Hayır, biz mahrum olduk.Indeed, we have been deprived of the fruits of our labour."
Hayır dediler, biz mahrum olup gitmişiz.No. In fact we have been deprived of it."
"Doğrusu mahrum bırakıldık biz."Indeed, we have been deprived of the fruits of our labour."
Biz mahrum edilenleriz."In fact we have been deprived of it."
Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.Surely God does not like the traitors who deny the truth.
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!No. In fact we have been deprived of it."
Saile ve mahruma(vermek için).For the needy and those dispossessed,
Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır.Therefore they will be screened off from their Lord that day,
"Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).No. In fact we have been deprived of it."
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.Therefore they will be screened off from their Lord that day,
Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkûm olduk.” derdiniz.Indeed, we have been deprived of the fruits of our labour."
Bu, cezasız kalmayacak. Onlar, o gün Rab'lerini görmekten mahrum kalacaklardır.Therefore they will be screened off from their Lord that day,
"Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."“In fact, we are unfortunate.”
Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."And in calling on Thee, my Lord, I have never been hitherto unprosperous.
Ya Rabbî, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım.”And in calling on Thee, my Lord, I have never been hitherto unprosperous.
Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır.Verily on that Day from their Lord they will be shut Out.
Bu insanlar 9 ile 14 Mayıs arasında özgürlüklerinden mahrum edildiler.These people were deprived of their freedom from May 9 to 14.
CCP vatandaşları seçme hakkından, konuşma ve dini inanç özgürlüğünden mahrum bırakmıştır.The CCP has deprived citizens of the rights to election, free speech and religious belief.
Sejdiu, hükümetin bir kalkınma stratejisinden mahrum olduğunu iddia etti.The government, he alleged, lacks a development strategy.
Kötü haber, yaşlı Sırpların 1990'ların mahrumiyetlerini unutmaya çalıştıkları bir dönemde geldi.The bad news comes as elderly Serbians try to forget the deprivations of the 1990s.
Kandırılmış kölelerin özgür doğmuş kadınları zevklerinden mahrum etmeleri doğru değil.It is not meet that tricked-out slaves should rob free-born women of their pleasures.
Kadınlar örgün eğitimden mahrum bırakıldı ve genellikle evde kalmaya zorlandı.Women were denied formal education[1] and usually forced to stay at home.
2015 yılında Shlosberg, mahkeme ve milletvekillerinin oyu ile yetkisinden mahrum edildi.In 2015, Shlosberg was deprived of authority by a court and by vote of fellow deputies.
Yerel bir gazete haberi "Dünya cüretkar bir kişilikten mahrum kaldı" başlığı ile verdi.The local newspaper headlined the story with "The world has been robbed of a daring personality."
Sovyet Yüksek Başkanlığı yalnızca bir kişiyi bu unvandan mahrum etmiştir.Nur das Präsidium des Obersten Sowjets konnte einer Person diesen Titel wieder entziehen.
Gündüz kelebeklerinin duyargaları (anten) çıplak olduğundan bu hassaslıktan mahrumdurlar.Doch unter der Last des Alltags will ihn niemand anhören.
Temel olarak aile bakımıı ve korunmasından mahrumdurlar.Vorrangig ist für alle das Überleben und der Schutz der Familie.
İşbaşına gelen yönetimlerin ilgisinden hep mahrum bırakılmıştır.Nach und nach befreit er die Freunde seines Vaters, die als Verschwörer ebenfalls festgesetzt worden waren.
Sovyet Yüksek Başkanlığı yalnızca bir kişiyi bu unvandan mahrum etmiştir.Seul le Præsidium du Soviet suprême de l'Union soviétique avait le pouvoir de priver une personne de ce titre.
Fakat kral, oğlunu ilk savaş ganimetinden mahrum bırakmak istemeyerek bu isteği reddeder.Mais le roi refuse de prendre la Dague des mains de son fils, car il s'agit de son premier butin de guerre.
Evliliğinin feshedilmesi Effie'yi bazı sosyal aktivitelerden mahrum bıraktı.L'annulation de son mariage avec Ruskin fit déchoir Effie Gray de son rang social.
