Tom yalnızca bana yardımcı olmaya çalışıyordu.Tom was only trying to help me.
Tom her zaman başkalarına yardımcı olmaya isteklidir.Tom is always willing to help others.
Tom eve erken gitmek isteyen tek kişi olmayabilir.Tom might not be the only one who wants to go home early.
Tom Mary'yi tanımayan tek kişi olmayabilir.Tom may not be the only one who doesn't know Mary.
Onu yapmak için yeterli zamanımız olmayabilir.We might not have enough time to do that.
Otuz yaşına gelene kadar kel olmaya başlamadım.I didn't start to go bald until I turned thirty.
Sana aşık olmaya başlıyorum.I'm starting to fall in love with you.
Tom sakin olmaya çalışıyor.Tom is trying to keep cool.
Tom'a seninle konuşmanın bir faydası olmayacağını söyledim.I told Tom it'd be no use talking to you.
Tom'un sadece pratik olmaya çalıştığını düşünüyorum.I think Tom is just trying to be practical.
Tom Mary'nin toplantıda olmayacağına dair bir şans olduğunu düşünüyor.Tom thinks there's a chance that Mary won't be at the meeting.
Tom birkaç gün evimize uzak olmayan bir otelde kaldı.Tom stayed at a hotel not far from our house for a few days.
Tom, Mary'nin yardım etmeye istekli olmayacağını söyledi.Tom said Mary wouldn't be willing to help.
Akşam yemeği için evde olmayacağım.I won't be home for dinner.
Tom öğle yemeği için evde olmayacak.Tom won't be home for lunch.
Tom'a söylemek kolay olmayacak.It won't be easy telling Tom.
Tom'a anlatması kolay olmayacak.It won't be easy telling Tom.
Tom bana onun bir sorun olmayacağını söyledi.Tom told me it wouldn't be a problem.
Tom'a bundan bahsetmek kolay olmayacak.It won't be easy telling Tom about that.
Sana söylediğim her şey doğru olmayabilir.Everything I've told you may not be true.
Bana toplantıda olmayacağın söylendi.I was told you wouldn't be at the meeting.
Bana Tom'un bugün burada olmayacağı söylendi.I've been told that Tom won't be here today.
Tom az önce bana yarın burada olmayacağını söyledi.Tom just told me that he wouldn't be here tomorrow.
Tom'un bunun hakkında mutlu olmayacağını sana söyledim.I told you Tom wasn't going to be happy about this.
Tom'a oldukça gerçek olmayan bir sürü şey söyledim.I told Tom a lot of things that weren't quite true.
Tom muhtemelen sana doğru olmayan bazı şeyler söyleyecek.Tom is likely to tell you some things that aren't true.
Tom'un bana bütün söylediği onun toplantıda olmayacağıydı.All Tom told me was that he wouldn't be at the meeting.
Neden bir öğretmen olmaya karar verdiğini Tom bana hiç söylemedi.Tom never told me why he had decided to become a teacher.
Tom ve Mary birbirlerine doğru olmayan bir sürü şey söylerler.Tom and Mary tell each other a lot of things that aren't true.
Tom'un yerine koyacak birini bulmanın o kadar zor olmayacağını onlara söyledim.I told them it wouldn't be that hard to find someone to replace Tom.
Tom çoğunlukla uygun olmayan zamanlarda aptalca şeyler söylüyor.Tom often says stupid things at inappropriate times.
Bu sadece önemli olmayan bir şey hakkında aptalca bir dövüştü.It was just a stupid fight about something that didn't matter.
Asla başka biri olmaya çalışma, senden daha iyisi yoktur.Never try to be someone else, there is no better than you.
Tom tehlikenin farkında olmayabilir.Tom may not be aware of the danger.
Tom iyi bir kahkahayı sever ve mizah duygusu olmayan insanlardan kaçınır.Tom loves a good laugh and avoids people who haven't got a sense of humour.
Savaş başlar başlamaz burası güvenli olmayacak.Once the fighting starts, it won't be safe here.
Sanırım Tom'un yarın burada olmayacağını varsaymak güvenlidir.I think it's safe to assume Tom won't be here tomorrow.
Sakalı var ve bu yüzden traş olmaya ihtiyaç duymaz.He has a beard, and therefore he doesn't need to shave.
Onlar sayesinde hiçbir sorunum olmayacak.Thanks to them, I will have no problem.
Bunun sadece bir zaman kaybı olup olmayacağını merak ediyordum.I was wondering if this might just be a waste of time.
Bize herhangi bir maliyeti olmayacak.It won't cost us anything.
O sadece bir hiç olmaya dönüşebilir.It may just turn out to be nothing.
Tom sağır olmaya başlıyor.Tom is beginning to go deaf.
Tom kel olmaya başlıyor.Tom's starting to go bald.
Burada olmaya hakkımız var.We've got a right to be here.
Biz Tom'a yardımcı olmaya çalışıyoruz.We're trying to help Tom.
Zamanımız olmayabilir.We may not have time.
Onun için zamanımız olmayabilir.We may not have time for that.
Özel konuşmak için asla bir şansımız daha olmayabilir.We may never have another chance to talk in private.
Başka bir şansımız olmayabilir.We may never have another chance.
Asla şansımız olmayabilir.We may never have the chance.
Dikkatli olmaya çalıştık.We tried to be careful.
Düşündüğün kadar eğlenceli olmayacak.It won't be as fun as you think.
Tom, Boston'dan çok uzak olmayan ufak bir kentte doğdu.Tom was born in a small town not too far from Boston.
Bu büyük bir anlaşma olmayacak.It's not going to be a big deal.
Nepal şu anda dikdörtgen biçiminde olmayan bir ulusal bayrağa sahip tek ülkedir.Nepal is currently the only country with a non-rectangular national flag.
Sarkastik olmaya çalışmıyordum.I wasn't trying to be sarcastic.
Zamanın olmayabilir.You may not have time.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin. Aynı fikirde olmaya razıyım.You don't have to win every argument. Agree to disagree.
Tom'un burada olmayacağından oldukça emin görünüyorsun.You seem pretty certain that Tom won't be here.