olduğu gibi ile cümle
olduğu gibi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
5
HECE
9
ORT. KELİME
James Bond rolünde ilk film Dr. No'da olduğu gibi yine Sean Connery vardır.James Bondia elokuvassa esittää viidennen kerran Sean Connery.
Diğer buz hokeyi liglerinde olduğu gibi maçlar 20şer dakikalık 3 devre halinde oynanmaktadır.Edellisestä jääkiekon olympiaturnauksesta poiketen ottelut pelattiin kolmessa 20 minuutin jaksossa.
Bütün yılanlarda olduğu gibi kral kobralarda avını bütün olarak yutar.Varaanit nielaisevat käärmeiden tapaan saaliinsa kokonaisena.
İlk başta sadece ima ediyordum fakat daha sonra olduğu gibi söyledim.Kyseessä oli alun perin sinettiin, mutta sitä käytettiin kuten vaakunaa.
Oyun, hemen hemen bütün adventure oyunlarında olduğu gibi, üçüncül kişi bakış açısından oynanmaktadır.Kuten edeltäjänsäkin, peli on kolmannen persoonan näkökulmasta pelattava toimintaseikkailupeli.
Ayrıca Libya'da olduğu gibi Cezayir'de de vardır.Näin on esimerkiksi Algeriassa .
Aracın dizaynında diğer birçok Ferrari'de olduğu gibi Pininfarina'nın imzası mevcuttur.Pininfarinan nimi yhdistetään moneen tunnettuun automerkkiin, kuten esimerkiksi Ferrariin.
Güreş develeri tıpkı atlarda olduğu gibi soya dayalı olarak seçilir.Kameleja on käytetty hevosten tavoin ratsuväessä erityisesti aavikoilla.
Bunun üzerine video olduğu gibi yayınlanmıştır.Myös samanniminen video on julkaistu.
Dizinin yönetmenliğini önceki dizide de olduğu gibi Temel Gürsu yapmıştır.Asia eteni aivan kuten Washingtonin päämajassa oli laskettukin.
(Örneğin Delos'un evinde olduğu gibi.)Niitä on esimerkiksi lakritsissa.)
Geçen yıl da olduğu gibi Barclays Center'da düzenlenmiştir.Samana vuonna Baktšarista tuli piirikeskus.
Ben her şeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca, inadımla yaşadım.Sykkö, Sami: Koko elämä muodin palveluksessa.
Wittgenstein’a göre bir değer, içini olduğu gibi dökmez.Wittgensteinin mukaan tämä ei kuitenkaan ole tarpeen.
Yavruların kürkü ise Damalı fil faresinde (Rhynchocyon cirnei) olduğu gibi damalıdır.Ainoastaan karvapeite on säilynyt samanlaisena kuin alkuperäisellä talligriffonilla.
Kaçıp kurtulan bir grup Çapanoğlu'na durumu olduğu gibi anlatmış.Eräs tarina kertoo Lapinkaivoon upotetun erään lappalaisen.
Odayı olduğu gibi bırakın.Jätä huone ennalleen.
Her iki ülke de 1961'den beri olduğu gibi OECD'nin tam üyeleridir.Και τα δύο έθνη είναι πλήρη μέλη του ΟΟΣΑ από το 1961.
Mısır tanrıları doğanın düzenine olduğu gibi insanların yaşamlarına da karışmaktaydılar.Οι θεοί των Αιγυπτίων είχαν ανάμειξη στις ανθρώπινες ζωές όπως και την ευρύτερη τάξη της φύσης.
Puan sistemi geçen yılda olduğu gibidir.Οι κανονισμοί ήταν οι ίδιοι με την προηγούμενη χρονιά.
Bayrağın oranı, Ermenistan bayrağında olduğu gibi 1:2'dir.Οι αναλογία της σημαίας είναι 1:2, ίδια με αυτή της Αρμενίας.
Klasik fizikse olduğu gibi kütlelerin pozitif olduğu gösterilebilir.Ακριβώς όπως στην κλασσική φυσική, μπορεί να αποδειχθεί ότι αυτές οι μάζες είναι θετικές.
Aynen C türünde olduğu gibi bunlar da etüvlerde kullanılır.Στις περισσότερες από αυτές η χρήση είναι όπως στη C.
Bütün Psittacula türlerinde olduğu gibi bunlarda eşeysel dimorfizm gösterirler.Όπως έκανα και με τη χλωρή βλάστηση, σας τα δίνω όλα.
Ancak daha öncesinde olduğu gibi bu konuda Eflak'a danışma gereği duymadılar.Δεν συνέβη, όπως ήδη αναφέρθηκε, το ίδιο και με τα λατομεία.
Diğer komşu köylerde olduğu gibi burada da imece hala devam etmektedir.Όπως και στις γύρω κατοικίες έτσι και εδώ εγκαταστάθηκαν Μακεδόνες άποικοι.
Bu nedenle kurban sahte paketleri normalde olduğu gibi yanıtlar.Π.χ. οι σχέσεις αντιστοιχίας για τις ομάδες αντιστοιχούν στις κανονικές υποομάδες.
Birmingham'da, Britanya adasının çoğunluğunda olduğu gibi ılıman okyanusal iklim bulunmaktadır.Το Λονδίνο έχει εύκρατο ωκεάνιο κλίμα, όπως και τα περισσότερα από τα Βρετανικά Νησιά.
Kış aylarında nüfus diğer köylerde olduğu gibi birkaç haneyi geçmez.Το χειμώνα δεν πέφτει σε χειμερία νάρκη όπως άλλα ζώα.
Bitki örtüsü tüm karadenizde olduğu gibi ormandır.Οι όχθες του είναι δασώδεις σε όλο το μήκος του.
