Onların kasları sert.Their muscles are stiff.
Onların sözleşmesi bu ayın sonunda bitecek.Their contract is to run out at the end of this month.
Onların planının başarılı olacağını sanmıyorum.I do not think their plan will work out.
Onların planı başarısızlıkla sonuçlandı.Their plan resulted in failure.
Onların planı hakkında bir şey bilmiyorum.I am quite ignorant of their plan.
Onların planı bana ilginç görünüyor.Their plan sounds interesting to me.
Onların düğününe davet edildim.I was invited to their wedding.
Onların düğününe davet edildin mi?Have you been invited to their wedding?
Onların söylediğini yapsan iyi olur.You'd better do what they say.
Onlar arkalarında bir ses duydular.They heard a noise behind them.
Biz onların mutluluğu için dua ettik.We prayed for their happiness.
Onların fikirleri bizim için tamamen yabancı görünüyor.Their ideas seem totally alien to us.
Onların düşünceleri bize tamamen yabancı görünüyor.Their ideas seem totally alien to us.
Onların en iyi anı sahnede son görünüşleri.Their finest moment is their last appearance on stage.
Onların işleri fareler ve sıçanları yok etmektir.Their job is to exterminate rats and mice.
Onların işi genişliyor.Their business is expanding.
Onların zamanının çoğu kısmi zamanlı işlerde harcanır.A lot of their time is spent on part-time jobs.
Onların arabası bizimkini solladı.Their car overtook ours.
Ben onlara yardım etmek zorunda kalacağım.I will have to help them.
Onların küçük protestosu kitlesel bir gösteriyi tetikledi.Their small protest triggered a mass demonstration.
Onların durumunda, bu ilk görüşte aşktı.In their case, it was love at first sight.
Onlara ne olduğu hâlâ bir sır.What happened to them is still a mystery.
Onları hayat görüşü acayip görünebilir.Their view of life may appear strange.
Onların politikasını destekliyor musun?Are you in favor of their policy?
Onların bebeği henüz emeklemeye başladı.Their baby has just started to crawl.
Onlardan önce uzun bir kış vardı.There was a long winter before them.
Onların hepsi bugün toplantıda mevcut değil.Not all of them are present at the meeting today.
Onların erkek çocuğunun adı John.Their son's name is John.
Onların çocuklarına Edward adı verildi.Their boy was named Edward.
Onların oğlu büyüdü.Their son grew bigger.
Onların kaybı bir milyon yene ulaştı.Their losses reached one million yen.
Onların çoğu bize karşı naziktiler.Many of them were kind to us.
Onlar çoğunlukla kadındı.They were mostly women.
Onlar çoğunlukla kolej öğrencileriydi.They were, for the most part, college students.
Onların sınıf öğretmeni kimdir?Who is their homeroom teacher?
Onların gezisinde sorunlar olacağını tahmin ediyorum.I anticipate that there will be problems on their expedition.
Onlardan bazıları sağlıklı ama diğerleri değil.Some of them are healthy, but others are not.
Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.Their garden is full of very beautiful flowers all the year round.
Onların önerisi söz konusu değil.Their proposal is out of the question.
Onların geleneksel yaşam tarzı artık yok.Their traditional life style no longer exists.
Onların bütün çabaları boşunaydı.All their efforts were in vain.
Onların çabaları hiçbir şey için değildi.Their efforts were not for nothing.
Onlar oraya gitmeden önce savaş sona erdi.The battle ended before they got there.
Onların çiftlikleri bitişik olur.Their farms adjoin.
Onların kaldıkları handa bir yangın çıktı.A fire broke out at the inn where they were staying.
Onların uçakları yakında kalkacak.Their plane will soon take off.
Onların babası bir taksi şoförüdür.Their father is a taxi driver.
Onların raporları uyuşmuyor.Their reports don't accord.
Onların isimleri Tom ve Ken'dir.Their names are Tom and Ken.
Onların ailesi bizimkinden daha yaşlı.Their parents are older than ours.
Onların her ikisi de toplantıda yoktu.Both of them were not present at the meeting.
Onların konuşması Çince olduğu için, tek kelime anlamadım.Their conversation being in Chinese, I did not understand one word.
Onlar İncil'i tüm dünyaya yaydılar.They spread the Gospel all over the world.
Onlar geç saatlere kadar oturup sohbet ettiler.They stayed up late talking.
Onlar birbirleriyle kol kola yürür.They walk arm in arm with each other.
Onların Kalküta'dan New York City'ye kadar dünyanın dört bir yanında şubeleri var.They have branches all over the world, from Calcutta to New York City.
Onlar kola içerler.They drink coke.
Onlar kasabaya taşındıklarında arkadaş edinmeyi kolay buldular.When they moved to the town, they found it easy to make friends.
Onlar Tom'un yeni teorisini küçümsüyorlar.They are crying down Tom's new theory.
Onlar nadiren, kırk yılda bir, birbirleriyle tartışırlar.They seldom, if ever, quarrel with each other.