Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi sözdinlemezliğin tutsağı kıldı.因 為 神 將 眾 人 都 圈 在 不 順 服 之 中 、 特 意 要 憐 恤 眾 人
Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi sözdinlemezliğin tutsağı kıldı.因 為神將眾 人 都 圈 在 不 順服 之中 、 特意 要 憐恤眾人
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Ainsi donc, cela ne dépend ni de celui qui veut, ni de celui qui court, mais de Dieu qui fait miséricorde.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Alltså beror det icke på någon människas vilja eller strävan, utan på Guds barmhärtighet.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Altså står det ikke til den, som vil, ej heller til den, som løber, men til Gud, som er barmhjertig.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Annakokáért tehát nem azé, a ki akarja, sem nem azé, a ki fut, hanem a könyörülõ Istené.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.A przetoż nie zależy na tym co chce, ani na tym, co bieży, ale na Bogu, który się zmiłowywa.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Aşa dar, nu atîrnă nici de cine vrea, nici de cine aleargă, ci de Dumnezeu care are milă.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Assim, pois, isto não depende do que quer, nem do que corre, mas de Deus que usa de misericórdia.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.A tak tedy neníť vyvolování na tom, jenž chce, ani na tom, jenž běží, ale na Bohu, jenž se smilovává.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.그런즉 원하는 자로 말미암음도 아니요 달음박질하는 자로 말미암음도 아니요 오직 긍휼히 여기시는 하나님으로 말미암음이니라
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Niin se ei siis ole sen vallassa, joka tahtoo, eikä sen, joka juoksee, vaan Jumalan, joka on armollinen.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Por lo tanto, no depende del que quiere ni del que corre, sino de Dios quien tiene misericordia
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Quindi non dipende dalla volontà né dagli sforzi dell'uomo, ma da Dio che usa misericordia
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Så står det da ikke til den som vil, heller ikke til den som løper, men til Gud, som gjør miskunnhet.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.So liegt es nun nicht an jemandes Wollen oder Laufen, sondern an Gottes Erbarmen.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Tak tedy nie je to vecou toho, kto chce, ani toho, kto beží, ale vecou Boha, ktorý sa zmilováva.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.To torej ni v moči tega, ki hoče, ne tega, ki se trudi [Dobesedno: ki teče.], ampak Boga, ki je milosten.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Vậy điều đó chẳng phải bởi người nào ao ước hay người nào bôn ba mà được, bèn là bởi Ðức Chúa Trời thương xót.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Αρα λοιπον δεν ειναι του θελοντος ουδε του τρεχοντος, αλλα του ελεουντος Θεου.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Итак помилование зависит не от желающего и не от подвизающегося, но от Бога милующего.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.Тим же воно нї від того, хто хоче, нї від того, хто біжить, а від милуючого Бога.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.ועל כן אין הדבר לא ביד הרצה ולא ביד הרץ כי אם ביד האלהים המרחם׃
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.فاذا ليس لمن يشاء ولا لمن يسعى بل للّه الذي يرحم.
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.據 此 看 來 、 這 不 在 乎 那 定 意 的 、 也 不 在 乎 那 奔 跑 的 、 只 在 乎 發 憐 憫 的 神
Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır.據此 看來 、 這不在乎 那 定意 的 、 也 不 在乎 那 奔跑 的 、 只 在 乎發憐憫 的 神
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Al maestro del coro. Salmo. Di Davide
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Az éneklõmesternek; Dávid zsoltára;
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.För sångmästaren; en psalm av David,
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.하나님이여 주의 인자를 좇아 나를 긍휼히 여기시며 주의 많은 자비를 좇아 내 죄과를 도말하소서
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Náčelníkovi speváckeho sboru. Žalm Dávidov.
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Přednímu z kantorů, žalm Davidův,
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.(Przedniejszemu śpiewakowi psalm Dawidowy.) -
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Til sangmesteren; en salme av David,
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.Veisuunjohtajalle; Daavidin virsi,
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.למנצח מזמור לדוד בבוא אליו נתן הנביא כאשר בא אל בת שבע חנני אלהים כחסדך כרב רחמיך מחה פשעי׃
Ey Tanrı, lütfet bana, Sevgin uğruna; Sil isyanlarımı, Sınırsız merhametin uğruna.〔 大衛與拔 示巴 同室 以 後 、 先知 拿 單來見 他 . 他 作這詩 、 交與 伶長 。 〕 神阿 、 求 你 按 你 的 慈愛 憐恤 我 、 按 你 豐盛 的 慈悲 塗 抹 我 的 過犯
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Ale samozrejme, myslím, že kľúčom k záchrane sveta, kľúčom k súcitu, je fakt, že je to zábavnejšie.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Dar desigur, cred că cheia salvării omenirii, cheia compasiunii, este mai multă plăcere.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.De persze, szerintem a kulcs a világ megmentéséhez, a kulcs az együttérzéshez az, hogy az egész jó móka.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.세상을 구제하고 자비심이 동하는 열쇠가 됨은 물론이고 신명나는 일입니다.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Men visst, jag tror att nyckeln till att rädda världen, nyckeln är medkänsla, det är att det är roligare.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.O que é virtude? Mas acho que a chave para salvar o mundo, a chave para a compaixão, é que é mais divertida.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Pero claro, creo que la clave para salvar el mundo, la clave de la compasión, es que sea mucho más divertido.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Tentu saja, saya pikir kunci untuk menyelamatkan dunia. kunci untuk belas kasih, lebih menyenangkan.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Wat is deugd? De sleutel om de wereld te redden. De sleutel tot mededogen is dat het plezieriger is.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Але взагалі, я думаю, що ключ до врятування світу, ключ до співчуття, це не що інше, як задоволення.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Но конечно, я считаю, что ключ к спасению мира, ключ к состраданию, это то, что бы было больше веселия.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.Но, разбира се, смятам, че ключът към спасението на света - ключът към състраданието - е да е по-забавно.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.אך כמובן, אני חושב שהמפתח להצלת העולם, המפתח לחמלה, זה שזה יותר מהנה.
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.ولكن بالطبع, اعتقد ان الحل لانقاذ العالم, الطريق للتعاطف هو أنه أكثر متعة
Fakat tabi ki, bence dünyayı kurtarmanın sırrı, merhametin sırrı, aslında daha eğlenceli olmasıdır.それがより楽しいということだと思います。 楽しんですべきなのです。寛大なのは楽しいものです。それが鍵です。
İsa'nın merhametini tattığını söyle.Di che è stata una grazia in nome di Gesù
İsa'nın merhametini tattığını söyle.В името на Исус!
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.A co je fascinující, je to, že soucítění má nepřátele, kterými jsou věci jako litování, pohoršení, strach.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.아주 흥미로운 점은 연민의 감정이 생기는 걸 방해하는 것이 있다는 점입니다 그런 적들은 이를 테면, 동정이나
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.O que é fascinante é que a compaixão tem inimigos, e esses inimigos são coisas como a pena, fúria moral, medo.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.А що ще більш захопливо - співчуття має ворогів, і ці вороги - це жалість, обурення, страх.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.Невероятно е, че състраданието има врагове. Сред тези врагове са съжалението, моралната жестокост и страха.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.ומה שמרתקת היא העובדה שלחמלה יש אויבים, והאויבים הללו הם דברים כמו רחמים,