İkinci reaksiyon, ilk anafilakside olduğu gibi aynı şekilde tedavi edilir.Η δεύτερη αντίδραση αντιμετωπίζεται με τον ίδιο τρόπο όπως η πρώτη αναφυλαξία.
O, sadece ve olduğu gibi O betimlenemez.Δεν μπορούμε να γνωρίζουμε το Υπέρτατο Ον απόλυτα ή όπως είναι καθ' εαυτό.
Aynı geliştirici destek altyapısı, Xbox 360'ta olduğu gibi mevcuttur.Το συνιστώμενο υλικό έχει παρόμοιο ρυθμό καρέ με την έκδοση του Xbox 360.
Her seride olduğu gibi oldukça korkaktır.Αυτοί είναι τόσο κουλ σε όλα.
Yıllık büyüme önceden olduğu gibi %2'lerde kaldı.Το 2,2% πάντως παραμένει υψηλότερο από αυτό που αρχικά είχε υπολογιστεί.
Her zaman olduğu gibi, şiir yazmaya ve yayımlamaya devam etti.Θεράπευσε τον εαυτό του, όπως πάντα, γράφοντας.
İlk başta sadece ima ediyordum fakat daha sonra olduğu gibi söyledim.Καθώς έγινε αρχικά γνωστός έτσι, αποφάσισε να το διατηρήσει και στη συνέχεια.
Fakat antiferromıknatıslarda olduğu gibi komşu elektron çiftinin spinleri zıt yönlere doğrudur.Ως αποτέλεσμα, σε σιδηρομαγνητικά υλικά, γειτονικά σπιν τείνουν να ευθυγραμμιστούν στην ίδια κατεύθυνση.
Gine'de birçok batı Afrika ülkesinde olduğu gibi Fufu olarak adlandırılan yiyecek önemli bir yer tutmaktadır.Η κασάβα είναι ένα βασικό είδος διατροφής στη Δυτική Αφρική, όπου τρώγεται ευρέως.
Ceset olduğu gibi bırakılarak, mezar kapatıldı.Όμως όταν ανοίγεται ο τάφος για την μεταφορά, το πτώμα βρίσκεται ξαπλωμένο μπρούμυτα.
Her zaman olduğu gibi, şiir yazmaya ve yayımlamaya devam etti.Gennem hele perioden fortsatte han med at skrive og offentliggøre sine digte.
Her iki ülke de 1961'den beri olduğu gibi OECD'nin tam üyeleridir.Sverige har været medlem af OECD siden dannelsen i 1961.
Birmingham'da, Britanya adasının çoğunluğunda olduğu gibi ılıman okyanusal iklim bulunmaktadır.West Yorkshire har kystklima i lighed med det meste af Storbritannien.
İngilizcedeki yarı seslilerden w ve y İngilizcede olduğu gibi telaffuz edilir.Halvvokalerne w og y udtales normalt på samme måde som på engelsk.
Ukrayna armasında olduğu gibi.Dag ligesom i den danske Arme.
Hesse, çok yaratıcı bir çocuk olduğu gibi güçlü bir ifade mizacına da sahipti.Hesse var et meget fantasifuldt barn med stor følelsesrigdom og et udtryksfuldt temperament.
LCD ekranlarda olduğu gibi bunlar için arkadan aydınlatma gerekmez.OLED-skærme kan ikke vise et billede uden at lyse, som LCD-skærme.
Aynen C türünde olduğu gibi bunlar da etüvlerde kullanılır.Man gør nu præcis det samme for y-leddene.
Özellikle haşhaşlı çörekler diğer köylerde olduğu gibi çok sevilmektedir.Landsbyer trives nøjagtigt så godt som de mennesker der bor i dem.
Yine ilk albümde olduğu gibi; albüm huzurludan kaotik’e doğru bir seyir izler.Som på det første album, skifter stemningen på dette album ofte fra det fredfyldte til det kaotiske.
Oktoberfest'te olduğu gibi bira çadırları bu fuarda da kurulmaktadır.Som så mange andre klostre på den tid, bryggede det her også øl.
Dolayısıyla, önceki dönemlerde olduğu gibi play-off turu (baraj maçları) oynanmadı.Dermed blev der modsat tidligere kvalifikationsturneringer ikke spillet playoff-kampe.
Olayı olduğu gibi anlattım.Handlingen har fundet sted.
II. Dünya Savaşı sırasında çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Yugoslavya'da da futbol kesintiye uğramıştır.Der findes ikke en land i Europa hvor der blev dræbt så mange børn under krigen som i Jugoslavien.
Tüm erkeklerin kaderi olduğu gibi biz, yakında tekrar buluşacağız.Hvis der kommer et, vil alt vores arbejde være spildt, og inden længe må det gøres igen.
Tıpkı Saturn V S-II ve S-IVB’de olduğu gibi.Saturn V blev derved valgt, bestående af de tre trin, S-IC, S-II og S-IVB.
Marcus'un yönetiminde, Hristiyanların durumu Trajan zamanında olduğu gibi değişmedi.Kristnes holdning til ikke-kristen litteratur skiftede i tidens løb.
İkinci kez Kış Olimpiyatları'na sporcu gönderen ülke, ilk katılımında olduğu gibi madalya kazanamadı.New Zealand, som deltog i et vinter-OL for første gang, vandt ikke nogen medaljer.
Gökte olduğu gibi yeryüzünde de Senin istediğin olsun.Ske din vilje, som i Himlen så og på jorden.
Diğer Atabask halklarında olduğu gibi Sahtularda da animizm çok güçlü hissedilir.Som med andre fotografer i fotografiets barndom er oplysningerne sparsomme.