Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.După trei zile, L-au găsit în Templu, şezînd în mijlocul învăţătorilor, ascultîndu -i şi punîndu-le întrebări.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.I stalo se po třech dnech, že nalezli jej v chrámě, an sedí mezi doktory, poslouchaje jich a otazuje se jich.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.Khỏi ba ngày , gặp Ngài tại trong đền thờ đang ngồi giữa mấy thầy thông_thái , vừa nghe vừa hỏi .
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.Khỏi ba ngày, gặp Ngài tại trong đền thờ đang ngồi giữa mấy thầy thông thái, vừa nghe vừa hỏi.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.사흘 후에 성전에서 만난즉 그가 선생들 중에 앉으사 저희에게 듣기도 하시며 묻기도 하시니
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.И след три дни Го намериха в храма, седнал между законоучителите, че ги слушаше и ги запитваше.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.І сталось, через три дні знайшли Його в церкві, сидячого серед учителїв, і слухаючого їх, і питаючого.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.Через три дня нашли Его в храме, сидящего посреди учителей, слушающего их и спрашивающего их;
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.ויהי אחרי שלשת ימים וימצאהו במקדש ישב בתוך המורים שמע אליהם ושאל אתם׃
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.وبعد ثلاثة ايام وجداه في الهيكل جالسا في وسط المعلمين يسمعهم ويسألهم.
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.過 了 三 天 、 就 遇 見 他 在 殿 裡 、 坐 在 教 師 中 間 、 一 面 聽 、 一 面 問
Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu.過 了 三 天 、 就 遇見 他 在 殿裡 、 坐在 教師 中間 、 一面聽 、 一面問
Ve bu resimde görmediğiniz şu ki, şuradaki bisikletçilerin arasında bir yerlerde, kayaya oturmuş bir genç,Czego nie widać na tym zdjęciu to to, że gdzieś między tymi rowerzystami na skale siedzi nastolatek i mówi:
Ve bu resimde görmediğiniz şu ki, şuradaki bisikletçilerin arasında bir yerlerde, kayaya oturmuş bir genç,사진에서는 잘 안보이시겠지만 여기 어딘가에 한 녀석은 바위에 주저 앉아서 이러고 있습니다.
Ve bu resimde görmediğiniz şu ki, şuradaki bisikletçilerin arasında bir yerlerde, kayaya oturmuş bir genç,ומה שאתם לא רואים בתמונה הזאת שבין הרוכבים האלה שם, יש נער היושב על סלע,
Ve bu resimde görmediğiniz şu ki, şuradaki bisikletçilerin arasında bir yerlerde, kayaya oturmuş bir genç,والذي لا ترونه في الصورة هنا انه في مكان ما بين راكبي الدراجات هناك يوجد مراهق جالس على الصخر
Ve bu resimde görmediğiniz şu ki, şuradaki bisikletçilerin arasında bir yerlerde, kayaya oturmuş bir genç,自転車に乗った少年達とカメラ間には 岩の上に座っている少年がいて 「ここから動かないからな! もう たくさんだ!」
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)A on mówi - bo jeżdżą ze mną też wolontariusze, dorośli, którzy siedzą tam słuchając go.
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)그리고서는 말하기를 -- 왜냐하면 저와 함께 하는 성인 자원봉사자들이 이야기를 듣고 있었기 때문에 --
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)Lúc ấy có cả những nguời giám sát đi cùng chúng tôi đang lắng nghe cậu ấy
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)Şi spune -- pentru că de asemenea am voluntari ce călătoresc cu mine, adulţi, ce stau acolo şi-l ascultă.
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)Y dice... porque tengo también voluntarios que me acompañan, adultos, que se sientan allí y lo escuchan.
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)И той каза -- тъй като с мен карат и други доброволци -- възрастни, които седят там и го слушат.
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)והוא אומר -- בגלל שיש לי גם מתנדבים שרוכבים איתי, מבוגרים, שיושבים שם מקשיבים לו.
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)ويوجد عادة معنا متطوعون رجال . يجلسون معنا هناك كانوا يستمعون اليه ايضاً
Ve dedi ki (orada bizimle bisiklete binen başka gönüllüler de vardı, orada oturmuş onu dinleyen yetişkinler)私以外の大人もいて 彼の話を聞いていました 少年は こう続けました 「でも それは ー
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.A keď som vošla, ona už sedela pri stole.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Als ich hereinkam, saß sie schon am Tisch.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Amikor beléptem, ő már az asztalnál ült.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Appena entrata, la trovai già seduta al tavolo.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Et en entrant, elle était déjà à table.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Když jsem vstoupila, seděla už u stolu.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Khi tôi bước vào, cô ấy đã ngồi tại bàn.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.그리고 제가 도착했을 땐, 그녀는 테이블에 이미 앉아있었습니다.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Ko sem vstopila, je bila že za mizo.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Og da jeg gik ind, sad hun allerede ved bordet.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Quando entrei, ela já estava na mesa.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Şi când am ajuns ea era deja la masă.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Toen ik binnenkwam, zat zij al aan tafel.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile. Ve oturdum, o da,När jag klev in satt hon redan vid bordet, jag satte mig, och hon sade:
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Y cuando entré, ella ya estaba en la mesa.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Zastałam ją przy stoliku.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Όταν μπήκα στο εστιατόριο, εκείνη βρισκόταν ήδη στο τραπέζι.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Когато влязох, тя беше вече на масата.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Когда я вошла, она уже сидела за столом.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.Коли я зайшла, вона вже чекала на мене за столом.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.וכאשר נכנסתי פנימה, היא כבר ישבה בשולחן.
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.و عندما دخلت , كانت هي موجودة مسبقاً على الطاولة .
Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile.私が座ると 彼女は
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Ik zit hier gewoon aan jou te denken.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Nein, ich sitze hier nur und habe gerade an dich gedacht.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Nie tylko sobie siedzę i myślę o tobie.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Non, je faisais juste penser à toi.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.No, sono qui seduto che ti sto pensando.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Όχι κάθομαι εδώ και σε σκέφτομαι.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.Нет. Я сижу и думаю о тебе.
Yo burda oturmuş seni düşünüyorum.そう、誰かが毒をもったらしいわ
Zincire vurulmuş, acıyla kıvranan tutsaklar, Karanlıkta, zifiri karanlıkta oturmuştu.(106:10) Они сидели во тьме и тени смертной, окованныескорбью и железом;
Zincire vurulmuş, acıyla kıvranan tutsaklar, Karanlıkta, zifiri karanlıkta oturmuştu.Abitavano nelle tenebre e nell'ombra di morte, prigionieri della miseria e dei ceppi
Zincire vurulmuş, acıyla kıvranan tutsaklar, Karanlıkta, zifiri karanlıkta oturmuştu.Ada yang meringkuk di dalam kegelapan, orang tahanan yang menderita dalam belenggu besi