Onlardan boşuna büyük bir miktarda ödünç para almaya çalıştı.He tried, in vain, to borrow a large sum of money from them.
Onlardan bazıları intihar etti.Some of them have committed suicide.
Onlar bir bankaya gitselerdi, daha iyi bir döviz kuru alırlardı.They would have got a better exchange rate if they had gone to a bank.
Başarılarına rağmen, o çok mütevazidir ve onlar hakkında övünmez.Despite his achievements, he is very humble and doesn't boast about them.
Onlar bombayı başarılı bir biçimde etkisiz hale getirdiler.They've defused the bomb successfully.
Onlar çok limonata içer.They drink a lot of lemonade.
Onlar Amerikalı görünüyor.They look American.
Onlar canlı mı?Are they live?
Elbiselerim ıslandı bu yüzden onları çıkardım.My clothes get wet so I took off them.
Onları tanımıyorum.I don't know them.
Onların saklanma yerini bulmak bir hafta sürdü.It took one week to locate their hiding place.
Onları bilgilendirmeliyiz.We must inform them.
1847 yılında, onlar bağımsızlık ilan etti.In 1847, they declared independence.
Onların hepsini kendim yedim.I ate it all by myself.
Beni öldürmekle tehdit ettiler bu yüzden cüzdanımı onlara verdim.They threatened to kill me so I gave them up my wallet.
Onlar sanat arkadaşları.They're art buddies.
Hiç kimse çalışmıyor; onların hepsi Dünya Kupası'nı izliyor.Nobody's working; they're all watching the World Cup.
Onlar bana güldüler, benimle değil.They laugh at me, not with me.
Sanırım onların tüm söylemek istediği buydu.I assume that it was all they wanted to say.
Anahtarlarımı masanın üstüne bıraktım. Onları bana getirir misin?I left my keys on the table. Could you bring them to me?
Anahtarlarımı masanın üzerinde bıraktım, onları bana getirebilir misin?I left my keys on the table. Could you bring them to me?
Bunlar gerçeklerdir. Onlar hakkında sıkı düşünün!These are the facts. Think hard about them!
Tom onların gezilerinde yedikleri lezzetli yiyecekten bahsediyordu.Tom was talking about the delicious food they had eaten on their trip.
Tom beş dil konuşuyor ama onların hiçbirinde nasıl nazik olunacağını bilmiyor.Tom speaks five languages, but doesn't know how to be polite in any of them.
Tom'un birçok dini kitabı var ama o onları hiç okumaz.Tom has a lot of religious books, but he has never read them.
Tom onlara uçak kazasından bahsetmek için öğrencileri odaya geri çağırdı.Tom called the students back into the room to tell them about the plane crash.
Tom onların her birine bir kamera satın aldı.Tom bought them each a camera.
Tom bir salkım üzüm aldı ve onları yedim.Tom bought a bunch of grapes and I ate them.
Tom ve arkadaşları onlarla gelmemi rica etti.Tom and his friends asked me to come with them.
Tom onların iş teklifi kabul etti.Tom accepted their job offer.
Onlar cesedin Tom'a ait olup olmadığını anlamak için bir DNA karşılaştırması yaptılar.They did a DNA comparison to see if the body was Tom's.
Onlar Tom'u başkan atadılar.They appointed Tom chairman.
Onlar lisedeyken Tom önce Mary ile tanıştı.Tom first met Mary when they were in high school.
Tom ve Mary birbiriyle geçinmiyor. Onların ortak bir şeyi yok.Tom and Mary don't get along. They have nothing in common.
Tom ve Mary onların başarısı kutladı.Tom and Mary celebrated their success.
Tom ve Mary ikiz olmasına rağmen, onlar çok benzer görünmüyor.Though Tom and Mary are twins, they don't look very similar.
Onlar Tom'un Mary'yi eve kadar izlediğini ve onu öldürdüğünü düşünüyorlar.They think that Tom followed Mary home and killed her.
Mary bir gün bir prensle karşılaşacağını ve onların evleneceklerini hayal etti.Mary dreamed that one day she would meet a prince and they would get married.
Tom ve Mary istasyona yaklaşırken, onlar trenlerinin ayrıldığını gördü.As Tom and Mary approached the station, they saw their train pull out.
Hükümet insanları fark etmiyor. Onlar ne isterlerse yapıyor.The government doesn't notice people. They do whatever they want.
Ne zaman onların kol saatinde bir cep telefonuyla çıkacaklarını merak ediyorum.I wonder when they'll come out with a cell phone in a wrist watch.
Onlar bozuk televizyonu yenisiyle değiştirdiler.They replaced the broken television with a new one.
Onlar hızla evlerini terk ettiler.They left their house quickly.
Onlar çok özlediler.They missed a lot.
Onlar yukarıdaki katta yaşıyor.They live on the floor above.
Uzun zamandır onlara mektup yazmadı.He hasn't written them a letter in a long time.
Bulaşıkları temizledikten sonra, ben onları durularım.After cleaning the dishes, I rinse them.
Tom onların onu kilitlemelerinden ve anahtarı atmalarından korkuyordu.Tom was afraid that they'd lock him up and throw away the key.
Tom kirli elbiselerini çıkardı ve onları çamaşır makinesine attı.Tom stripped off his dirty clothes and threw them into the washing machine.
Polisler saatlerce Tom'un evini aradılar fakat onlar cinayet silahını bulamadılar.The police spent hours searching Tom's place, but they couldn't find the murder weapon.
Onların ne söylemeye çalıştıklarını anlayamadık.We couldn't figure out what they were trying to say.
Onların sorunları bazen çok gariptir.Their problems are sometimes so weird.
Onlar sadece timsah gözyaşları.They're only crocodile tears.
Onlar benim!They are mine!
Onlar her zaman, pazar günleri bile, erken kalkarlar.They always wake up early, even on Sundays.
Onlar fırsatı kaçırdılar.They've missed the boat.
Onlar küçük farkları fark etmedi.They did not notice the small differences.
Onlar bütün gece odada benimle kaldılar.They stayed with me in the room all night.
Onlar tanrılara kurban olarak bir keçi öldürdüler.They killed a goat as a sacrifice to the gods.
Onlar bu kentin dolandırıcı dolu olduğunu söylerler.They say this town is full of cozenage.