Düz bir zemine oturmak dinlenme konforu açısından yetersizdir.Terrängen runt Mesa El Descanso är lite kuperad.
Telefon hattı verilmiştir Aileler birlikte oturmaktadır.Nomioides facilis ingår i släktet Nomioides och familjen vägbin.
Son sahnede çift karşı karşıya oturmaktadır.Hon uppträder i videons två sista danssekvenser.
Sandalye, oturmak için kullanılan bir eşyadır.Офісний стілець - це стілець, який призначений для використання в офісі.
Şu anda Austin, Texas da oturmakta. ( Sitesi)В даний час Бонін проживає в Х'юстоні (штат Техас).
Şu anda kendisi, Londra'da oturmaktadır.Наразі проживає в Лондоні.
Telefon hattı verilmiştir Aileler birlikte oturmaktadır.Рекрутська черга складалася по сім'ях.
Ancak ligde yine kulübede oturmak zorunda kaldı.Село було знову перейменоване у Кирилівку.
Yönetmen koltuğunda Avusturyalı yönetmen Michael Haneke oturmaktadır.До шанувальників фільму відносить себе австрійський режисер Міхаель Ханеке.
İglonun içinde, uyumak ve oturmak üzere yapılan yüksekçe bir yer de bulunur.Bankbettel) — лавка-ліжко, яка розсувається для спання та складається для сидіння.
Tanrı’nın sağ tarafında oturmak üzere göğe yükselmiştir.Бог зглянувся з високого неба на вашу недолю.
Halen daha eski evlerde oturmakta olan aileler de vardır.Декілька сімей лишилося жити на старому місці.
Diabaínein “bacakları ayırarak yürümek”, ya da “ bacakları ayırarak oturmak” anlamına gelir.До місць харчування довгоносики перелітають або йдуть «пішки».
Arka koltukta oturmaktadır.Розташовувався він ззаду.
Bugünkü Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer de burada oturmaktadır.Крім того, теперішній президент Австрії, Хайнц Фішер, живе тут, на Йозефштедтерштрассе (Josefstädterstraße).
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Вони і жили тоді, їли, пили, гуляли.
Burada bir süre oturmak istiyorum.Я б хотів тут трошки посидіти.
Ben yedek bankında oturmak istemiyorum dedi.Na poslanecké křeslo sám rezignovat nechtěl.
İsa tam ortada oturmaktadır.Vroucně k sobě tulí Ježíška.
Sandalye, oturmak için kullanılan bir eşyadır.Křeslo je druh sedacího nábytku, který slouží k odpočinku.
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Zemřít, spát – a je to.
Balat'ta oturmaktadir.Ten se vlévá do Balatonu.
Near da L gibi alışılmışın dışında bir şekilde oturmaktadır, fakat küçük farklarla.Také sedí neobvyklým způsobem, který se podobá L, avšak s nepatrným rozdílem.
Ruskin Arms'ın üstündeki apartmanda bir kadın oturmaktadır.V Russellově bytě mají spolu sex.
Düzenli olarak mezarına gitmekte ve onun yanında oturmaktadır.Potom se vysune na její hřbet a páří se s ní.
Bu semtte sadece Sonny oturmaktadır.Jediný Sonny zůstává.
Son sahnede çift karşı karşıya oturmaktadır.Na scénu přicházeli v předem jasných párech.
Bugünkü Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer de burada oturmaktadır.Heinz Fischer, Președintele Austriei.
Ancak ligde yine kulübede oturmak zorunda kaldı.Dulapul a rămas la biserica din Nou.
Abbasi (Orman ailesi) aşireti üyeleri oturmaktadır.Vâlcea) de către domnitorul Matei Basarab.
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Cum se scoală - cum i-e foame, cum se culcă - cum adoarme.
Şu anda Austin, Texas da oturmakta. ( Sitesi)Trăiește în Austin, Texas, SUA.
Şu anda kendisi, Londra'da oturmaktadır.În prezent, el locuiește la Londra.
