Ortalıkta dolaşan söylentiler var.There are rumors in the air.
Birkaç hafta ortalıkta görünmesen iyi olur.You’d better lie low for a few weeks.
Bir beklenti hissi ortalıkta dolaşıyor.A sense of expectation is hanging in the air.
Ortalıkta kimse yok, değil mi?Is the coast clear?
Ben ekipmanı temizlemek zorundayım, onu ortalıktan kaldır.I have to clean the equipment, pack it away.
Neden bu kıyafetler ortalıkta duruyor?Why are these clothes lying around?
Ortalıkta paparazziler var.There are paparazzi around.
Yapayalnızdı, ortalıkta tek bir Allah'ın kulu yoktu.He was completely alone; there wasn't a soul about.
Patlayıcılar döşenirken Blair, Garry'i öldürür ve Nauls ortalıktan kaybolur.As they set explosives, Blair kills Garry and Nauls disappears.
İşçi sınıfının radikal önderleri de tamamen ortalıktan kaybolmamıştı.However, working class radicals had not gone away.
Mahone Lincoln'ü yakaladığını ve kendisinin de ortalıktan kaybolması gerektiğini söyler.Mahone tells Michael that he had captured Lincoln and that he needs to disappear as well.
Helms burnundan ameliyat oldu ve 4-5 hafta ortalıkta gözükmedi.Helms underwent successful surgery on his nose and was expected to miss five to six weeks.
"Nebraska" isimli bölümde Hershel, samanlıkta olanların ardından ortalıktan kaybolur.In the mid-season premiere "Nebraska," Hershel disappears after the incident at the barn.
Raziye ortalıkta yoktur.Razieh is nowhere to be found.
Ancak o zamandan sonra ortalıktan kaybolduğu anlaşıldı.They seem to have disappeared thereafter.
Polis ortalıkta yoktur.However, there are no policemen.
Fakat Haçlıları Filistin'e taşıyacak gemiler ortalıkta yoktu.However, there were no Marine landings anywhere in the Philippines.
Hepinizin ortalıkta duyduğundan emin olduğum başka bir söz:Another saying that I'm sure you have all heard around:
Ama adam ortalıktan kayboldu, üstelik para falan vermeden.But that man disappeared and didn't give me the money.
Ve düşündük ki, erkek sağlığı için ortalıkta hiçbir şey yok.And we thought, you know what, there's nothing for men's health.
Elbette, onlara ihtiyacınız olduğunda dansçılar ortalıkta görünmez.Of course, there never seem to be any dancers around when you need them.
Ortalıkta bazı laflar dolaşıyor.There's a rumor going around.
Hayret hiç kamera yok ortalıkta.I'm surprised there are no cameras.
Bu yüzden burada her türlü parantez var ve rakamlar ortalıkta uçuşuyor. .So here, we have all sorts of parentheses and numbers flying around.
Ama hala ortalıkta yoklar.But they aren't here.
Sakın ortalıkta söylenti de çıkarma.Don't go around spreading rumors all over the place either.
El kol hareketleri yapıyor, ortalıkta koşturuyorlardı.They were gesticulating; they were running around.
Yoksa bugün ortalıkta dolanan bu kadar çok sayıda Taylandlı olmazdı.Otherwise there wouldn't be many Thais walking around today.
Bu sadece "Bir akıl hocası olarak ortalıkta bir göründüm" değildir.This is not just kind of, "I showed up as a mentor."
İspanyollar, Asyalılar, biz ortalıkta daha çok acı çekiyoruz.Hispanic, Asian, we would suffer more in the mainstream.
İşte adamlarımızdan bazılarının ortalıkta dolaştığı küçük bir şehir.So here's a little city with some of our guys walking around in it.
Ah, Grammy'mizle ortalıkta dolaşıyoruz.Oh, just hanging out with our Grammy.
Çoktan ortalıkta olduğuna göre uydu hikayesine devam edeceğiz.We'll stick with the satellite story for now since it's already out there.
