Onlar bugünlerde nadiren televizyon izler.They seldom watch television these days.
Yanlış değil ama nadiren öyle yazılır.It's not wrong, but it's rarely written like that.
Tom nadiren Boston'a gider.Tom rarely goes to Boston.
Tom konuşulmadıkça nadiren konuşur.Tom seldom speaks unless he's spoken to.
Bugünlerde, insanlar nadiren kendi dirsek ve dizleri üzerinde yamalar giymektedir.These days, people rarely wear patches on their elbows and knees.
Onun fikirleri nadiren pratiktir.His ideas are rarely practical.
Senin fikirlerin nadiren pratiktir.Your ideas are rarely practical.
Tom kendisi hakkında nadiren konuşur.Tom seldom talks about himself.
Tom ve ben herhangi bir konuda nadiren aynı fikirde oluruz.Tom and I rarely agree on anything.
Mary ve ben herhangi bir konuda nadiren aynı fikirde oluruz.Mary and I rarely agree on anything.
Bu hastalık nadir bir genetik mutasyon tarafından oluşur.This disease is caused by a rare genetic mutation.
Ben nadiren partilere davet edilirim.I'm rarely invited to parties.
Onu nadiren görürüm.I seldom see her.
Şikayetler nadirdir.Complaints are rare.
Bu hiç nadir değil.It's not at all uncommon.
Bu hiç nadir değil. Aslında o çok yaygın.It's not at all uncommon. In fact, it's very common.
Onlar nadiren bu kadar erken uyanır.They rarely ever wake up this early.
Tom onun çok nadir olduğunu söyledi.Tom said that's very uncommon.
Sağduyu oldukça nadirdir.Common sense is quite rare.
İşe nadiren yürüyerek giderim.I rarely walk to work.
Ben nadiren işe yürüyerek giderim.I seldom walk to work.
Ben nadiren hatalar yaparım.I seldom make mistakes.
Onu çok nadiren görüyorum.I see him very rarely.
Ben nadiren otururum.I rarely get to sit down.
Bunun çok nadir olduğunu düşünüyorum.I think this is very rare.
Ben nadiren fast food satın alırım, ama bundan gurur duymuyorum.I infrequently purchase fast food, but I'm not proud of it.
Ben nadiren çok gülerim.I have rarely laughed so much.
Ben artık nadiren yumurta yiyorum.I seldom eat eggs anymore.
Donan yağmur oldukça nadir bir meteorolojik olaydır.Freezing rain is a rather rare meteorological phenomenon.
Bu kitapçı özellikle eski ve nadir kitaplarla ilgileniyor.This bookstore deals exclusively in old and rare books.
Tom onun nadiren olduğunu söylüyor.Tom says that rarely happens.
Ben nadiren Tom'la konuşurum.I seldom speak to Tom.
Ben nadiren Tom'dan haber alırım.I seldom hear from Tom.
Tom nadiren vaktinde gelir.Tom is seldom ever on time.
Ben nadiren hızmamı takaım.I rarely wear my nose ring.
Onunla ilgili nadir bir şey yok.There's nothing uncommon about this.
Evden nadiren çıktım.I rarely step out of the house.
Nadiren evden dışarı adım attım.I rarely step out of the house.
Süt alerjisi oldukça nadirdir.Milk allergies are quite rare.
O nadir bir yaralanma değil.It's not an uncommon injury.
Bu nadir bir sorun mudur?Is this a rare problem?
Bu nadir bir hastalık.It's a rare disease.
Tsunamiler çok nadirdir.Tsunamis are very rare.
Endişelenme. Tsunamiler çok nadirdir.Don't worry. Tsunamis are very rare.
Ben nadiren et yerim.I rarely eat meat.
Ben nadiren karanlıktan sonra dışarı çıkarım.I rarely go out after dark.
Nadir ekim güneşi ışığında ahşap çitte bir çiftlik kedisi yatıyordu.A farm cat slept on the wooden fence in the rare October sunlight.
Tom nadiren iyi bir ruh halindedir.Tom is rarely in a good mood.
Tom onu nadiren yapar.Tom rarely does that.
Amerikalıların halk içinde öpüşmesini görmek nadir değildir.It's not uncommon to see Americans kissing in public.
Dakik olan çalışanları bulmak nadirdir.It's rare to find employees who are punctual.
Tom artık nadiren dışarıya çıkıyor.Tom rarely goes out anymore.
Tom nadiren şarkı söyler ama sanırım bu gece söyleyecek.Tom rarely sings, but I think he will tonight.
Ben nadiren evde müzik dinlerim.I seldom listen to music at home.
Ben çok nadiren bütün gece dışarıda kalırım.I very seldom stay out all night.
Randevular için nadiren geç kalırım.I'm seldom late for appointments.
Nadiren Meksika yemeği yerim.I seldom eat Mexican food.
Ben pazartesi günü nadiren dışarı çıkarım.I seldom go out on Monday.
Nadiren dışarı çıkıyorum.I seldom go out.
Nadiren elektrikli el aletleri kullanıyorum.I seldom use power tools.