Çünkü onlarla yaşadığım pek çok deneyimim var, onlara rağmen yaşamış olduğum deneyimler değil.И това е заради преживяванията, които съм имала с тях, а не въпреки преживяванията, които съм имала с тях.
Çünkü onlarla yaşadığım pek çok deneyimim var, onlara rağmen yaşamış olduğum deneyimler değil.І це через те, що досвід, який я маю з ними, це не досвід, який би я мала з ними.
Çünkü onlarla yaşadığım pek çok deneyimim var, onlara rağmen yaşamış olduğum deneyimler değil.וזאת בזכות סך החוויות שעברתי בגללן, ולא למרות סך החוויות שעברתי בגללן.
Çünkü onlarla yaşadığım pek çok deneyimim var, onlara rağmen yaşamış olduğum deneyimler değil.وهذا بسبب تجربتي معهم وليس برغمي عليهم
Çünkü onlarla yaşadığım pek çok deneyimim var, onlara rağmen yaşamış olduğum deneyimler değil.経験したことにも関わらず というのではありません おそらく 気の持ちように変化が現れた理由は
Daha da ileri giderek Jamaika'da Teknoloji Üniversitesi'yle bağlantı kurduk. Şimdi onlarla bir randevum var.Poszliśmy dalej: nawiązaliśmy kontakt z Uniwersytetem Technologicznym na Jamajce. gdzie obecnie wykładam.
Daha da ileri giderek Jamaika'da Teknoloji Üniversitesi'yle bağlantı kurduk. Şimdi onlarla bir randevum var.Мы зашли ещё дальше: мы наладили отношения с Университетом Технологии на Ямайке, где я сейчас тоже работаю.
Daha da ileri giderek Jamaika'da Teknoloji Üniversitesi'yle bağlantı kurduk. Şimdi onlarla bir randevum var.Стигнахме и по-далеч: създадохме връзка с Технологичния университет в Ямайка, където сега имам среща.
Daha dirençliler. Daha az sayıda gruplar. Ancak belki onlarla oturup konuşabiliriz.De bliver mere robuste, men der er færre af grupper, og måske kan du sætte dig ned og forhandle med dem.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Ale i ludu pospolitego wiele szło z nimi, i owiec, i bydła, dobytek bardzo wielki.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Ano také jiného lidu mnoho vyšlo s nimi, ovec také a volů, dobytka velmi mnoho.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Daarbij kwam ook nog een aantal mensen van niet- Joodse afkomst en bovendien al het vee.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Desuden fulgte en stor Hob sammenløbet Folk med og dertil Småkvæg og Hornkvæg, en vældig Mængde Kvæg.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.En hop folk av allahanda slag drog ock åstad med dem, därtill får och fäkreatur, boskap i stor myckenhet.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.I mnoho primiešaného ľudu odišlo s nimi hore i drobného stáda a hoviad, dobytka náramne mnoho.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Inoltre una grande massa di gente promiscua partì con loro e insieme greggi e armenti in gran numero
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Ja myös paljon sekakansaa meni heidän kanssansa, sekä lampaita ja raavaskarjaa suuret laumat.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.중다한 잡족과 양과 소와 심히 많은 생축이 그들과 함께하였으며
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Lại có vô số người ngoại bang đi lên chung luôn với chiên, bò, súc vật rất nhiều.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Lại có vô_số người ngoại_bang đi lên chung luôn với chiên , bò , súc_vật rất nhiều .
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Mereka membawa banyak sapi, domba dan kambing. Sejumlah besar orang asing juga ikut
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Og det drog også en stor hop av alle slags folk med dem, og småfeet og storfeet, en overmåte stor mengde fe.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.O mulţime de oameni de tot soiul s'au suit împreună cu ei; aveau şi turme însemnate de oi şi boi.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Pa tudi dosti mešane druhali je šlo gori ž njimi, in črede in goveda, živine jako veliko.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Sok elegy nép is méne fel velök; juh is, szarvasmarha is, felette sok barom.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Também subiu com eles uma grande mistura de gente; e, em rebanhos e manadas, uma grande quantidade de gado.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.También fue con ellos una gran multitud de toda clase de gente, y sus ovejas y ganado en gran número
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Und es zog auch mit ihnen viel Pöbelvolk und Schafe und Rinder, sehr viel Vieh.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Μετ' αυτων συνανεβη και μεγα πληθος συμμικτον ανθρωπων και ποιμνια και αγελαι, κτηνη πολλα σφοδρα.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.и множество разноплеменных людей вышли с ними, и мелкий и крупный скот, стадо весьма большое.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.Още с тях излезе и голямо разноплеменно множество, както и твърде много добитък - овци и говеда.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.וגם ערב רב עלה אתם וצאן ובקר מקנה כבד מאד׃
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.وصعد معهم لفيف كثير ايضا مع غنم وبقر مواش وافرة جدا.
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.又 有 許 多 閒 雜 人 、 並 有 羊 群 牛 群 和 他 們 一 同 上 去
Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.又 有 許多閒雜人 、 並 有 羊群 牛群 和 他 們 一同 上去
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etme Eğer gökkuşağını istiyorsan, önce yağmura dayanmalısın.Enfréntate a tus problemas, no te quejes: si quieres el arco iris, tienes que tener lluvia.
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeFais face à tes problèmes et ne te plains pas si tu veux l'arc-en-ciel
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeFatti carico anche tu dei problemi, affrontali e non lamentarti
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeÎnfruntă-ţi necazurile şi nu te mai văita
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeKohtaa huolesi äläkä suotta nurise
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeNhận lấy vấn đề của mình, đối mặt và đừng kêu ca.
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmePoděl se o své starosti, postav se jim čelem a nestěžuj si.
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeResolve os teus problemas, enfrenta-os e não te queixes
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeSchluck den Ärger runter, pack es an und jammer nicht.
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeStaw czoło swoim kłopotom bez narzekania
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeTa din del av bekymren med jämnmod:
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeTake your share of trouble, face it and don't complain
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeTake your share of trouble, face it and don't complain
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etmeВземи своя дял от тъгата, не се отдавай на скръбта.
Dertlerini sahiplen, onlarla yüzleş ve şikayet etme虹が欲しいなら 雨がいる
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.A megbeszélésnek vannak szabályai: hogyan, és mikor tárgyaljunk velük. hogyan kezeljük őket.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.As regras de interacção: como falar, quando falar e como lidar com elas.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.De regels van omgang: hoe praat je, wanneer praat je, en hoe ga je met ze om.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Die Einsatzregeln: wie und wann man sprechen soll und wie man mit ihnen umgehen soll.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.업무규정이 있습니다. 어떻게 말하고 언제 말하고 그리고 어떻게 그들을 상대하는지의 규정입니다.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Las reglas del compromiso son: cómo hablar, cuándo hablar y cómo tratar con ellos.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Le regole dello scontro: come parlare, quando parlare, e come trattare con loro.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Les règles d'engagement: comment dialoguer, quand dialoguer, et comment traiter avec eux.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Nguyên tắc của đối thoại là: làm thế nào để nói chuyện với họ, khi nào thì nói và đối phó với họ như thế nào.
Diyaloğun kuralları şunlardır: nasıl konuşmalı, ne zaman konuşmalı, ve onlarla nasıl anlaşmalı.Regulile luptei: cum să vorbim, când să vorbim, şi cum să le facem faţă.