Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice sah rings um den Tisch, aber es war nichts drauf, sondern Tee.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice sa všetci okolo stola, ale nič na tom ale čaj.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice se všichni kolem stolu, ale nic na tom ale čaj.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice si guardò intorno alla tavola, ma non c'è nulla, ma il tè.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice terlihat semua bulat meja, tapi tidak ada di atasnya tetapi teh.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice uită toţi în jurul mesei, dar nu era nimic pe ea, dar ceai.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alicia miró por toda la mesa, pero no había nada en él, pero el té.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.앨리스는 모든 둥근에게 테이블을 보였지만,하지만 티에 아무것도 없었다.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Αλίκη κοίταξε όλο το τραπέζι, αλλά δεν υπήρχε τίποτα πάνω του, αλλά τσάι.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Алиса посмотрела вокруг стола, но не было ничего, кроме чая.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Алис погледна всички около масата, но нямаше нищо за него, но чай.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Аліса подивилася навколо столу, але не було нічого, окрім чаю.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.אליס הביטה סביב השולחן, אבל לא היה שום דבר על זה אבל תה.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.أليس يتطلع كل جولة على الطاولة ، ولكن لم يكن هناك شيء على ذلك ، ولكن الشاي.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu."私はどんなワインが表示されていない、と彼女は述べた。 'は任意がありません、"三月うさぎ。
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Arrivò sul tavolo aveva un colore bianco brillante, quasi scintillante.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.A venit la masă într-o culoară albă, luminoasă, aproape sclipitoare.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Den serverades klar, nästan skimrande, vit.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Donesli nám ji ke stolu, měla krásnou, skoro zářivou, bílou barvu.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Em được bưng ra bàn một màu trắng tươi, gần như lung linh.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Er kam auf den Tisch mit einer hellen, fast schimmernden weißen Farbe.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Hij kwam ter tafel, een heldere, bijna glanzende, witte kleur.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Ikan itu datang ke meja berwarna putih terang dan hampir berkilauan.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Il est arrivé sur la table avec Une couleur blanche brillante, presque chatoyante.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.테이블에 등장한 그 생선은 환하고 반짝거리는 흰빛을 띄고 있었죠.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Ok... amikor az asztalhoz ért, fényes fehérben csillogott.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Przybyła na stół jasna, niemal błyszcząca, biała.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Veio para a mesa com uma cor branca viva, quase brilhante.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Vino a la mesa de un color blanco, claro, y casi reluciente.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Έφτασε στο τραπέζι με ένα φωτεινό, σχεδόν στραφταλιστό άσπρο χρώμα.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Дойде рибата на масата. Светъл, почти искрящо бял цвят.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.Она появилась на столе, яркая, почти мерцающая, белого цвета.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.הוא הגיע לשולחן בצבע לבן נוצץ, כמעט בוהק.
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.وقد جاءت الى طاولة الطعام براقة , تكاد تومض , بحلة بيضاء
Balık masaya geldi, parlak, neredeyse parıldayan beyaz bir renk.白身で 光輝くよう シェフが熱を通しすぎてた
Başka bir ipucu daha: Masaya sadece ihtiyacınız olan şeyleri koyun.Ecco un altro suggerimento: apparecchiate solo con il necessario.
Başka bir ipucu daha: Masaya sadece ihtiyacınız olan şeyleri koyun.Este es otro consejo: pongan la mesa solo con lo que necesiten.
Başka bir ipucu daha: Masaya sadece ihtiyacınız olan şeyleri koyun.Voici une autre astuce : ne mettez la table qu'avec ce dont vous aurez besoin.
Başka bir ipucu daha: Masaya sadece ihtiyacınız olan şeyleri koyun.Важное замечание: кладите на стол только те приборы, которыми будете пользоваться.
Başka bir ipucu daha: Masaya sadece ihtiyacınız olan şeyleri koyun.Ще одна порада: кладіть на стіл лише те, що знадобиться.
Ben de o masaya oturmak istiyorum.Chci se k tomu stolu posadit. Samozřejmě je zde celá škála pocitů zobrazených postav.
Ben de o masaya oturmak istiyorum.이 저녁식사에 합류하고 싶을 정도네요 그리고 그림 속의 인물들의 복잡한 심경들도
Ben de o masaya oturmak istiyorum.Yo quisiera estar en esa mesa... Desde luego, están todas las emociones tan complejas de las figuras,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,11살인 절 앉혀놓고, 저의 양부모님은
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,A nevelőanyám leültetett az asztalhoz, s ezt mondta nekem:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Họ bắt tôi ngồi vào bàn, mẹ nuôi tôi nói với tôi rằng,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Ils m'ont fait assoir à la table, ma mère d'accueil, et elle m'adit,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Me sentaron en una mesa, mi madre de acogida, y me dijo:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Mia madre affidataria mi fece sedere a un tavolo e mi disse,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Mijn pleegmoeder zette mij aan tafel en zei tegen me:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Moja przybrana mama zapytała:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Sentaram-me à mesa e a minha mãe adotiva disse-me: "Tu não nos amas, pois não?"
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Sie setzten mich an einen Tisch, meine Pflegemutter, und sie sagte zu mir,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Καθίσαμε στο τραπέζι και η θετή μου μητέρα μου είπε,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Они усадили меня за стол, и моя приёмная мать сказала мне:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,Приемната ми майка ме сложи да седна на една маса и ми каза:
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,הם הושיבו אותי אל השולחן, ואם האומנה שלי אמרה לי,
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,أجلساني على الطاولة وقالت لي أمي بالتبني
Beni bir masaya oturttular, koruyucu annem bana dedi ki,「私達を愛していないでしょう?」 11歳の時でした
Ben onlara "Gelin, masaya oturun" dedim.E gli ho detto qualcosa come "Prendete posto al tavolo, su, sedete qui."