2007 yılı içinde yurtiçinden ve yurt dışından onlarca insan köyden mülk edinmiştir.Od roku 1994 získal desiatku domácich i zahraničných cien.
Sipariş üzerine onlarca portre çalışması yaptı.O svojej práci usporiadal mnoho prednášok spojených s premietaním.
1996 yılında kentte, feribot kazası yüzünden, onlarca Tanzanyalı vatandaş hayatını kaybetmiştir.Na zemi zomrelo následkom dopadu trosiek lietadla celkom 11 ľudí – obyvateľov Lockerbie.
Ücretli olanların değeri onlarca dolardan yüzbinlerce dolara kadar varabilir.Taki elitni psi lahko stanejo tudi več sto tisoč ameriških dolarjev.
Çıkardığı onlarca albümünün içinde, konser kayıtları içerikli albümleri de bulunmaktadır.Zadnja leta veliko albumov v živo vsebuje tudi DVD posnetke koncerta.
Her yıl onlarca turist bu surları ve su kemerleri görmek için mahallesi ziyaret etmektedir.Vsako poletje tisoči turistov pridejo gledat pingvine in druge živali.
Daha sonra Kimberly arabayı sürerken onlarca kişinin öleceği bir araba kazası hayali görür.Na poti tja Kimberly doživi vizijo, v kateri vidi verižno avtomobilsko trčenje, v katerem umrejo vsi vpleteni.
Ücretli olanların değeri onlarca dolardan yüzbinlerce dolara kadar varabilir.Visa tai gali kainuoti iki kelių tūkstančių dolerių.
Bir yılı geçen sürede onlarca şarkı yazıldı.Per savaitę buvo parašyta dešimt dainų.
Böylece yılda onlarca tespitin mümkün olacağı beklenmektedir.Manoma, kad viena audinė per metus gali sunaikinti keliasdešimt ondatrų.
Böyle bir dersin sunumunda aynı anda onlarca kişi çalışıyor olabilir.Cerkvėje vienu metu gal tilpti apie šimtas žmonių.
Çift 1947 yılında boşanmış, ancak onlarca yıldır yakın arkadaş olarak kalmıştır.Abielu lahutati 1947, kuid nad jäid aastakümneteks headeks sõpradeks.
Ayrıca onlarca kişide gözaltına alınmıştır.Vahistati kümneid inimesi.
Sovyetler Birliği onlarca tankını kaybetti.Nõukogude vasturünnakuid tagasi lüües purustati 14 tanki.
Onlarca farklı çeşidi olan panel binalar bugün hala milyonlarca insana yuva olmaktadır.Kolmekümnest kõrvalhoonest on paljud tänapäevani säilinud.
Onlarca insan ölmüştür.Kümneid inimesi sai surma.
Onlarca ülke gezdim.Küüditati kümneid miljoneid.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10.000 chilometri quadrati, decine di migliaia di isole sparse come gioielli sui mari del sud.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10 000 de Km pătrați, zeci de mii de insule zvârlite ca niște giuvaiere în mările sudice.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10.000 kilometres carrés, des dizaines de milliers d'îles éparpillées comme des joyaux sur l'Océan Austral.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10,000 kilómetros cuadrados, decenas de miles de islas dispersas como joyas en el mar del sur.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10.000 Quadratkilometer, zehntausende von Inseln wie Juwelen über die Südsee verstreut.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10.000 vierkante kilometer. Tienduizenden eilanden als juwelen gestrooid op de zuidelijke zee.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10 000 квадратни километра, десетки хиляди острови, нахвърлени като скъпоценни камъни насред южно море.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10,000 קילומטרים רבועים, עשרות אלפי איים המפוזרים כיהלומים ברחבי הים הדרומי.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10000 كيلومتر مربع عشرات الآلاف من الجزر النائية تشبه المجوهرات في البحر الجنوبي
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.10 tys. kilometrów kwadratowych, dziesiątki tysięcy wysp rozrzuconych niczym klejnoty na południowym morzu.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.1만 제곱 킬로미터의, 남쪽 바다 위에 보석처럼 던져진 수만 개의 섬들.
