O, yıllar süren mutsuzluktan sonra onu boşadı.He divorced her after years of unhappiness.
Birçok mutsuzluk yıllarından sonra, o onu boşadı.She divorced him after many years of unhappiness.
Stafford'un kişisel yaşamı çoğu kez mutsuzlukla damgalanmıştı.Stafford's personal life was often marked by unhappiness.
23-25 yaş arası: Hayattan mutsuzluk ve rahatsızlık hissediliyor.Stanzas 36–55 The sense of despair and hopelessness continues.
Onun için operet çifte mutsuzlukla sona erer.The opera ends happily, with a double wedding.
Durum hastalar yönünden de mutsuzluk vericiydi.It is also an unpleasant experience for the patient.
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.It's a space where citizens can voice their discontent and show their power.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.In this case misery truly does love company.
Öyleyse, psikoanalitik psikoterapinin nihai hedefi Freud'un çağırdığı gibi olağan mutsuzluktu.So the ultimate goal of psychoanalytic psychotherapy was really what Freud called ordinary misery.
Er ya da geç hakikat ortaya çıkacak; ve sonra mutsuzluk ve ısdırap.Sooner or later the reality manifests itself; then there is misery, suffering.
Mutsuzluk içindeydi.Il était dans la misère.
Mutluluk istiyoruz ama mutsuzluk bizi hep kovalıyor.Nous sommes en quête du bonheur, le malheur nous traque.
Mutsuzluk getirir.Porte malheur.
Onun için operet çifte mutsuzlukla sona erer.L’opéra se termine avec deux contredanses.
Şair, mutsuzluk içerisinde yurdunu terk etti.La poeta se hunde en su angustia rayana en la desesperación.
Entrikalar, mutsuzluklar, boşanmalar, ayrılıklar, ölümler.Convergencias, Divergencias, Incidencias.
Mutsuzluk getirir.L'infelicità.
Şair, mutsuzluk içerisinde yurdunu terk etti.Смерть поэта прошла на родине практически незамеченной.
Stafford'un kişisel yaşamı çoğu kez mutsuzlukla damgalanmıştı.A vida pessoal de Jean Stafford foi marcada por infelicidade.
Mutsuzluk getirir.Przynosi szczęście.
Durum hastalar yönünden de mutsuzluk vericiydi.Pogarsza także jakość życia chorych.
Şair, mutsuzluk içerisinde yurdunu terk etti.Poeta podupadł na zdrowiu.
Stafford'un kişisel yaşamı çoğu kez mutsuzlukla damgalanmıştı.Staffords personliga liv kantades ofta av svårigheter.
Mutsuzluk getirir.Missnöjet tilltog.
Öykülerinde çoğunlukla yoksul ya da orta halli insanları; gündelik hayattaki küçük mutsuzlukları anlattı.Vad stora och små människor sagt eller trotts säga vid sin död.
Mutsuzluk getirir.Перешкоди щастю.
23-25 yaş arası: Hayattan mutsuzluk ve rahatsızlık hissediliyor.Живуть від 15 до 20 років в дикій природі і в неволі.
Entrikalar, mutsuzluklar, boşanmalar, ayrılıklar, ölümler.Răzvrătiri, crime, războaie, dezbinări, certuri.
Onun için operet çifte mutsuzlukla sona erer.הספר מסתיים בטרגדיה כפולה.
23-25 yaş arası: Hayattan mutsuzluk ve rahatsızlık hissediliyor.Bolniki so bili stari od 70-75 let, trpeli so za pomanjkanjem teka, hujšanjem in duševno potrtostjo.
Mutsuzluk getirir.Ta ostab õnnetu.
Bu da artan mutsuzluk anlamına geliyor.Het huidige systeem werkt steeds slechter. Groei is alleen mogelijk tegen een steeds hogere prijs.
Bu da artan mutsuzluk anlamına geliyor.システムの維持に必要な速さで 経済成長を続けることは どんなに努力しても不可能になります。
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Dalam kasus ini, penderitaan benar-benar menyukai teman.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Dans ce cas la misère aime la compagnie.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Delat elände är dubbel glädje.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Der er ikke noget der er så skidt at det ikke er godt for noget.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Ebben az esetben a nyomorúság igazán szereti a társaságot.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.En este caso se cumple aquello de que "desgracia compartida, menos sentida".
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.În acest caz mizeria chiar iubeşte compania.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.In dit geval is gedeelde smart ook echt halve smart.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.In questo caso, la miseria adora le aziende.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.이 경우, 동병상련이란 말이 딱 맞는 셈이죠.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Neste caso, a miséria adora companhia.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Niemand ist mit seinem Schmerz gerne allein, insbesondere in diesem Fall.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Takto viděno, čím větší chudoba, tím větší podnět s ní něco dělat.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Trong trường hợp này, sự bất hạnh thật sự yêu bạn đồng hành
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.W tym wypadku , nieszczęścia na prawdę chodzą parami.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.Σε αυτή την περίπτωση η αθλιότητα πραγματικά αγάπα τη συντροφιά.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.В този случай нещастието наистина не идва само.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.В цьому випадку, страждання насправді полюбляє компанію.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.В этом случае, бедность воистину любит кампанию.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.במקרה הזה - צרת רבים היא אכן חצי נחמה.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.في هذه الحالة البؤس والعناء حقا يحب الصحبة.
Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir.さて、以下のことを考えてみて下さい:
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.C'est un espace où les citoyens peuvent exprimer leur mécontentement et montrer leur pouvoir.
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.Đó là một không gian mà người dân có thể lên tiếng phản đối và thể hiện quyền lực của họ.
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.Es ist ein Raum, wo Bürgerinnen und Bürger ihren Unmut kundtun und ihre Macht zeigen können.
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.Es un espacio donde los ciudadanos pueden expresar su descontento y demostrar su poder.
Burası vatandaşların mutsuzluklarını dillendirebilecekleri ve güçlerini gösterebilecekleri bir alan.É um espaço onde os cidadãos podem dar voz ao seu descontentamento e mostrar o seu poder.