Ercüment ölünce masaya oturmuştur.Dla stołka zabiję się.
17 Eylül 1978 tarihinde ABD'nin ara buluculuğunda İsrail'le masaya oturarak, Camp David Sözleşmesini imzaladı.17 września 1978 obydwa państwa podpisały w Camp David w USA przełomowe Porozumienie z Camp David.
Tom kartlarını masaya koydu.Tom położył swoje karty na stole.
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.Fyllning strös på degen.
Bu çalışmasında işletmeleri masaya yatırdı.Голову при цьому вкладають на столик.
Lippert, masaya bir tabanca koydu ve onu kullanması için kendisine on dakika süre verdi.Ліпперт залишив йому пістолет і заявив, що у Ернста є 10 хвилин, на те, щоб ним скористатися.
O, masaya bir paket sigara bıraktı.Він залишив пачку цигарок на столі.
Masaya otuduktan sonra yan masada kavga eden bir çift görür ve kendi ailesi aklına gelir.Na protějším nástupišti vidí mladý pár, jak se hádá.
Bu çalışmasında işletmeleri masaya yatırdı.Vyložit karty na stůl.
En güçlü beşli kombinasyonu oluşturmayı başaran oyuncu, masaya konulan tüm fişleri/paraları kazanır.Hráč s nejsilnější kombinaci vyhrává Pot (celková částka na stole).
Sonraları ise masaya oturmuştur.După aceea se intră la masă.
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.Juoma kaadetaan korkeaan lasiin.
Almanlar, İngiltere'nin masaya oturacağından emindi ama bu bir türlü gerçekleşmiyordu.Britit pelkäsivät saksalaisten hyökkäystä, mutta sitä ei tullut.
Maçtan sonra Viktor'a masaya doğru 3D yaptılar.Στον αγώνα, οι 3-D έριξαν τον Αμπύς σε ένα φλεγόμενο τραπέζι.
Onu masaya bırak.Læg den på bordet.
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.Sesudah tali sampannya lepas, dikayuhnya sampannya perlahan.
Bir masaya tek başına oturup çay ve tarçınlı çörek ısmarlar.Tiap malam jum’at diberi sesajen berupa wedang gula dan wedang kopi.
Bir masaya tek başına oturup çay ve tarçınlı çörek ısmarlar.Tham quan khách nhận được ngấm trà và được phục vụ trái cây hoặc bánh tự làm.
Almanlar, İngiltere'nin masaya oturacağından emindi ama bu bir türlü gerçekleşmiyordu.イギリス軍はドイツの侵攻のいかなる危険にも事前に対処することになっていたが、実際に計画されることはなかった。
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.カクテルグラスに注ぐ。
Sonraları ise masaya oturmuştur.もちろん、そのまま食卓にも並ぶ。
Bir masaya tek başına oturup çay ve tarçınlı çörek ısmarlar.茶処 営業時なら茶や団子などを注文できる。
Kitabı masaya bırak.テーブルの上に本を置きなさい。
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.饮用时慢慢倾斜将酒倒入杯中。
Her ikisinde de Dr. Gachet masaya oturmuş, başını sağ eline yaslamış pozisyondadır.두 그림 모두 폴 가셰 박사가 오른쪽 팔에 머리를 괘고 몸을 기울여 탁자에 앉아 있다.
Her ikisinde de Dr. Gachet masaya oturmuş, başını sağ eline yaslamış pozisyondadır.שתי היצירות מתארות את ד"ר גאשה כשהוא ישוב לצד שולחן, והוא משעין את ראשו על ידו הימנית.
Kay ve Royce, Cross'a yorumcu masasının yakın bir masaya Double Suplex yaptı.קיי ורויס ביצעו סופלקס משותף על קרוס על שולחן שהיה קרוב לשולחן השדרנים.
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.Чаят се налива в чашите винаги през цедка.
Sonraları ise masaya oturmuştur.Двамата мъже сядат на масата.