Köy zamanla değişime uğramış ve farklı kesimlerden aileler oturmaktadır.Politica este aplicată localizat la nivel de provincie, variind într-o anumită măsură.
İnsan figürü, ayakta durmakta ya da bir dizi üzerine oturmaktadır.Personajele sunt statice sau în mișcare, încadrate în peisaj, sau așezate pe etaje sugerând adâncimea.
Ben yedek bankında oturmak istemiyorum dedi.Ekkor határozta el, hogy nem marad a szülői házban.
Daha sonra şunu düşünelim: burada kim oturmaktadır?Egyszerűen annyit jelent: ki áll mögötted?
Bir akşam Lily, Nina'nın kapısını çalar ve dışarı bir yerlere oturmak için davet eder.Egy este Lily megjelenik Nina és édesanyja lakásának ajtajában és elhívja a lányt egy kis éjszakai lazításra.
Abbasi (Orman ailesi) aşireti üyeleri oturmaktadır.A byte (bájt) bitek csoportja.
Tanrı’nın sağ tarafında oturmak üzere göğe yükselmiştir.Mennybe ment és az Atya mellett a „kegyelem királyi székében" ül.
Düz bir zemine oturmak dinlenme konforu açısından yetersizdir.Távol eső fekvése miatt kiválóan alkalmas a nyugodt pihenésre.
Arka koltukta oturmaktadır.Székhelye Poszpeliha.
Kırmızı değildir çünkü orada İngiliz oturmaktadır (2).Ez a németben nem fordul elő, mert ott a szóalakok különböznek (…).
Seninle oturmak istemiyorum.Nem akarok melléd ülni.
Tanrı’nın sağ tarafında oturmak üzere göğe yükselmiştir.Tämän jälkeen hän astui taivaaseen ja istuutui Jumalan oikealle puolelle.
Sandalye, oturmak için kullanılan bir eşyadır.Istuin on istumiseen tarkoitettu väline.
Doğum yeri Kanada’dır ve orada oturmaktadır.Hän syntyi Kanadassa ja asuu siellä vieläkin.
Şu anda Austin, Texas da oturmakta. ( Sitesi)Nykyään hän asuu Austinissa, Texasissa.
Şu anda kendisi, Londra'da oturmaktadır.Nykyisin hän asuu Lontoossa.
Anna takma bir adla Ritz'te oturmakta olup Will'i davet etmiştir.Anna asuu Ritz-hotellissa valenimellä ”Kivinen”, ja hän on pyytänyt Williä vierailulle.
Highmore Kuzey Londra'nın bir banliyösü olan Highgate'de oturmaktadır.Freddie asuu Highgatessa, joka sijaitsee Pohjois-Lontoossa.
Arka koltukta oturmaktadır.Hän poistuu takapihalle.
Arka koltukta oturmaktadır.Υποβραχιόνιο στα πίσω καθίσματα.
Bir akşam Lily, Nina'nın kapısını çalar ve dışarı bir yerlere oturmak için davet eder.Μια νύχτα, η Λίλι εμφανίζεται στο σπίτι της Νίνα και προσφέρεται να τη βγάλει έξω για φαγητό.
Angel, bir barda oturmakta ve Buffy'yi hatırlamaktadır.Ο Μαρίμι είναι σίνγκλ και μένει στο Τελ Αβίβ, δουλεύοντας σε ένα κοκτέιλ μπαρ.
Tanrı’nın sağ tarafında oturmak üzere göğe yükselmiştir.Και ανέβηκε στον ουρανό και κάθισε στα δεξιά του Πατέρα.
Telefon hattı verilmiştir Aileler birlikte oturmaktadır.Familien indeholder kun slægten Sitta.
Arka koltukta oturmaktadır.Pigen sætter sig i bagsædet.
Her selamdan sonra biraz oturmak sünnettir.Efter næsten hver sætning bifald.
Boone Jack'e Rose ile konuşmasını önerir, Rose kimseyle konuşmadan herkesten uzakta tek başına oturmaktadır.Boone foreslår at Jack snakker med Rose, der har været distanceret siden deres ankomst på øen.