olanak ile cümle

olanak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
6
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Ev fiyatlarındaki artış onun evini büyük bir kârla satmasına olanak sağladı.The rise in house prices enabled him to sell his house at a big profit.
Ödül parası dünya gezisine gitmeme olanak sağladı.The prize money enabled me to go on a world cruise.
O işi bir günde yapmayı olanaksız buldum.I found it impossible to do the job in a day.
Bu görevi tamamlamak benim için olanaksız.This task is impossible for me to accomplish.
Bu kapı bahçeye erişmeye olanak sağlar.This gate allows access to the garden.
Yanıtın çok takdir ediliyor ve bizim daha etkili biçimde hazırlanmamıza olanak sağlayacak.Your response is greatly appreciated and will enable us to prepare more efficiently.
Üniversitemiz mükemmel spor olanaklarına sahiptir.Our university has excellent sports facilities.
Ayda bir milyon yen kazanmak kesinlikle olanaksızdır.It's by no means impossible to earn one million yen a month.
İyi sağlığı onun yetmiş beş yaşına kadar çalışmasına olanak sağladı.His good health enabled him to work till the age of seventy-five.
Modern bilim birçok olanaksızlıkları olanaklı hale dönüştürmüştür.Modern science has turned many impossibilities into possibilities.
Gelecekte ne olacağını bilmek olanaksızdır.It is impossible to know what will happen in the future.
Yeni ekipman işi bir saat içinde bitirmemize olanak sağladı.The new equipment enabled us to finish the work in an hour.
Okul olanaklarımız yabancı öğrenciler için yetersizdir.Our school facilities are inadequate for foreign students.
Sigarayı bırakmak onun için olanaksızdır.It is impossible for him to give up smoking.
Onun yaşadığını doğrulamak olanaksızdır.There is no way to confirm that he is alive.
O, genç adamı aklından çıkarmaya çalıştı ama bu olanaksızdı.She tried to put the young man out of her mind, but it was impossible.
O, onun ne söylediğini anlamayı olanaksız buldu.She found it impossible to understand what he was saying.
Bu bilet iki kişinin girmesine olanak tanır.This ticket allows two people to enter.
Böyle yüksek bir hızda yolculuk etmek olanaklı mı?Is it possible to travel at such a high speed?
Üzgünüm ama bu, açıkçası olanaksızdır.I'm sorry, but that is simply impossible.
Sen onun olanaksız olduğunu biliyordun ve o zaman bile denedin.You knew it was impossible and even then, you tried.
O kadar çok gürültü altında çalışmak olanaksız!It's impossible to study with so much noise!
"Büyükbabanla konuşmak istiyorum." "Bu olanaksız, çünkü o birkaç yıl önce öldü. ""I want to talk to your grandfather." "That's not possible, he died a few years back."
Bu tozu havadan filtre etmek olanaksızdır.This dust is impossible to filter from the air.
Senin için başarılı olmak olanaksızdır.It is impossible for you to succeed.
Meslekte daha fazla olanak sahibi olmak için Almanca öğreniyorum.I learn German in order to have more opportunities in the profession.
Bir defa devrildiğinde katamaranın yardım almadan doğrulması olanaksızdır.Once capsized, a catamaran is impossible to right without help.
Tom olanaksız.Tom's impossible.
Amerikalılar için "seni seviyorum" demek çok kolay ama Çince'de bunu yapmak olanaksızdır.It's so easy for Americans to say "I love you" but it's impossible to do this in Chinese.
Bu, olanakdışı.It's improbable.
O caddede dolaşmak neredeyse olanaksızdı.It was almost impossible to get around on that street.
Biraz yardım almadan bunu başarmanın olanaklı olduğunu sanmıyorum.I don't think it's possible to do this without some help.
Olanaksız geliyor ama gerçek.It sounds impossible, but it's true.
Bu olanaksız bir görevdir.This is an impossible task.
O sözlüğün geliştirilmesi için birçok olanak vardır.There are many possibilities for improvement of that dictionary.
Bilimsel çalışmalar yoluyla bu kayaların yaşını belirlemek olanaklıdır.It is possible to determine the age of these rocks through scientific studies.
Benim yeni arabam her zaman herhangi bir yere gitmeme olanak sağlamaktadır.My new car enables me to go anywhere, anytime.
Olanakları inceleyelim.Let's explore the possibilities.
Ne yazık ki yapmamı istediğin şey olanaksız.I'm afraid what you're asking me to do is out of the question.
Benim için olanaksız.It's impossible for me.
Bu müzik işten sonra dinlenmenize olanak verir.This music allows you to relax after work.
Toplantıya katılmak istiyorum ama korkarım olanaksız.I would attend the meeting but I'm afraid it's impossible.
Bu olanaklı mı?Is this possible?
Aralarında ilişki kurmak olanaksız.It’s impossible to relate them.
Başarılması olanaksız.The impossible has been achieved.
Tom olanaklarının ötesinde iyi yaşıyordu.Tom was living well beyond his means.
Konu hiçbir açıklamaya olanak tanımıyor.The matter admits of no explanation.
Su olmadan ve oksijen olmadan yaşamak olanaksızdır.It is impossible to live without water and without oxygen.
Olanaklar sonsuzdur.The possibilities are infinite.
Bu film olanaklarını araştırıyor.This movie explores the possibilities.
Uzun süre için karımdan uzak kalmam olanaksız.It's impossible for me to be away from my wife for long.
Onun gerçekten neye inandığını söylemek olanaksız.It's impossible to tell what he really believes.
Tom onun bilimsel olarak olanaksız olduğunu söyledi.Tom said it was scientifically impossible.
Sonsuz olanaklar vardır.There are infinite possibilities.
Çoğu kimse birkaç dil öğrenmenin olanaksız olduğunu düşünür.Many people think that studying several languages is impossible.
Bu dili doğru biçimde konuşmayı öğrenmek olanaksızdır.It is impossible to learn to speak this language correctly.
Bunu birinin yardımı olmadan yapmam olanaksız.I can't possibly do this without someone's help.
Bunu yalnız başıma yapmam olanaksız.I can't possibly do this alone.
Onu sevmemek olanaksızdır.It's impossible not to love him.
Bunu kelimelerle anlatmak olanaksız.It's impossible to describe that in words.

İlgili Sayfalar