Onlar sokağın diğer tarafında yaşıyorlar.They live on the other side of the road.
Onlar yolun diğer tarafında yaşıyorlar.They live on the other side of the road.
Onlar Antartika'yı araştırdı.They explored the Antarctic.
Onlar Güney Lehçesi ile konuşuyorlardı.They were speaking in a Southern dialect.
Onların her ikisi de nazik ve dürüst.Both of them are kind and honest.
Onlar asla tekrar buluşmayacaklardı.They were never to meet again.
Onlar oraya iki gün önce gitmişti.They had gone there two days before.
Onlara günlük ödenir.They are paid by the day.
Onlar Japonya'da yerleştiler.They settled in Japan.
Onlar Japonya'ya geldiğinden beri beş yıl geçti.Five years have passed since they came to Japan.
Onlar Japon mu Çinli mi?Are they Japanese or Chinese?
Onlar Japon mu?Are they Japanese?
Onların pazar günü New York'a yola çıkmaları planlanıyor.They are scheduled to leave for New York on Sunday.
Onlar pazar günü kiliseye giderler.They go to church on Sunday.
Onlar Pazar sabahı kiliseye giderler.They go to church on Sunday morning.
Onlar yaşlı insanlara karşı nazikler.They are kind to old people.
Onların eski nesille hiç ortak yanları yok.They have nothing in common with the older generation.
Onlar satılık bir evleri olduğunu reklam ettiler.They advertised that they had a house for sale.
Onlar satılık bir ev ilanı verdiler.They advertised a house for sale.
Onlar onu bisikleti çalmakla suçladılar.They accused him of stealing the bicycle.
Onlar onun yalan söylediği sonucuna vardılar.They concluded that he had told a lie.
Onlar onun aşağı geldiğini duydular.They heard him come downstairs.
Onlar onun ölü mü yoksa diri mi olup olmadığını söyleyemedi.They could not tell whether he was dead or alive.
Onlar onun operasyonu yapmasında yardım etti.They assisted him in performing the operation.
Onlar onu çalarken yakaladılar.They caught him stealing.
Onlar onu odaya girerken gördüler.They saw him enter the room.
Onlar onu onun kız kardeşine hile yaparken yakaladı.They caught him playing a trick on his sister.
Onlar onu mesele çıkarmak için sınıfta olmakla suçladılar.They accused him of being in the classroom in order to cause trouble.
Onlar işi yapmak için ona rica ettiler.They requested him to do the job.
Onlar onu bir yabancı olarak damgaladılar.They branded him as a liar.
Onlar ondan para talep ettiler.They demanded money from him.
Onlar gerçeği söylemesi için onu zorladı.They forced him to tell the truth.
Onlar ona sözleşmeyi imzalattılar.They made him sign the contract.
Onlar onu suçlu buldu.They found him guilty.
Onlar onun hikayeyi anlatmasına izin verdi.They let him tell the story.
Onlar onun hatasına güldüler.They laughed at his mistake.
Onlar onun önerisini yuhaladılar.They hooted at his suggestion.
Onlar onun adını listeye girdiler.They entered his name on the list.
Onlar ona biraz dikkat ederler.They pay little attention to him.
Onların sorularını cevaplayamaz.He cannot answer their questions.
Onlar onunla dalga geçti.They made fun of him.
Onlar onu cinayet davasının elebaşı olarak saydı.They regarded him as the ringleader of the murder case.
Onlar onu liderleri olarak seçtiler.They chose him for their leader.
Onlar ona bir kahraman olarak tapıyorlardı.They worshipped him as a hero.
Onlar ona korkak dediler.They called him a coward.
Onlar onu başkan seçtiler.They elected him chairman.
Onlar ona güldü.They laughed at him.
Onlar ona saygı duyuyorlar.They respect him.
Onlar onu gruplarından çıkarmaya karar verdi.They decided to exclude him from their circle.
Onlar onu bir direğe bağladılar.They bound him to a pole.
Onlar onu erkek kardeşi ile karıştırdılar.They mistook him for his brother.
Onlar onu çalıştırdılar.They made him work.
Onlar onu Kuzey Amerika'ya gönderdiler.They sent him to North America.
Onlar onu bir yönetici olarak atadılar.They appointed him as a director.
Onlar ona çok soru sorarlar.They ask her many questions.
Onlar, hayırseverleri olarak onu yüksek itibarda tuttu.They held her in high esteem as their benefactor.
Onlar onu gönderdiler.They made her go.
Onlar ona yürekten hayrandır.They admire her deeply.
Onlar ona iyi davrandılar.They have treated her well.
Onlar onu sıcak karşıladı.They welcomed her warmly.