Sen ve ben iyi arkadaşlarız fakat çok az ortak yönümüz var.You and I are good friends, but we have little in common.
Bence para sevgisi hepimiz için ortak.I think the love of money is common to us all.
Ortak anlaşma imzalanır imzalanmaz, ithalat üzerindeki kısıtlamaları kaldırabiliriz.We can lift the restrictions on imports once the joint agreement is signed.
Ortaklar kolay yoldan para kazanıyorlar.The stockholders are making money hand over fist.
Bir kural olarak, ikizlerin ortak çok şeyi var.As a rule, twins have a lot in common.
Ortak bir sürü sempatimiz var.We have a lot of sympathies in common.
Müzik insanlık için ortak bir dildir.Music is a common speech for humanity.
İngilizce artık dünyadaki çeşitli ulusların ortak dili haline gelmiştir.English has now become the common language of several nations in the world.
Ben ve ben iyi geçinmiyoruz. Bizim ortak yönümüz yok.Ben and I don't get along. We have nothing in common.
Tom ve benim ortak yanımız yok.Tom and I have nothing in common.
Tom ve Mike ortak arkadaşları sayesinde arkadaş oldular.Tom and Mike became acquainted through their mutual friends.
Fakat hiç ortak bir yönümüz yok.But we don't have anything in common at all.
İki dilin ortak çok yanı var.The two languages have a lot in common.
Stresin ortak nedenleri iş ve insan ilişkileridir.Common causes of stress are work and human relationships.
Bu araçlar ortak kullanımdadır.These implements are in common use.
Bu onların diğer uluslarla ortak neye sahip olduklarıdır.This is what they have in common with other peoples.
Bu, onların diğer insanlarla ortak bir şeyi olmadığı anlamına gelmez.This does not mean that they have nothing in common with other peoples.
İngiltere ve Japonya'nın politik sistemlerinin ortak bir sürü şeyi var.The political systems of Britain and Japan have a great deal in common.
İki kişi ortaktır, fakat üç kişi kalabalıktır.Two's company, but three's a crowd.
Şirket birleşmeler ve diğer fırsatlar üzerinde çalışmak için 25 yeni ortak ekledi.The firm has added 25 new associates to work on mergers and other deals.
Bir bütçe açığını finanse etmek için ortak bir yöntem tahviller çıkarmaktır.A common way to finance a budget deficit is to issue bonds.
Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance.
Bizim ortak çok şeyimiz var: hobiler, öğretim durumu, ve benzeri.We have many things in common: hobbies, educational background, and so on.
Bizim kesinlikle ortak bir şeyimiz yok.We have absolutely nothing in common.
Sen ve ben ortak bir şeye sahibiz.You and I have something in common.
Onunla çok ortak yönüm var.I have much in common with him.
Anladığım kadarıyla, bu iki deneyin ortak faktörleri yok.In my understanding, those two experiments do not have common factors.
Solak erkek arkadaşımla ortak çok şeyim yok.I don't have much in common with my left-handed boyfriend.
Birçok Asyalının ortak dili İngilizce'dir.The common language of many Asians is English.
İki başbakanın ortak hiçbir şeyi yoktu.The two premiers had nothing in common.
Japonun Koreli ile ortak bir şeyi var.Japanese has something in common with Korean.
Japonların Çinlilerle bir sürü ortak yönü var.The Japanese have a lot in common with the Chinese.
Onunla ortak bir şeyim yok.I have nothing in common with him.
Onların hiç ortak yanı yok.They don't have anything in common at all.
Onlarla ortaklığım uzun sürmedi.My association with them didn't last long.
Onların pek çok ortak yanı var.They have a lot in common.
Birçok ortak noktaları var.They have a lot in common.
Onların birbirleriyle ortak yanı var.They have something in common with each other.
Bu proje üzerinde ortaklaşa çalıştılar.They worked jointly on this project.
Onların ortak bir şeyi yok.They have nothing in common.
Onlar ortak çıkarları tarafından birbirine bağlıdır.They are bound together by common interests.
Ortak bir bildiri üzerinde anlaştılar.They agreed on a joint statement.
Onların ortak bir şeyi var.They have something in common.
Onların eski nesille hiç ortak yanları yok.They have nothing in common with the older generation.
İkiz olmalarına rağmen, onların birkaç ortak ilgisi var.Although they are twins, they have few interests in common.
Onunla ortak hiçbir şeyim yok.I have nothing in common with her.
Ticaret ortakları, ticaret politikasını açıklığa kavuşturmak için Japonya'ya dayanıyor.Trading partners are leaning on Japan to clarify its trade policy.
Bizim ortak bir şeyimiz yok.We have nothing in common.
Unut gitsin. Sonuçta o bizim ortak arkadaşımız.Forget it. He is our mutual friend, after all.
Elbette, ortak insanlığımızı tanıma sadece bizim görevin başlangıcıdır.Of course, recognizing our common humanity is only the beginning of our task.
Bizim sorunlarımız ortaklık ile ele alınmalıdır; ilerleme paylaşılmalıdır.Our problems must be dealt with through partnership; progress must be shared.
İngilizce ve Almanca ortak bir soyu paylaşırlar.English and German share a common ancestor.
Onlar, ikiz olmalarına rağmen, çok sayıda ortak ilgileri yok.Though they're twins, they don't have many interests in common.
İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.After ten years as business partners, they decided to part ways.
Ondan vazgeçtim. İrlandalı rahip ve Kongolu cadı doktorun ortak neyi var?I give up. What do an Irish priest and Congolese witch doctor have in common?
Boşanmak için ortak bir karar aldılar.They made a joint decision to divorce.
Proje, üç farklı sınıftan öğrencinin ortak çalışmasıydı.The project was a joint effort by students from three different classes.
Proje üç farklı sınıftan gelen öğrencilerin ortak bir çabasıydı.The project was a joint effort by students from three different classes.
Bir ortaklık kurmayı kararlaştırdılar.They agreed to form a joint partnership.
Ortak çıkarları için birlikte çalışmaktaydılar.They had been working together for common interests.