10,000 kilometrekare, onlarca binlerce ada güney denizi üzerine mücevherler gibi fırlatılmışlar.南洋の何万もの宝石のような島々 私は最近ホクレアという
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.55 anni fa dovevano affrontare un sacco delle stesse sfide così tanti decenni fa.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.55 jaar geleden worstelden ze nog met dezelfde uitdagingen als tientallen jaren geleden.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.55 χρόνια πριν ασχολούνταν ακόμα με πολλές ίδιες προκλήσεις όπως και πολλές δεκαετίες πριν.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.55 лет назад они до сих пор имеют дело с весьма схожими проблемами как и много десятилетий назад.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Acum 55 de ani încă se confruntau cu multe din aceleaşi provocări ca şi acum multe decenii.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.För 55 år sedan hanterade man fortfarande många av de samma problemen som flera decennier sedan.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Há 55 anos, continuavam a enfrentar-se muitos dos mesmos problemas das décadas anteriores.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Hace 55 años se lidiaba con muchos de los mismos desafíos de décadas atrás.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Il y a 55 ans ils étaient encore aux prises avec un grand nombre des mêmes défis qu'il y a quelques décennies.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Před 55 lety se stále potýkali s mnoha stejnými výzvami jako před mnoha desítky let.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Vor 55 Jahren gab es immer noch eine Menge derselben, schon Jahrzehnte währenden Herausforderungen.
55 yıl önce Onlar da, onlarca yıl önce, benzeri sorunlarla baş etmeye çalışıyorlardı.Преди 55 години още са се занимавали с много от същите предизвикателства, както и преди много десетилетия.
6 Haziran'a kadar onlarca göçmenin kalacak yeri yoktu.Am 6. Juni waren mehrere Dutzend Flüchtlinge immer noch ohne Obdach.
6 Haziran'a kadar onlarca göçmenin kalacak yeri yoktu.El 6 de junio varias docenas de migrantes seguían sin tener un lugar donde pernoctar.
6 Haziran'a kadar onlarca göçmenin kalacak yeri yoktu.Samedi soir 6 juin, plusieurs dizaines de migrants restaient toujours sans solution d'hébergement.
6 Haziran'a kadar onlarca göçmenin kalacak yeri yoktu.К 6 июня у нескольких десятков мигрантов всё ещё не было крыши над головой.
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Aber ein weiterer Meilenstein ist erreicht.
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Ale jeśli chodzi o kamienie milowe...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Maar dit is wel echt een mijlpaal...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Mais il faut savoir reconnaître l'exception...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Ma questa volta ci siamo davvero superati...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Mas, no que se refere aos pontos principais...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Men vi er helt sikkert nået en milepæl...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Namun saat suatu tonggak bersejarah muncul...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Pero en cuanto a logros...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...Однако один из важных этапов завершен...
Ancak şimdiye kadar yaşanan onlarca tecrübenin ardından...إنما نمضي بهذا الهاتف من إبداع إلى إبداع...
Annemin bana yazdığı cinsten mektupları yabancılara yazdım ve şehrin dört bir yanına onlarcasını bıraktım.Byly jich stovky. Nechávala jsem je všude: v kavárnách a knihovnách, prostě všude.
Annemin bana yazdığı cinsten mektupları yabancılara yazdım ve şehrin dört bir yanına onlarcasını bıraktım.Dozijnen en dozijnen brieven. Ik liet ze overal achter: in café's en bibliotheken, bij de VN, overal.
Annemin bana yazdığı cinsten mektupları yabancılara yazdım ve şehrin dört bir yanına onlarcasını bıraktım.Jeg skrev breve i stil med min mors til fremmede, og efterladte dem i bunkevis overalt i byen.
Annemin bana yazdığı cinsten mektupları yabancılara yazdım ve şehrin dört bir yanına onlarcasını bıraktım.어머니가 제게 써보내주신 것과 같은 그런 편지를 모르는 사람에게 썼던거죠. 그리고는 도시 여기저기에 그냥 넣었죠.