Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semud kavmi gerçekten Rablerini inkar ettiler.As if they had never prospered therein.
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.Pendant des années, dans cette pièce, personne n'était là...
Oğlan bir süre yaramazlık yapar ve masaya oturmamakta direnir; fakat daha sonra o da oturur.En un primer momento que planea abandonar al niño, pero no puede hacerlo, terminando por quedarse.
Oturmam gerekiyor.Ho bisogno di sedermi.
Güneşin altında oturmama rağmen üşüdüm.مع انني كنت جالساً تحت الشمس، ولكن كنت أشعر بالبرد.
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.Os aposentos não estavam mobiliados e estavam desocupados havia meses.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.Na 1830 bleef hij als ambteloos burger in België wonen.
Tüm sandalyeler dolmuştur (boş sandalye kalmamıştır) Hiçbir sandalyeye birden fazla öğrenci oturmamıştır.Otwierał modlitwą każdy posiłek (bez niego prawie nigdy nie zasiadano do stołu).
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.Немає кімнати, в якій протягом дня не бувало б сонце.
Tom Mary'nin yanında oturmamaya karar verdi.Том вирішив не сідати біля Мері.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.Deși nu a mai domiciliat în Belgia după 1922, a rămas cetățean belgian pentru tot restul vieții.
Birileri bizim bençte para alıp oturmamızı ve unutulmamızı bekliyor.Mă bucur că el rămâne în amintirea noastră și va sta aici.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.Annak ellenére, hogy 1922-től egyáltalán nem lakott Belgiumban, egész életében belga állampolgár maradt.
Önceleri Avrupa Birliği'nde kurallar tam olarak oturmamıştı.Προηγουμένως οι κανόνες δεν ήταν ενιαίοι σε όλη την Ευρωπαϊκή Ένωση.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.Familien slo seg til sist ned i Australia i 1970, skjønt han beholdt sitt belgiske statsborgerskap.
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.Kamar-kamarnya tak memiliki perabotan dan tidak berpenghuni selama berbulan-bulan.
Önceleri Avrupa Birliği'nde kurallar tam olarak oturmamıştı.Sebelumnya aturan tersebut tidak seragam di seluruh Uni Eropa.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.シムノンは、1922年以降は一度もベルギーに住んだことはなかったのだが、生涯ベルギー国民であり続けた。
Bu olay o zamanki sistemin tam oturmaması yüzünden yaşanmıştır.이것은 당시 시차각을 재는 기구가 정밀하지 못했기 때문으로 여겨진다.
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.По онова време на мястото не е имало работници и никой не е пострадал.
Odalarda eşya yoktu ve aylardır içinde kimse oturmamıştı.Nitko nije u tim smještajima ubijen i nitko od zatvorenih nije boravio duže u njima od dva mjeseca.
1922'den sonra orada oturmamasına rağmen, yaşamı boyunca Belçika vatandaşı olarak kaldı.Kuigi ta ei tulnud enam kunagi Belgiasse tagasi elama, jäi ta Belgia kodanikuks surmani.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Ale musíme naraziť na jakýsi ostrov.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››A musimy opaść na niektórej wyspie.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Contudo é necessário irmos dar em alguma ilha.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Dar trebuie să dăm peste un ostrov.``
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Egy szigetre kell pedig nékünk kivetõdnünk.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››그러나 우리가 한 섬에 걸리리라 하더라
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Maar wat ons schip betreft, dat zal op een of ander eiland aan de grond lopen."
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Ma è inevitabile che andiamo a finire su qualche isola»
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Mais nous devons échouer sur une île.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Mámeť se pak dostati na nějaký ostrov.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Men på en ö måste vi bliva kastade.»
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Men vi må strande på en Ø."
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Men vi skal strande på en eller annen ø.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Moramo se pa nameriti na neki otok.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Mutta jollekin saarelle meidän täytyy viskautua."
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››nhưng chúng ta chắc sẽ bị tấp lên một hòn đảo nào.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››nhưng chúng_ta chắc sẽ bị tấp lên một hòn đảo nào .
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Pero es necesario que demos en alguna isla
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Tetapi kita akan terdampar nanti di pantai suatu pulau.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Wir müssen aber anfahren an eine Insel.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Πρεπει δε να πεσωμεν εις νησον τινα.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Мусимо бо до острова якогось пристати.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››Нам должно быть выброшенными на какой-нибудь остров.
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››אך השלך נשלך אל אחד האיים׃
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››ولكن لا بد ان نقع على جزيرة
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››只 是 我 們 必 要 撞 在 一 個 島 上
Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.››只是 我 們 必要 撞在 一 個 島上
Başımı döndürüyorsun. Oturacak yer yok ki, bana oturmamı söylüyorsun.في اي مكان يمكنني الجلوس لكي تطلبي مني هذا؟
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk. Diğer asker de geldi. Jennifer:Отначало бяхме в безопасност в лагера.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Er befahl uns, uns hinzusetzen, also setzten wir uns hin.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Evelyn: Ele mandou-nos sentar, por isso sentámo-nos.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Han beordrade oss att sitta ner, så vi satte oss ner.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Hắn ra lệnh cho chúng tôi ngồi xuống, nên chúng tôi làm theo
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Hij beval ons om te gaan zitten, dus gingen we zitten.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Il nous a donné l'ordre de nous assoir, alors on s'est assises.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Kazał nam usiąść i tak zrobiłyśmy.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Ne-a ordonat să stăm jos, așa că am stat jos.
Bize oturmamızı emretti biz de oturduk.Μας διέταξε να κάτσουμε κάτω, και έτσι καθίσαμε.