12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.In meiner 12jährigen Weisheit öffne ich meinen Hosenstall und gehe raus aus dem Zimmer.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.In mijn 12-jarige wijsheid rits ik mijn broek open en loop naar buiten.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Jadi, dengan kearifan anak 12 tahun, saya menurunkan retsleting celana saya, saya berjalan keluar.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Na minha sabedoria de 12 anos, desabotoo as calças e vou até à sala.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Nên với 12 năm kinh nghiệm đời, tôi mở khóa quần, và đi ra khỏi phòng.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.No i w swojej 12-letniej mądrości, rozpinam rozporek spodni, wracam do dużego pokoju.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Så med en 12-årings klokhet drar jag ned gylfen och går ut ur sovrummet.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Tak s mojimi vedomosťami 12-ročného, odzipsujem si nohavice, vykráčam z izby.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Úgyhogy a 12 év bölcsességemmel lehúztam a sliccem és kisétáltam a nappaliba.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Έτσι στα 12 χρόνια σοφίας που είχα , Κατεβάζω το φερμουάρ του παντελονιού μου, Βγαίνω από το δωμάτιο.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.И вот, со всей рассудительностью своих 12-ти лет, я спустил штаны и вышел из комнаты.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Отже, з розсудливістю 12-річного хлопчика, я стягнув штани і вийшов з кімнати.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.Така с моята 12-годишна мъдрост, аз разкопчах панталоните си, и излязох от стаята.
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.אז בחוכמה של ילד בן 12 פתחתי את רוכסן המכנסיים שלי יצאתי מהחדר
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.وبحكمة طفل عمره 12 عاماً أنزلت سروالي لأسفل ، وخرجت من الغرفة .
12 yaşındaki bilgeliğimle, pantolonumu indirdim, odadan çıktım.ズボンのチャックを下ろして 部屋を出たのです するとどうでしょう
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.40 újszülött egy szobában, és senki sem sír.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Dans une chambre de 40 nouveaux-nés, pas un seul n'était en train de pleurer.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Di ruangan yang berisi 40 bayi yang baru lahir, tidak ada satupun yang menangis.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.En una sala con 40 recién nacidos, ninguno lloraba.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.In een kamer met 40 pasgeborenen huilde er niet één.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.In einem Raum mit 40 Neugeborenen weinte kein einziges.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Într-o cameră de 40 de nou-născuţi, nici unul nu plângea.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.In una stanza con 40 neonati, non ce n'era uno che piangesse.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.마흔명의 갓난 아이들이 있는 방에서도 우는 아이는 단 한명도 없었습니다
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Numa sala com 40 recém-nascidos, nem um chorava.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Trong một căn phòng chứa 40 trẻ sơ sinh, không một đứa trẻ nào khóc hết.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.V pokoji se 40 novorozenci neplakal ani jeden.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Z 40 niemowląt na sali, żadne nie płakało.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.Μέσα σε ένα δωμάτιο με 40 νεογέννητα, δεν έκλαιγε ούτε ένα.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.В комнате с младенцами ни один из 40 новорождённых не издал звука.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.В стая с 40 новородени нито едно от тях не плачеше.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.У кімнаті було 40 немовлят, і жодне з них не плакало.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.בחדר של 40 תינוקות שזה עתה נולדו, אף אחד לא בכה.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.في غرفة تحوي 40 مولودًا جديدًا، لم يكن هنالك أي أحد يبكي منهم.
40 tane yenidoğan bebeğin olduğu bir odada hiçbir bebek ağlamıyordu.おむつが汚れている様子や
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.60시간 동안의 인질극 중 어느 한 시점에 테러리스트들은 숨어있는 사람들을 더 찾아내기 위해서 이 방 저 방으로 찾아다녔습니다.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.A 60 órás ostrom egy pontján a terroristák szobáról szobára jártak, további áldozatok után kutatva.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.Niekedy počas 60-hodinového obliehania teroristi chodili z izby do izby a hľadali ďalšie obete.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.Podczas 60-godzinnego oblężenia, terroryści chodzili po pokojach szukając kolejnych ofiar.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.Tijdens het beleg van 60 uur liepen ze de kamers af om meer slachtoffers te vinden.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.Während der 60-stündigen Belagerung gingen die Terroristen von Raum zu Raum, um zusätzliche Opfer zu finden.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.В певний момент 60-ти годинної облоги, терористи ходили від кімнати до кімнати, у пошуках нових жертв.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.По време на 60 часова блокада, терористите влизаха от стая в стая, като се опитваха да намерят още жертви.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.בשלב מסויים במהלך המצור בן 60 השעות, המחבלים עברו מחדר לחדר (במלון) כדי למצוא קורבנות נוספים.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.في مرحلة ما خلال الحصار الذي استمر 60 ساعة، كان الإرهابيون ينتقلون من غرفة إلى أخرى بحثاً عن ضحايا جدد.
60 saatlik kuşatma sırasında bir noktada teröristler odadan odaya giderek ek kurbanlar bulmaya çalışıyorlardı.テロリストたちは 部屋から部屋へとまわって 殺すべき相手を探しました ホテルの最上階の
Açıkçası göre büyük ihtiyaç hikayeleri biz şimdiye kadar reformu kazanılmış ettik O odada yılındaSimon ja voinut itsemurha enpä luule ilmeisesti Westcott kertoi heille kaikki valmis menemään
Açıkçası göre büyük ihtiyaç hikayeleri biz şimdiye kadar reformu kazanılmış ettik O odada yılındaV tej sobi v nobeden od McVeigh dotika ničesar nobena od njih ni tako nič ne moreš iti
Ah, özür dilerim, bu odadaki ışıklar yüzünden yüzünü görmek çok zor.Oh, lo siento, con la iluminación en esta sala es muy difícil ver la cara.
Ah, özür dilerim, bu odadaki ışıklar yüzünden yüzünü görmek çok zor.顔がよく見えないですね 5年前のものです
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -Apoi, daca stiu ca am fruntea albastra va trebui sa parasesc camera cat timp este lumina stinsa.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -A potom , když vím že mám modré čelo zatímco jsou světla zhasnuté, opustil bych místnost.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -E poi, se so di avere la fronte blu, mentre le luci sono spente, esco dalla stanza.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -Et puis, si je sais que j'ai un front bleu, tandis que les lumières sont éteintes, je vais quitter la salle.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -I wtedy, jeśli wiem już, że mam niebieskie czoło, opuszczam pokój, kiedy światła są wyłączone.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -Ja sitten, jos tiedän otsani olevan sininen sillä aikaa kun valot ovat pois, lähden huoneesta.
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -И, ако знам че челото ми е синьо, ще изляза от стаята
Alnımın mavi olduğunu anladıysam, ışıklar sönükken odadan ayrılacağım. -明かりが消えた際に、部屋を出ます。 再度明かりがついた際は、私は部屋にはいません。
Alnınızın mavi olduğunu anladıktan sonra odadan ayrılmanız gerekiyor. -Wtedy wyłączają światła, a kiedy ktoś zorientuje się, że ma niebieskie czoło, musi wyjść z pokoju.