George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.George III has been unfairly maligned by historians.
O her zaman kötü muameleden şikayetçi.He is always complaining of ill treatment.
Ona düşmanlarının elinde kötü muamele edildi.He was badly treated at the hands of his enemies.
Haksız şekilde muamele edilmekten şikâyet etti.He complained that he was unfairly treated.
Haksız biçimde muamele edilmekten şikâyet etti.He complained of having been treated unfairly.
O bir yönetmen ve böyle muamele edilmelidir.He is a director, and should be treated as such.
O yaşlı bir adam ve o biçimde muamele edilmelidir.He is an old man and should be treated as such.
Böylesine bir muameleye katlanmazlar.They will not stand for such treatment.
Bu paket özel muamele gerektirir.This package requires special treatment.
Brezilya'da yabancı gibi muamele ediliyorum.I'm treated as a foreigner in Brazil.
Tom'a kesinlikle haksız muamele gördü.Tom definitely got a raw deal.
İnsanlara cinsiyetlerine göre farklı muamele yapmamalısın.You should not discriminate against people based on their gender.
Özel bir muamele istemiyorum.I don't want any special treatment.
Onlar bana kötü muamele etmedi.They didn't mistreat me.
Saygıyla muamele görmeyi hak ediyorum.I deserve to be treated with respect.
Bir çocuk gibi muamele görmekten bıktım.I'm tired of being treated like a child.
Özel muamele beklemiyorum.I'm not expecting special treatment.
Böyle çocukça bir şekilde hareket edersen, o zaman çocuk olarak muamele görürsün.If you act in such a childish way, then you will be treated as child.
Bir müşteriye iyi muamele ederseniz, ömür boyu bir müşteri olacaktır.If you treat a customer well, he'll be a customer for life.
Tom bana çocuk muamelesi yapıyor.Tom treats me like a child.
Özel bir muameleyi ne bekliyorum ne de ihtiyacım var.I neither expect nor require any special treatment.
Tom bana soğuk muamele yaptı.Tom gave me the cold shoulder.
Sana bir istisna yapsam, aynı muameleyi herkes bekleyecektir.If I make an exception for you, everyone will expect the same treatment.
Bize adil muamele ediliyor.We're being treated fairly.
Bana çocuk muamelesi yapıyorlar.They treat me like a child.
Özel muamele görmeyi beklemiyorum.I expect no special treatment.
Herhangi bir özel muamele beklemiyorum.I don't expect any special treatment.
Sen ona kötü muamele ettin.You mistreated her.
Tom'a berbat bir şekilde muamele edilmişti.Tom was treated terribly.
Kadınlar farklı muamele görür.Women are treated differently.
Tom daha iyi muamele edilmeyi hak ediyor.Tom deserves to be treated better.
Tom kendisine kötü muamele yapıldığını düşünüyor mu?Does Tom think he's been treated badly?
Tom adil bir muamele görmedi.Tom wasn't treated fairly.
Sami güzel bir kadına nasıl muamele edileceğini biliyordu.Sami knew how to treat a beautiful woman.
Hayvanlara insan muamelesi yapma!Don't personify animals!
Çocuk muamelesi görmeye itiraz etti.He objected to being treated like a child.
Çocuk muamelesi gördüm.I was treated like a child.
Kimse böyle bir muameleyi hak etmez.No one deserves to be treated like that.
Tom bir sanatçı ustalığıyla oral muamele yapıyor.Tom is very good at tongue fu.
İtiraz ettiğim şey, bana aşağılık muamelesi yapman.What I object to is that you treat me like an inferior.
Putin uluslararası arenada cüzzamlı muamelesi görecek.Putin will be a pariah on the international stage.
Rust, Sovyet hapishanesinde kendisine iyi muamele edildiğini bildirdi.He reported that he had been treated well in the Soviet prison.
Ardından kadınlar, kadınların bu kötü muameleden nasıl kurtulacağını tartıştılar.The demons left behind them the women who, like them, were part of the evil creation.
Şimdilik onlara güzel muamele et.Be steadfastly righteous!
Evli kadınlar fiziksel istismar dahil olmak üzere, kocaları tarafından kötü muamele gördüler.Married women were often subject to mistreatment by their husbands, including physical abuse.
Başkalarına karşı gösterdiği muamele çok kere şiddet gösterici ve kalp kırıcı idi.His treatment of others was often violent and heartbreaking.
Üçüncü Cenevre Sözleşmesi harp esirlerine yapılacak muameleye ilişkin sözleşme.The Third Geneva Convention concerns the treatment of prisoners of war.
"Çocukluk Kötü Muamele Erken Yetişkinlik döneminde Kişilik Bozuklukları için Riskini Artırır"."Childhood Maltreatment Increases Risk for Personality Disorders During Early Adulthood".
Karbondioksit, muameleden sonra çıkarılabilir ve tekrar doldurulabilir.The carbon dioxide may be removed and replenished after treatment.
Sno-ball genellikle kabaca Mart - Ekim ayları arasında satıldığından mevsimsel bir muameledir.Sno-balls are a seasonal treat as they are generally sold only from roughly March to October.
Hindistan'da laiklik, bütün dinlerin devlet tarafından eşit bir şekilde muamele görmesi demektir.Secularism in India means equal treatment of all religions by the state.
Suudi Arabistan bir İslam devleti olarak Müslümanlar için tercihli muamelede bulunmaktadır.As an Islamic state, Saudi Arabia gives preferential treatment for Muslims.
Çok kötü muamelelere tabi tutuldular.They were treated particularly badly.
Birçok yüksek rütbe polisini kötü muamelesiyle suçladı.Many blamed him for his poor handling of the situation.
VPİ altında, kül, lav, lav bombaları ve ignimbrite benzer şekilde muamele edilmektedir.Under the VEI, ash, lava, lava bombs, and ignimbrite are all treated alike.
Şorbet ise meyve, şurup ve buzdan yapılmış donmuş bir muameledir.Sorbet is a frozen treat made from fruit, syrup and ice.
John Dewey’in başını çektiği birçok aydın kendisine yapılan muameleyi protesto etti.Many intellectuals, led by John Dewey, protested at his treatment.
Muamele vergisi, gelirin harcanması sırasında alınan vergidir.For example, the obligation to pay a tax on income takes place when income is earned.
Diğer asit bazlı katalizörler de asitle muamele edilmiş montmorillonit killer kullanmaktadır.Other acid-based catalysts use acid-treated montmorillonite clays.
ABD silahlı kuvvetleri savaş esirlerine savaş hukukunca yasaklanan muamelelerde bulunmuştur.In response, American forces reinforced security procedures for dealing with prisoners of war.