Ve buraya da Otoriterliği koyuyorum.Democratic. And up here I'll put Authoritarian
Otoriterlik ya da Totaliteryenlik koyulabilir.Authoritarian or Totalitarian. Let me put Totalitarian.
Biz Otoriterliği koyalım.Well, I'll put Authoritarian.
Otoriteryenlik de bu doğrultuda bir düşünce.Authoritarian is kind of along those directions.
Yıllar boyunca, biz -Arap dünyasında ve Orta Doğu'da- otoriter rejimler altında yaşadık.For decades, we have lived under authoritarian regimes -- in the Arab world, in the Middle East.
Artık basit bir otoriter rejim değiliz.We aren't a simple authoritarian regime anymore.
Halktan sıradan biri imajı yerine... ...otoriter bir kadın figürü koyabilirsek sorun kalmaz.If in the eyes of feminists or commoners she appears disgraceful, then it'd be a complete failure.
Şu anda kilit sözcük 'otoriteryenizm'."The buzzword at the moment is 'authoritarianism'."
Kosova ise 5,36'lık puanıyla "yarı pekişmiş otoriter rejimler" grubunda yer alıyor.With a score of 5.36, Kosovo falls in the group of "semi-consolidated authoritarian regimes".
Türk, “Bu, AKP’nin milliyetçi, otoriter ve tek parti iktidarı anlayışına karşı bir uyarıdır."This is a warning for AKP's nationalist, authoritarian, one-party rule understanding.
35 yıldır sol ve sağ otoriteryanizmini üzerine çalışmalar ve araştırmalar yapıyorum.I have been studying authoritarianism on the right and the left for 35 years.
Antanas Smetona'nın otoriter rejimi Kairys'i muhalefete soktu.The authoritarian regime of Antanas Smetona placed Kairys in an opposition.
Díaz Ordaz'ın otoriter tutumu PRI'yi demokratikleştirme girişimlerini engelledi.Díaz Ordaz's authoritarian manner of rule also prevented any attempt to democratize the PRI.
Madero da Carranza'yı kindar ve otoriter olmakla suçladı.Madero in turn accused Carranza of being spiteful and authoritarian.
Ataerkil veya otoriter erkek figürleri oynamak için popüler bir seçimdi.He was a popular choice for playing patriarchal or authoritative male figures.
Bayan Deborah Jenkyns - Bayan Matty'nin romanın başlarında ölen, otoriter ablası.Miss Deborah Jenkyns – Miss Matty's imperious older sister, who dies early in the novel.
Temelde, Eflak özgürlük konusunda otoriter bir bakış açısına sahipti.Fundamentally, Aflaq had an authoritarian perspective on liberty.
Küçük Kadınlar'ın 1933 versiyonunda zengin, otoriter March Teyze'yi oynadı.She played wealthy, domineering Aunt March in the 1933 version of Little Women.
Filmler, Marple'ı renkli, saygın ama otoriter ve eksantrik bir karakter olarak tasvir ediyordu.The films depicted Marple as a colourful character, respectable but bossy and eccentric.
Bin Salman otoriter bir rejim yönetiyor.Bin Salman rules an authoritarian regime.
Wallace'ın tedavisinde görünen Kaptan Englehorn, burada çok daha otoriterdir.Captain Englehorn appears in Wallace's treatment, where he is much more domineering.
Erkekler tipik olarak kadınlardan daha otoriter ve etkili olarak görülüyor.Men are seen as typically more authoritative[23] and influential than women.
Otoriter değerlerAuthoritarian values
Fakat çok otoriter tarihçiler bunu kabul etmemektedirler.Die meisten Zeitzeugen hatten daran keinen Zweifel.
Otoriterciliğe karşı çıktılar.Assez de l'autoritarisme !
Aynı zamanda başkan Huri’yi de yolsuzluk ve fazla otoriter davranmakla suçlayarak protesto eder.Il a également protesté contre le président Khoury qu'il accusait d'être corrompu et d'être trop autoritaire.
Sol milliyetçilik otoriter biçimlerde ortaya çıkmıştır.Le nationalisme de gauche peut se décliner sous des formes autoritaires.
Gröning'in çocukluğunda "disiplinli, itaatkar ve otoriter" biri olduğunu belirtiyor.Selon Gröning, son enfance est marquée par la discipline, l’obéissance et l’autorité.
Fakat çok otoriter tarihçiler bunu kabul etmemektedirler.Ces attributions ne sont pas reconnues par les historiens.
