gece Minecraft oynar.She plays Minecraft day in, day out.
İsa'yı oynayan aktör oldukça yakışıklı.The actor who plays Jesus is quite handsome.
Bu keçiler oynak.These goats are playful.
Bugün bütün yaptığım oyun oynamaktı.All I did today was play games.
Tom'un oynayabileceği herhangi bir oyuncağın var mı?Do you have any toys Tom can play with?
Dışarı çıkıp bizimle oynayıp oynayamayacağını annene sor.Ask your mom if you can come out and play with us.
Tom sert oynamayı seviyor.Tom likes to play rough.
Tom ve Mary birlikte kum havuzunda oynadılar ve kum kaleler yaptılar.Tom and Mary played in the sandbox together and made sand castles.
Çocuklar mıknatıslarla oynadılar.The children played with magnets.
Anaokulunda mıknatıslarla oynadığımı hatırlıyorum.I remember playing with magnets in kindergarten.
Dışarı çıkalım ve oynayalım.Let's go outside and play.
Tom, Mary'nin oynadığı oyuncaklardan daha gelişmiş oyuncaklarla oynuyor.Tom plays with toys that are more sophisticated than what Mary plays with.
Tom birlikte oynaması için oğluna bir şey verdi.Tom gave his son something to play with.
Darren ve Simon tenis oynayacaklar.Darren and Simon are going to play tennis.
Tom ve Mary yarın öğleden sonra tenis oynayacaklar.Tom and Mary will play tennis tomorrow afternoon.
Arkadaşlarımla oynamaya gitmek istiyorum.I want to go play with my friends.