Tom'un bir sürü tanıdığı olduğu hâlde çok az arkadaşı var.Tom has lots of acquaintances but very few friends.
Buz, katı haldeki sudur.Ice is water in solid form.
Tom başının fena halde dertte olduğunu anladı.Tom realized he was in deep trouble.
Tom sefil bir halde başarısız oldu.Tom failed miserably.
Bunu Tom yazmadıysa, kim yazmış o hâlde?If Tom didn't write this, then who did?
Bu fena halde adil değil.This is grossly unfair.
Tom'un fena halde yardıma ihtiyacı var.Tom needs help badly.
O, kızını baygın halde kaldırımda yatarken gördü.She saw her daughter lying on the sidewalk, unconscious.
Garip bir insansın o halde.You are, then, a strange person.
Onunla gerçekte tanışmadığımız halde Mary hakkında çok şey biliyorum.Although I know a lot about Mary, I haven't actually met her.
Hayatımda ilk kez kendimi, bilmediğim bir şehirde yapayalnız halde buldum.For the first time in my life, I found myself all alone in an unknown city.
Gitmek zorundayım aksi halde geç varacağım.I have to go, otherwise I'll arrive late.
Ne yapacağımızı bilemez haldeyiz.We're at our wits' end.
O halde neden ağlıyorsun?Then why are you crying?
Onlar yüzünden perişan haldeyim.It's because of them that I'm so miserable.
Seni sarsıntı geçirmiş halde hayal edemiyorum.I can't picture you traumatized.
O halde talipleriniz var.Then you have suitors.
Kauçuk botları giyin, aksi halde ayağınızı ıslatırsınız!Put the rubber boots on, or else you will get your feet wet!
Birçoğu yaralandı, bazıları fena halde.Many were injured, some badly.
Biz oldukça panik haldeydik.We were quite alarmed.
Buna fena halde ihtiyacım var.I need it badly.
Fadıl'ın fena halde paraya ihtiyacı vardı.Fadil needed money bad.
Tom'un fena halde yardımımıza ihtiyacı var.Tom badly needs our help.
Ben fena halde başarısız oldum.I failed horribly.
Tom'un planı fena halde yanlış gitti.Tom's plan went horribly wrong.
Kendimi fena halde yaktım.I burned myself badly.
Tom'un fena halde paraya ihtiyacı var.Tom needs money badly.
Fena halde yaralandım.I was badly wounded.
Sami, Leyla'yı vurdu ve onu çıplak halde bodrumda bıraktı.Sami shot Layla and left her naked in the basement.
O halde, neden hemşire olmak istiyorsun?Why do you want to become a nurse, then?
Tom bana acınacak halde olduğunu söyledi.Tom told me that he was miserable.
Sami korkunç bir halde bulundu.Sami was found in a terrible state.
Tom berbat hâldeydi.Tom was in very bad shape.
Korkmuş ve şaşırmış bir hâldeydik.We were scared and confused.
Aksi halde öleceksin.Otherwise, you will die.
Bu hâlde araç kullanamam.I can't drive like this.
Ne hâlde olduğumu görmüyor musun?Can't you see what state I am in?
Vedalaşma zamanı geldi o hâlde.This is goodbye then.
O, yüzüncü doğum gününe son derece hayal kırıklığına uğramış bir hâlde uyandı.He woke up to his 100th birthday, deeply disappointed.
Beni bu hâlde bırakma burada.Don't leave me here like this.
Üzüntüsünü saklamaya çalıştığı halde, gözyaşlarına engel olamadı.Although he tried to hide his sadness he couldn't stop his tears.
O halde bunu size kanıtlamama izin verin.Then let me prove it to you.
O halde bunu sana kanıtlamama izin ver.Then let me prove it to you.
Büyücülerse iki gruba ayrılmış halde.Then the two sorcerers unleash their magic on each other.
Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.They falsely fix a lie upon Allah, and do so wittingly.
Birliklerimi 5 Aralık'ta durdurdum, aksi halde bir felaket kaçınılmaz olacaktı." diye yazmaktadır.Fortunately, I stopped my troops on 5 December, otherwise the catastrophe would be unavoidable."
O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız."(Al-i İmran 123) "Ey iman edenler!All of you shall repent to GOD, O you believers, that you may succeed."
Ayrıca geçen yıl Alman doktorlar tarafından çok bitkin bir halde çarmıha gerildim.Also, last year I was crucified by the German doctors in a very drawn-out manner.
Gagarin, yaşamı boyunca fiziksel olarak uygun bir halde kaldı ve keskin bir sporcuydu.Gagarin kept physically fit throughout his life, and was a keen sportsman.
Führerbunker karmaşık halde iken, kadınlar da Goebbels'in çocuklarına baktılar.While in the bunker complex, the women also looked after the Goebbels children.
O halde insan hem canlıdır hem de canlı değildir.She is not a human nor from the earth.
Üçüncü sahnede otel odası yıkıntı haldedir ve bomba duvarda bir delik açmıştır.In Scene 3, the hotel room is in ruins; the bomb has blasted a hole in the wall.
John Stoen, Jonestown’da Jim Jones’un kulübesinde zehirlenmiş halde bulunmuştur.At Jonestown, John Stoen was found poisoned in Jim Jones' cabin.
O, Allah katında olmadığı halde, "Bu, Allah katındandır." derler.They say: 'It is from Allah', when in fact it is not from Allah.
Kerberos sunucuları çalışmaz halde olduğunda, yeni kullanıcılar giriş yapamaz.When the Kerberos server is down, new users cannot log in.
Kolë Laku, 24 Şubat 1944'te tutuklandığında iyi bilinen bir haldeydi ve asılacaktı.Kolë Laku became well known when he was arrested on 24 February 1944, and would be hanged.
Halder Müttefik esir savaş kampında iki yıl geçirdi.Halder spent the next two years in an Allied prisoner of war camp.
Aksi halde, Dönitz politikaları bir önceki rejimle süreklilik sergiledi.Otherwise however, Dönitz's policies chiefly demonstrated continuity with the previous regime.
O halde sadece istenilen sinyali geçmesine izin verecek özel bir filtre uygulayabiliriz.We then apply a specific filter, which will allow only the desired signal to pass.
Ertesi sabah iki işçi yazarın cesedini sahile vurmuş halde buldu.Later that morning two workers found her body washed up on the beach.