Zihinleri okuyup parçalamanın yanı sıra şekil değiştirebilir ve uçabilir.He can shape-shift, winnow, fly as well as read and shatter minds.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Hier hört der Jugendliche Musik und liest Bücher.
Speer obur okuyucu idi ve Spandau'da tek başına ilk üç yılda 500'ün üzerinde kitabı okuyup tamamladı.Speer était un lecteur vorace et il lut 500 livres durant ses trois premières années de détention à Spandau.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Il apprend également à lire la musique.
Sorun onun mektubu okuyup okumayacağıdır.La cuestión es si leerá la carta.
Nietzsche'nin yapıtlarını okuyup inceledi ve yayım işlerini tek tek kendi kontrolüne aldı.Leyó y estudió los trabajos de Nietzsche, y pieza por pieza tomó control sobre ellos y su publicación.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Leían los mismos libros y escuchaban la misma música.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.Siempre está improvisando y mejorando.
Nagata'da doğdu ve Seikei Üniversitesi'nde siyasal bilgiler okuyup 1977 yılında mezun oldu.Abe nació en Tokio y estudió ciencias políticas en la Universidad de Seikei, graduándose en 1977.
Bu anlamda beden, okuyup anlamlandırılması gereken bir kitap gibidir.Es notablemente tranquila y reservada, siendo capaz de leer (entender) a Haruna como un libro abierto.
Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.Leggi questo brano e traducilo in giapponese.
Nagata'da doğdu ve Seikei Üniversitesi'nde siyasal bilgiler okuyup 1977 yılında mezun oldu.Nato a Nagato, ha studiato Scienze Politiche presso l'Università Seikei, laureandosi nel 1977.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Legge e ascolta musica.
Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.Egli stesso scrive dei testi su ciò che prova.
Okul süresi boyunca kışları okuyup, yazları rençberlik yapan bir öğrenci idi.Зимой посещал школу и обучался грамоте, летом работал пастухом.
Rânûnâ, namazgâhta, Muhammed'in ilk cuma hutbesini okuyup ilk cuma namazını kıldırdığı vadidir.Перед намазом хатиб (это чаще всего имам) читает пятничную молитву (хутбу).
Vezir dairelerine girerek, okuyup yazma öğrenmiştir.Самоучкой приобщился к грамоте, научился читать и писать.
II. Dönem'in açılışında Kur'an'dan âyet okuyup dua etmiştir.ثم يقرأ ما تيسر من القرآن ويطيل القراءة في صلاة الصبح.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.المكتبة تتوسع باستمرار و تحسن خدماتها للقراء.
Üniversitede siyasal bilgiler okuyup 1989 yılında Sosyal Bilimler Uzmanı olarak mezun oldu.درس العلوم السياسية في جامعة هلسنكي ، وتخرجت بدرجة ماجستير في العلوم الاجتماعية في عام 1989.
Orta üçüncü sınıftan itibaren bir yandan okuyup bir yandan çalışmaya başladı.و منذ الصف الثالث بالتعليم الإعدادي بدأت إجلال أيدين من ناحية تدرس و من ناحية أخرى تعمل.
II. Dönem'in açılışında Kur'an'dan âyet okuyup dua etmiştir.Então proferiu orações e leu os versículos do Alcorão.
Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.Ele diz uma fala que ele mesmo escreveu.
Sesto Tolomeo'ya meydan okuyup onu duello etmeye çağırır ama kabul edilmez.Sexto tenta desafiar Ptolomeu para um duelo, mas não tem sucesso.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Também escreve e compõe música.
Okul süresi boyunca kışları okuyup, yazları rençberlik yapan bir öğrenci idi.Ele então se estabeleceu em uma fazenda e lecionou durante os meses de inverno.
Küçük yaşta çok kitap okuyup biriktirmeye başladı.In zijn kindertijd schreef en tekende hij al boekjes.
Bu anlamda beden, okuyup anlamlandırılması gereken bir kitap gibidir.Daar werd de plaatsnaam geschreven als Datmunda, te lezen als Gaimunda.
II. Dönem'in açılışında Kur'an'dan âyet okuyup dua etmiştir.Podczas modlitwy (salat), muzułmanin ma obowiązek recytować Koran.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Han började också läsa böcker och lyssna på musik.
Belki de, biri gelir ve olanları okuyup ona göre hareket eder diye düşünüyordu.Han kan skriva och läsa - åtminstone tror han att han kan det.
Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.Han läste vad han kom över och skrev också själv.
Küçük yaşta çok kitap okuyup biriktirmeye başladı.З дитинства він навчався читати і писати, та ще багато часу віддавав лічбі.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.Літературна мова постійно розвивається і збагачується.
Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.Přečetl si i její dopis, který mu napsala.
Babasının isteği üzerine teoloji (dinbilim, ilahiyat) okuyup papazlık eğitimi almıştır.Na přání svého otce studoval práva a teologii.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.Stále dál četl a vzdělával se.
Speer obur okuyucu idi ve Spandau'da tek başına ilk üç yılda 500'ün üzerinde kitabı okuyup tamamladı.Speer era un cititor înfocat și a citit cu mult peste 500 de cărți doar în primul an de detenție la Spandau.
Yıllardır Orwin ile yaşamış birçok kitap okuyup kendini geliştirmiştir.A studiat cu Maury și a corespondat cu el mai mulți ani.
Saari Helsinki, Budapeşte ve Kudüs Üniversitelerinde Semitik ve Ural Dilleri okuyup öğretti.Sémi és uráli nyelveket tanult és tanított Helsinkiben, Budapesten és Jeruzsálemben.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.Heitä opetetaan kehittämään itseään jatkuvasti ja opiskelemaan.
Okul süresi boyunca kışları okuyup, yazları rençberlik yapan bir öğrenci idi.Ο χειμώνας είναι ο μήνας ανάγνωσης και μελέτης.
Speer obur okuyucu idi ve Spandau'da tek başına ilk üç yılda 500'ün üzerinde kitabı okuyup tamamladı.Speer var en læsehest og læste over 500 bøger i løbet af de første tre år i Spandau.
Ne var ki, yazdıklarını okuyup bitirince, bir başkasını öne sürerek, kendini anlatmış olduğunu görmüştür.Men om han har lest den, vet jeg at han har fullstendig, løgnaktig, og forutsettende misforstått den».
Belki de, biri gelir ve olanları okuyup ona göre hareket eder diye düşünüyordu.En kan ha hørt eller lest om noe lignende, men glemt det.
II. Dönem'in açılışında Kur'an'dan âyet okuyup dua etmiştir.Mimbar menangis setelah mendengar bacaan ayat-ayat Allah.
Fransız Devrimi öncesinde Paris'e yerleşti, kanun ve hukuk okuyup siyasi gazeteci oldu.Brune tinggal di Paris sebelum Revolusi Prancis, belajar hukum dan kemudian menjadi seorang jurnalis politik.
Jackson ve Walsh, Costa Botes ile birlikte kitapları tekrar okuyup öykünün özetini çıkardılar.Jackson dan Walsh meminta Costa Botes menulis sinopsis buku dan mereka mulai membaca ulang buku.
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.Membaca dan menotasi musik.
Sürekli kitap okuyup kendini geliştirir.Dia mampu belajar dan terus berkembang.
Fransız Devrimi öncesinde Paris'e yerleşti, kanun ve hukuk okuyup siyasi gazeteci oldu.Ông theo học luật tại Paris trước khi Cách mạng Pháp nổ ra và trở thành một cây nhà báo chính trị.
Bu sayede üçüncü şahıs program geliştiriciler Buzz üzerinden içerik okuyup yayınlamaya başladılar.Điều này cho phép các nhà phát triển bên thứ ba viết phần mềm có thể đọc và đăng nội dung lên Buzz.
Üniversitede siyasal bilgiler okuyup 1989 yılında Sosyal Bilimler Uzmanı olarak mezun oldu.Ông nghiên cứu khoa học chính trị tại Đại học Helsinki, tốt nghiệp Thạc sĩ Khoa học Xã hội vào năm 1989.
Okuyup yazması olmadığı halde güzel ve içli şiirleri vardır.諱の長慶は「ちょうけい」と有職読みをすることもある。
Bu anlamda beden, okuyup anlamlandırılması gereken bir kitap gibidir.縦読み(たてよみ)とは、言葉遊び(折句)の一種。
Aynı zamanda kitap okuyup müzik dinlemektedir.趣味は読書、音楽を聴く事。
Jackson ve Walsh, Costa Botes ile birlikte kitapları tekrar okuyup öykünün özetini çıkardılar.ジャクソンとウォルシュはコスタ・ボーテス(英語版)に概要執筆を依頼し、彼らは小説を読み返し始めた。
Çavuşesku’nun onları okuyup, okumadığı büyük olasılıkla bir sır olarak kalacak.理想的なミステリとは、読んでいて結末が読めないものであろう。
II. Dönem'in açılışında Kur'an'dan âyet okuyup dua etmiştir.一時期、登録名を引間功侑(読みは同じ)とした。
Okuyup yazması olmadığı halde güzel ve içli şiirleri vardır.質而好學,言稱詩書,愛卹於人,不論疏密。