Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.E in Sud Africa, associano la felicità con il rispetto della comunità.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Et en Afrique du sud, ils associent le bonheur avec [inaudible] ou le respect de la communauté.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Iar în Africa de Sud, ei asociază fericirea cu "seriti" sau respectul comunității.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.In Zuid-Afrika associëren zij geluk met Seriti of gemeenschapsrespect.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.그리고 남아공에서는 사람들은 행복을 공동체 존중에서 연상합니다.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Og i Sydafrika, associerer de lykke med seriti, eller respekt fra samfundet.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Und in Südafrika assoziieren sie Glück mit mit [unklar] oder Respekt in der Gesellschaft.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Và ở Nam Phi (South Africa), người ta liên hệ hạnh phúc với [không nghe rõ] hay là sự tôn trọng cộng đồng.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Y en Sudáfrica asocian la felicidad con el respeto por la comunidad.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.Και στη Νότια Αφρική σχετίζουν την ευτυχία με το σερίτι και το σεβασμό από την κοινότητα
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.А в Південній Африці вони асоціюють щастя з [нечітко] або повагою спільноти.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.А в Южной Африке счастье ассоциируют с [неразборчиво] и уважением в обществе.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.В Южна Африка, хората асоциират щастието с [неясно] или общественното уважение.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.ובדרום אפריקה, הם קושרים בין אושר עם [לא ברור] או כבוד בקהילה.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.وفي جنوب أفريقيا، يرفقون السعادة مع "سوريتي" أو إحترام المجتمع.
Güney Afrika'da mutluluğun saygınlıkla ilişkili olduğunu görebiliyorlar.幸せは コミュニティで尊敬されること関連しています これはワールドカップのキャンペーンで実際に行なわれました
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.(118:122) Заступи раба Твоего ко благу его , чтобы не угнетали меня гордые.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Assicura il bene al tuo servo; non mi opprimano i superbi
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Berjanjilah bahwa Engkau akan menolong aku, jangan biarkan aku ditindas orang-orang angkuh
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Daj záruku za svojho služobníka na jeho dobré, aby ma neutláčali pyšní.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Fica por fiador do teu servo para o bem; não me oprimem os soberbos.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Gå i borgen for din tjener, forat det kan gå ham vel! La ikke de overmodige undertrykke mig!
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Gå i Borgen for din Tjener, lad ikke de frække trænge mig!
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Ia supt ocrotirea Ta binele robului Tău, şi nu mă lăsa apăsat de nişte îngîmfaţi!
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.주의 종을 보증하사 복을 얻게 하시고 교만한 자가 나를 압박하지 못하게 하소서
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Légy kezes a te szolgádért az õ javára, hogy a kevélyek el ne nyomjanak engem.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Ole palvelijasi puolusmies hänen parhaaksensa, älä salli julkeain minua sortaa.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Porok bodi hlapcu svojemu na dobro; naj me ne zatirajo prevzetni.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Prends sous ta garantie le bien de ton serviteur, Ne me laisse pas opprimer par des orgueilleux!
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Sé fiador de tu siervo para bien; no me hagan violencia los orgullosos
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Stelt U Zich garant voor mij en zorg ervoor dat ongelovigen mij niet achtervolgen.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Tag dig an din tjänares sak, och låt det gå honom väl; låt icke de fräcka förtrycka mig.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Vertritt du deinen Knecht und tröste ihn; mögen mir die Stolzen nicht Gewalt tun.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Xin Chúa làm Ðấng bảo lãnh cho kẻ tử tế Chúa được phước; Chớ để kẻ kiêu ngạo hà hiếp tôi.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Xin_Chúa làm Ðấng bảo_lãnh cho kẻ tử_tế Chúa được phước ; Chớ để kẻ kiêu_ngạo hà_hiếp tôi .
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Zastąp sam sługę twego ku dobremu, aby mię hardzi nie potłoczyli.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Zastup sám služebníka svého k dobrému, tak aby mne pyšní nepotlačili.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Γενου εγγυητης του δουλου σου εις καλον ας μη με καταθλιψωσιν οι υπερηφανοι.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.Стани поръчител на слугата Си за добро; Не оставяй горделивите да ме угнетяват.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.ערב עבדך לטוב אל יעשקני זדים׃
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.كن ضامن عبدك للخير لكيلا يظلمني المستكبرون.
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.求 你 為 僕 人 作 保 、 使 我 得 好 處 . 不 容 驕 傲 人 欺 壓 我
Güven altına al kulunun mutluluğunu, Baskı yapmasın bana küstahlar.求 你 為僕 人 作保 、 使 我 得好處 . 不 容驕 傲人 欺壓我
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Noi viviamo la nostra vita ricercando la felicità "li fuori", come se fosse una merce.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.On vit sa vie à la poursuite du bonheur "qui se trouve quelque part," comme s'il s'agissait d'un produit.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Úgy élünk, hogy a boldogságot "ott kint" keressük, mint egy árucikket.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Vi lever våra liv och jagar lyckan "där ute" som om den vore en sak.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Vivimos nuestras vidas buscando la felicidad "allá afuera" como si fuera una mercancía.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Wir leben unser Leben und verfolgen das Glück "da draußen" als wäre es eine Ware.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Žijeme naše životy v honu za štěstím "tam někde" jako kdyby to bylo zboží.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Żyjemy, poszukując szczęścia "tam" jakby było towarem.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Ζούμε τη ζωή μας να επιδιώκουν την ευτυχία "εκεί έξω" σαν να είναι εμπόρευμα.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Мы живём в поисках счастья во внешнем мире, как будто это товар.
Hayatlarımızı mutluluğu "dışarıda" arayarak yaşıyoruz, mutluluk sanki bir eşyaymış gibi.Ние живеем, преследвайки щастието "там отвън", сякаш то е някаква стока.
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.Căutarea fericirii este obligatorie
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.Điểm đầu tiên tôi muốn nói là theo đuổi hạnh phúc là việc bắt buộc
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.Il mio primo punto è che la ricerca della felicità è d'obbligo.
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.저의 첫번째 요점은 행복의 추구는 의무적이라는 것입니다
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.Mein erster Punkt: Das Streben nach Glück ist Pflicht.
İlk ana fikrim mutluluğu aramanin bir zorunluluk olduğudur.Mijn eerste punt is dat het najagen van geluk verplicht is.