Sen ve senin gibilerin ortalıkta olmanız uzun sürmeyecek.People like you and your kind won't be around much longer.
Hastaları böyle ortalıkta gezdiremezsin.You're not supposed to take a patient around like this.
Otoki ortalıkta görünmüyor.Otoki isn't around.
Dediler ki, "Eh sanırım, ortalıkta deniz sülüklerini inceleyen pek matematikçi yok."They said, "Well I guess there aren't that many mathematicians sitting around looking at sea slugs."
Muhtemelen ortalıkta aylak aylak dolanıyordur, üniversiteye de kabul edildi ya artık!She's probably lazing around now that she's been accepted into university!
Babalarının ortalıkta şarkı söyleyeceği düşüncesi davranışlarını değiştirmek için yeterliydi.The very notion of their dad singing in public was enough to make them behave.
Kimse bir kimyacının ortalıkta dolaşıp diğerlerini dürtükleyip bildiklerini değiştirmesini istemez.Nobody wants a chemist to come in and poke around in their stuff like that and change things.
Iyice aramak gerekir. Ortalıkta, yüzeyde durmazlar.You have to go looking for them, they're not just lying around on the surface.
Ortalıkta müşteri olarak mimariyle gerçek anlamda uğraşan çok fazla insan yok.There aren't many people around that are really involved with architecture as clients.
Bu benim Florida adayları daha ortalıktayken yaptığım bir şakaydı.This is the joke I did when the Florida ballot was going around.
Ortalıkta dolaşıp insanlara Amerika'da neyin değişmesi gerektiğini söylemediHe didn't go around telling people what needed to change in America.
Penguenler üremiyor, ortalıkta bile görünmüyorlar.They're not breeding; they're not even around.
Hayır, sadece o Noel ortalıkta görünmediğini ispatlar.No, it means that he didn't appear that Christmas.
Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın.So, fight them till all opposition ends, and obedience is wholly God's.
Parkta, diğer ekstrem spor meraklıları bisiklet ve patenlerle ortalıkta dolanıyorlar.At the park, other extreme sport enthusiasts whiz around on bicycles and rollerblades.
Ayrıca, ebeveynleri ayrıydı ve babası ortalıkta yoktu.In addition, her parents split and her father was not around.
Elbette 'solcular' ve 'sağcılar' etiketleri serbestçe ortalıkta dolaşıyordu.To be sure, the labels 'leftists' and 'rightists' were freely tossed about.
Polis ortalıkta yoktur.Sicherheit ist nirgends.
Ancak o zamandan sonra ortalıktan kaybolduğu anlaşıldı.Seitdem ist sie dort allerdings verschwunden.
Polis ortalıkta yoktur.La police n’est pas présente.
Ertesi gün geldiklerinde evler boşalmıştır ve ortalıkta kimse yoktur.Yerleşke terkedilmiştir.Il fut installé à cet emplacement alors que la place était déserte et qu'aucune habitation ne s'y trouvait.
Kampa vardıklarında kimse yoktur ortalıkta.Mais à leur arrivée le camp est vide.
Ancak o zamandan sonra ortalıktan kaybolduğu anlaşıldı.Il sait qu’il est perdu dès ce moment.
Bu şarkı sonrasında Neneh Cherry, uzun süre ortalıkta görünmedi.Areen, depuis cette sombre soirée, ne chante plus.
Persephone'yi kaptığı gibi ortalıktan kaybolmuş.Il se replie sur Perpignan.
İç savaş sırasında Kırım'a gidecek ve ortalıkta hüküm süren kargaşalık içinde türlü sıkıntılar çekecektir.Muté en Tunisie, il sera confronté aux troubles qui s’y déroulent.
Turiddu kendini çok iyi hissetmektedir çünkü Lola ile birleşmiştir ve Santuzzza da ortalıktan kaybolmuştur.Turiddu está alegre porque está con Lola y parece que Santuzza se ha ido.