Ben onu nadiren görüyorum.I see it rarely.
Bugünkü kızların sanki erkekmiş gibi konuşmaları nadir değildir.It is not rare for girls today to talk as if they were boys.
Onun evi yakın olmasına rağmen, onu nadiren görüyorum.Although her house is nearby, I seldom see her.
Toplantımız nadiren zamanında başlar.Our meeting rarely starts on time.
İngilizler trende nadiren yabancılarla konuşurlar.Englishmen rarely talk to strangers in the train.
İngilizce yazarken, nadiren hata yapar.When writing English, she rarely makes a mistake.
Balık tutmaya oldukça sık giderdim ama şimdi nadiren gidiyorum.I used to go fishing quite often, but now I rarely go.
O pazar günü nadiren dışarı çıkar.Rarely does he go out on Sunday.
Nadiren bir kütüphaneye giderim.I seldom go to a library.
Bob onu kızdırmadan Maria ile nadiren konuşur.Bob seldom talks with Maria without making her angry.
Bob anne ve babasına nadiren yazar.Bob seldom writes to his parents.
Bazı insanlar evcil hayvanlar olarak nadir bulunan hayvanları beslerler.Some people keep rare animals as pets.
Bill nadiren zamanında gelir.Bill is seldom ever on time.
Picasso gibi ressamlar nadirdir.Painters such as Picasso are rare.
Picasso gibi ressamların nadirdir.Such painters as Picasso are rare.
Toson ve Hakushu gibi şairler nadirdir.Such poets as Toson and Hakushu are rare.
Nadir pullara nerede rastladın?Where did you come across the rare stamps?
Biz kaza nedeniyle nadir bir durumla karşılaştık.We were faced with an unusual situation because of the accident.
Ülkenin bu kısmında nadiren kar yağar.It seldom snows in this part of the country.
Bu kelebekler ülkemizde nadirdir.These butterflies are rare in our country.
Bu çok nadir bir örnektir.This is a very rare specimen.
Bu, çok nadir bir numunedir.This is a very rare specimen.
Bu çok nadir bir durumdur.This is a very rare case.
Benim için bu nadir kitabı bulabilir misin?Can you obtain this rare book for me?
Bu nadir kitaplarla nasıl geldin?How did you come by those rare books?
Bu yapılar nadiren, kırk yılda bir, konuşma İngilizcesinde olurlar.These structures would rarely, if ever, occur in spoken English.
Bu nadir pulu bulmak zordur.This rare stamp is hard to come by.
Babam nadiren gece yarısından önce eve döner.Dad rarely gets back home before midnight.
Avustralya'da nadir hayvanlar var.There are rare animals in Australia.
Bizim köpek nadiren ısırır.Our dog seldom bites.
Amerika'dakilerle karşılaştırıldığında, Japon evlilikleri nadiren boşanmayla sonuçlanıyor.Compared with those in America, Japanese marriages rarely end in divorce.
Saldırılmadığı sürece bir köpek nadiren ısırır.A dog seldom bites unless it is attacked.
Emekli olur olmaz insanlar seni nadiren görmeye gelirler.People rarely come to see you once you are retired.
Fırsat kapıyı nadiren iki kez çalar.Opportunity seldom knocks twice.
Hava yüksek dağlarda nadirdir.The air is rare on high mountains.
Nadiren okuma için zaman bulabilirim.I can seldom find time for reading.
Erkek kardeşim nadiren, kırk yılda bir, kiliseye gider.My brother seldom, if ever, goes to church.
Annem gece nadiren televizyon izler.My mother seldom watches TV at night.
O mağazada nadir bir pula rastladım.I came upon a rare stamp at that store.
Ben nadiren soğuk algınlığı olurum.I rarely catch a cold.
Ben okulda onu nadiren gördüm.I rarely saw him at school.
Ben ikinci el kitapçıda nadir bir kitapla karşılaştım.I ran across a rare book in a secondhand bookstore.
Mutlu insanların ne kadar nadir olduğunu fark ettim.I realized how rare happy people were.
Sinemalara nadiren giderim.I rarely go to the movies.
Öğretmenimiz nadiren güler.Our teacher seldom laughs.
Pasif insan nadiren, kırk yılda bir, kendini ifade eder.The passive man seldom, if ever, expresses himself.
Aradığım nadir bir kitabı buldum.I found a rare book I had been looking for.
Hava raporları nadiren gerçekleşir.Weather reports rarely come true.
Kışın buraya nadiren kar yağar.It seldom snows here in winter.
Biz burada nadiren kar görürüz.We seldom have snow here.
O, nadiren, kırk yılda bir, karanlık çöktükten sonra dışarı çıkar.She seldom, if ever, goes out after dark.
Karanlıktan sonra nadiren, kırk yılda bir, dışarı çıkar.She seldom, if ever, goes out after dark.
Japonya'da büyük alanlar bulmak nadirdir.It's rare to find big yards in Japan.
Bugünlerde sabır nadir bir erdemdir.Patience is a rare virtue these days.
O, nadiren, kırk yılda bir, sinemaya gider.He seldom, if ever, goes to the movies.
Nadiren, kırk yılda bir, sinemaya gider.He seldom, if ever, goes to the movies.
Onun sinirlenmesi nadirdir.It is rare for him to get angry.
O, nadiren iyi bir ruh hali içindedir.He is rarely in a good mood.
O nadiren sözünü tutmaz.He seldom breaks his promise.
Randevularına nadiren, kırk yılda bir, geç kalır.He is rarely, if ever, late for appointments.