Onlar Rus.They are Russian.
Dikkatli olun anne, onlar size doğru geliyor.Watch out mom, these are coming your way!
1847 yılında onlar kendi bağımsızlıklarını ilân ettiler.In the year 1847, they declared their own independence.
Tom onların onun vizesini yenileyeceklerinden emin değildi.Tom wasn't sure they would renew his visa.
Onlar savaşa gidecekler.They're going to the war.
Tom genellikle kirli tabakları bir hafta kadar biriktirir, sonra onları yıkar.Tom usually lets dirty dishes pile up for a week, then he washes them.
Tom, onlar ilkokuldayken, sürekli Mary'ye sataşırdı.Tom used to pick on Mary all the time when they were in elementary school.
Tom bulaşıkları duruladı ve onları bulaşık makinesine koydu.Tom rinsed off the plates and put them into the dishwasher.
Tom'un sadece bir çift çorabı vardı ve onların delikleri vardı.Tom only had one pair of socks and they had holes in them.
Tom birçok öneri verdi ama ben onlardan hiçbirisini beğenmedim.Tom gave a lot of suggestions, but I didn't like any of them.
Tom giysilerini katladı ve onları valizine koydu.Tom folded his clothes and put them in his suitcase.
Tom onlar uzaktayken komşunun kedisini besledi.Tom fed the neighbor's cat while they were away.
Tom havuçları doğradı ve onları güvece ilave etti.Tom diced the carrots and added them to the stew.
Tom onların ayrılığının ne kadar acı verici olduğunu hatırlamadan Mary'yi düşünemedi.Tom couldn't think of Mary without remembering how painful their breakup had been.
Tom onların istediği türde kirayı göze alamaz.Tom can't afford the kind of rent they're asking for.
Reşit olmadığı için, onlar Tom'a bir içki servisi yapmadılar.They wouldn't serve Tom a drink because he was underage.
Onlar Tom'a bir gizlilik anlaşması imzaladığını söylediler.They told Tom that he had to sign a nondisclosure agreement.
Onlar Tom'u bir sedyenin üstünde içeri getirdiler.They brought Tom in on a stretcher.
Muhabirler, belediye başkanının neden onlarla konuşmak istemediğini bilmek istediler.The reporters demanded to know why the mayor wouldn't talk to them.
Onların hepsi iyi öğretmen.All of them are good teachers.
Geçen yüzyılda onlar Tom gibi birini tımarhaneye atacaklardı.Last century they would have just thrown someone like Tom into a lunatic asylum.
Onların şapkaları orada asılı.Their hats are hanging over there.
Onların köpekleriyle birlikte orada olduğunu biliyorsun.They're over there, you know, with their dog.
Onlar şarkı söylemiyorlar, birbirleri ile flört ediyorlar.They are not singing, they are flirting with each other.
Onların en büyük kız kardeşi henüz evli değil.Their oldest sister still hasn't gotten married.
Onlar şartları yerine getirmediler.They did not fulfill the conditions.
Belki onlar mutlu.Maybe they are happy.
Onlar bugün gelmiyor.They are not coming today.
Onlar 1847'de kendi bağımsızlıklarını ilan ettiler.In the year 1847, they declared their own independence.
Onlar ayakkabı olmadan yürüyorlar.They're walking without shoes.
Onlar sana ihanet ettiler.They betrayed you.
Onlar sonuç hakkında memnun.They are happy about the result.
Onlar beni kaçırdı.They kidnapped me.
Onlar beni kaçırdılar.They kidnapped me.
Onlar bunun gereksiz olduğunu düşünüyor.They think it's superfluous.
Onlar bunun çok modern göründüğünü söylüyor.They say it looks too modern.
Onlar ayakkabı giymiyorlar.They aren't putting on shoes.
Onlar ayakkabısız koşuyorlar.They're running without shoes.
Onların çıktığını gördük.We saw them leave.
Onların bir bebeği olacak.They're going to have a baby.
Onlar yorgun değil.They are not tired.
Bir düşman onlara saldırıyor.An enemy is attacking them.
Onlar yetişkinleri çileden çıkarttı.They drove the adults crazy.
Onlara onu anlatmalıyız.We should tell it to them.
Belki onlar mutludur.Maybe they're happy.
Onlara yiyecek verdik.We gave them food.
Onların hepsi hatalarına güldü.They all laughed at their error.
Onların hepsi stratejilerinin bir parçası.It's all part of their strategy.
Onlarla geri dönemem.I can't go back with them.
Yaz mevsiminde onlar bütün gün plajda oynardı.In the summer, they used to play on the beach all day long.
Onlar tarihte kaybolmuş bir uygarlığın kalıntılarını çaldılar.They took away the remains of a civilization lost in history.
Ben onların siyasi konumunu paylaşıyorum.I share their political position.
Onların yaralarını gördüğümüzde şaşırmıştık.We were astonished when we saw their wounds.
Onlara akşam yemeğinin nasıl olduğunu sordum ama hiç kimse bana cevap vermedi.I asked them how dinner was, but nobody answered me.
Onlar onu cumhurbaşkanı seçtiler.They elected her president.
Her şey ara ara değişir, insan da onlarla birlikte değişmelidir.Things change from time to time, and one should change with them.
Onlar bana odamda söyleyecekler.They'll tell me in my room.
Onları ayrı ayrı sarar mısınız?Could you wrap them up separately?
Onlar ayrı ayrı ödediler.They paid separately.
Onların duvarına bak.Look on their wall.