Her ikisinde de Dr. Gachet masaya oturmuş, başını sağ eline yaslamış pozisyondadır.Dr. Gachet je naslikan kako sjedi za stolom naslonjen desnim laktom na nj i pridržavajući desnom rukom glavu.
Bardağı yavaşça masaya bıraktım.Ova naljepnica se zatim lijepi na šalicu.
Masaya soldan sağa baktığınızda şu serimi görebilirsiniz: Langırt stratejileri çok çeşitlidir.Gledajući s lijeve na desnu stranu stola, vide se: Strategija varira od jednog do drugog igrača.
Bu çalışmasında işletmeleri masaya yatırdı.Djeca su nas posluživala za stolom.
Sonraları ise masaya oturmuştur.Zajedno su sjeli za stol.
Ayaklar masaya doğru uzatılarak ısınılırdı.Lopatice se nogama pričvršćuju za kućište.
Bu çalışmasında işletmeleri masaya yatırdı.Túto skupinu musí hneď vyložiť na stôl.
Almanlar, İngiltere'nin masaya oturacağından emindi ama bu bir türlü gerçekleşmiyordu.Vokiečiai tikėjosi, kad sąjungininkai Vokietijos per daug griežtai nenubaus, tačiau išėjo kitaip.
Oyun bittiğinde, masaya en çok seriyi açmış olan oyuncu oyunun galibi olur.Kai baigia kariauti kariaujantys žaidėjai, laimėtoju tampa didžiausio rango kortą ant stalo padėjęs žaidėjas.
Bu çalışmasında işletmeleri masaya yatırdı.Būdavo pastatomos ant stalo.
Lippert, masaya bir tabanca koydu ve onu kullanması için kendisine on dakika süre verdi.Kambris ulatasid nad Röhmile laetud Browning püstoli ja andsid talle 10 minutit enesetapuks.
Acil.' Tamam... Ve sonra mesajı karısının baş ucundaki masaya bıraktı.Это важно!" Ок.
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekIsän vieressä itsekin jännitystä, osaksi makuuhuone.
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerek그녀의 울음에 맞게 의해 흔들리고 동생은, 그녀의 작은 주먹으로 테이블을 만들어 놨어
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekOtec, vedle sebe v jeho vzrušení, do ložnice.
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekSiostra, wstrząśnięty jej pasuje płacz, wbity na stole z jej małe pięści,
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekСестра, вражений її плач за потрібне, стукав по столу її крихітні кулаки,
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekСестра, потрясенный ее плач нужным, стучал по столу ее крошечные кулаки,
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekהאחות, מזועזע להתאים אותה בוכה, דפק על השולחן באגרופיה הזעירים,
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekقصفت الشقيقة ، هزتها ياقتها البكاء ، على الطاولة بقبضة اليد لها صغيرة ،
Ağlayarak uyum sarsıldı kız kardeşi, onu küçük yumruklarını masaya dövülerekとグレゴールは、誰がドアを閉めて考えもしなかったことに怒り、すべてこの時点でhissedと
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice katseli kaikki pöydän ympärillä, mutta ei tule mitään sitä vaan teetä.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice keek al rond de tafel, maar er was niets aan het maar thee.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice kiggede alle rundt om bordet, men der var intet på det, men te.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice nézett körül az asztalon, de nem volt semmi, de tea.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice nhìn tất cả các vòng bảng, nhưng không có gì trên đó nhưng trà.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice olhou em volta da mesa, mas não havia nada sobre ela, mas chá.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice pogledal vse okroglo mizo, vendar ni bilo nič na njej, ampak čaj.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice regarda tout autour de la table, mais il n'y avait rien sur elle, mais le thé.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice rozejrzała się wokół stołu, ale nie było nic, ale herbaty.
Alice tüm yuvarlak masaya baktı, ama ama çay hiçbir şey yoktu.Alice såg runt bordet, men det fanns inget på det men te.