Festival deve güreşi otoriterlerince“en popüler ve en iyi organizasyon” olarak seçilmiştir.Ce geste est resté l'un des « plus célébres et controversés » du ministre.
1975 - Indira Gandhi, Hindistan'da otoriter bir yönetim kurdu.1975: en India, Indira Gandhi establece un gobierno autoritario.
Ama gene de kişisel yetkilerini otoriter bir anlayışla kullanıyordu.Aunque tenían su propia ley oral.
Fakat çok otoriter tarihçiler bunu kabul etmemektedirler.Aunque algunos historiadores lo niegan.
Çocukluğu ve gençliği otoriter babasının ezici kişiliğinin gölgesinde geçti.Su infancia y su juventud transcurrieron en el ambiente honesto y piadoso de sus padres.
Mitscherlich orta sınıf ve otoriter bir evde büyüdü.Él creció en un modesto, hogar de clase media.
Otoritecilik: Otoriter yönetimler devletin otoritesi ile karakterizedir.Nacional: los órganos del control son órganos propios del Estado controlado.
Kötü huylu ve otoriterdir.Corrupto y autoritario.
Otoriterciliğe karşı çıktılar.Militó en el constitucionalismo.
Hükümdar olarak da otoriter görülmemiştir.Nessun regno è esplicitamente attribuito a lui.
Otoriterciliğe karşı çıktılar.Basta con l'autoritarismo!
Hükümdar olarak da otoriter görülmemiştir.Правитель как таковой отсутствует.
Gröning'in çocukluğunda "disiplinli, itaatkar ve otoriter" biri olduğunu belirtiyor.Оскар Грёнинг признавался, что его детство состояло из «дисциплины, покорности и авторитета».
Belki de otoriter yöntemlere olan eğilimi yüzündendir.Вероятно, это произошло потому, что он вообще тяготел к авторитарным методам.
Çok güçlü ve otoriter bir kişidir.Она очень сильный и ответственный человек.
Avrupa'nın en canlı ekonomisine sahip ülkenin otoriter siyasal sistemi felce uğramıştı.Наиболее населённой в мире страной с демократической системой стала Индия.
Ama gene de kişisel yetkilerini otoriter bir anlayışla kullanıyordu.Но ещё большее значение имел его личный авторитет.
"Çok otoriterim.Я очень польщён.»
Böylece otoriter yöneticiler istifa ettirildi ya da devrildi.Оставшиеся офицеры были запуганы или дезертировали.
Anti otoriteryenler genellikle kanun önünde mutlak eşitliğe ve geniş sivil özgürlüklere inanırlar.ويؤمن المعادون للسلطة غالبًا بـالمساواة الكاملة أمام القانون والحريات المدنية القوية.
Siyasi açıklamayı savunanlar, tek parti rejiminin otoriter niteliğine vurgu yapıyorlardı.إن أنصار البيان السياسي كانوا قد أكدوا على الطبيعة الإستبدادية لنظام الحزب الواحد.
Örneğin, bir öğrencinin tüm öğretmenlerin katı ve otoriter olduğuna dair bir şeması vardır.على سبيل المثال، قد يكون لدى طالب مخطط عقلي راسخ مسبقًا عن كون جميع المعلمين جازمين ومستبدين.
Anti otoriteryenler genellikle kanun önünde mutlak eşitliğe ve geniş sivil özgürlüklere inanırlar.Antiautoritários geralmente acreditam em plena igualdade perante a lei e fortes liberdades civis.
1975 - Indira Gandhi, Hindistan'da otoriter bir yönetim kurdu.1975 - Indira Gandhi estabelece uma regra autoritária na Índia.
Açıklama yapan otoriterler, bazı ayırt edici özelliklerini belirttiler.Os autores que o descreveram indicaram alguns traços distintivos.
Çok güçlü ve otoriter bir kişidir.É um homem muito competente e autoritário.
Hükümdar olarak da otoriter görülmemiştir.Em seu reinado também nunca houve um regente.
Otoriterciliğe karşı çıktılar.Venceu o presidencialismo.
Böylece otoriter yöneticiler istifa ettirildi ya da devrildi.Sommige ambtenaren werden gedwongen te verhuizen of ontslag te nemen.
Bu otoriter yönetimde Bayar'ın da belirleyici bir etkisi oldu.Het handhaven van zijn eigen machtspositie speelde uiteraard ook een rol.
Nina, otoriter annesi Erica (Barbara Hershey) ile yaşamaktadır.Nina mieszka wraz ze swoją despotyczną matką Ericą (Barbara Hershey), byłą tancerką zespołu.