Temel olarak aile bakımıı ve korunmasından mahrumdurlar.Par principe, ils sont placés sous l'autorité et la protection de leurs parents.
Bu mahrumiyet onu delirtti.Sa défiguration le rend fou.
28 yıl süren bu uzun mahrumiyet yıllarında ailesi genişlemekle beraber kayıplar da yaşanmıştır.Cette longévité politique de 28 ans couvre exactement la période de ses responsabilités syndicales nationales.
Bu mahrumiyet onu delirtti.El furor me ha enloquecido.
Bir yıl sonra, Alessandro Petacchi kendisinin 2007 yılı yarış sonuçlarından mahrum bırakıldı.«El TAS sanciona con un año a Alessandro Petacchi por su positivo en el Giro de 2007».
28 yıl süren bu uzun mahrumiyet yıllarında ailesi genişlemekle beraber kayıplar da yaşanmıştır.Sin embargo, fue hace 28 millones de años cuando la familia alcanzó mayor diversidad.
Savaş onları mutluluklarından mahrum etti.La guerra li ha privati della felicità.
Bu mahrumiyet onu delirtti.È questo pensiero a farlo impazzire.
28 yıl süren bu uzun mahrumiyet yıllarında ailesi genişlemekle beraber kayıplar da yaşanmıştır.60 anni sempre con la stessa società.
Başakşehir ilçesinin en az hizmet götürülmüş ve en mahrum kalmış mahallesidir.L'albergo gli fornisce la camera peggiore e il servizio più scadente.
Bu kadın eğer bir erkek evlat doğurursa Charles amcasının mirasından ve unvanından mahrum kalacaktır.Suo zio si sposa e ha un figlio, e questo priva definitivamente Charles dell'eredità.
Sovyet Yüksek Başkanlığı yalnızca bir kişiyi bu unvandan mahrum etmiştir.Solo il Presidium del Soviet Supremo dell'URSS aveva il potere di privare una persona del titolo.
Romanyotların kendilerine ait bir Hahambaşısı bulunurken Sefaradlar bu ayrıcalıktan mahrum kaldılar.Cercando di rendere pari le chance di ogni combattente, i Romani dosavano questi vantaggi e questi svantaggi.
Trafik kazası, genç adamı görme yeteneğinden mahrum etti.ДТП лишило молодого человека зрения.
O, medeni haklarından mahrum edildi.Он был лишён своих гражданских прав.
Evliliğinin feshedilmesi Effie'yi bazı sosyal aktivitelerden mahrum bıraktı.Развод препятствовал Эффи во многих общественных функциях.
Temel olarak aile bakımıı ve korunmasından mahrumdurlar.Однако ей всё ещё необходима защита и забота.
Humbert evlenmeyi kabul etmediği takdirde Lolita'yı görmekten mahrum kalacağından bu evliliği kabul eder.Гумберт решает жениться на ней, чтобы иметь возможность видеть Лолиту.
Bhutan yıllarca çağdaş iletişimden mahrum kaldı.На протяжении многих лет в Бутане не было собственных средств связи.
Sextus Pompeius Octavianus'u Akdeniz'deki hububat sevkiyatından İtalya'yı mahrum bırakmakla tehdit etti.هدد سكستوس بومبيوس أوكتافيان في إيطاليا بمنع نقل شحنات الحبوب عبر البحر الأبيض المتوسط إلى شبه الجزيرة.
İsyanı başlatan muhalefet ise herhangi bir programdan mahrum olduğundan önderliği elde edemedi.غير أن عدم إحتفالة بأي هدف أدى إلى تكهنات بأنه سيكون في طريقه للخروج من النادي.
Mesela Rusya’da, Yahudiler ticari işlerde çalışmaya itilmekten, teknik eğitim almaktan mahrum bırakıldılar.اما الهولنديون فكانوا يعملون في روسيا على البناء والتجارة وتدريس الطلبة.
Nero onu tüm onursal unvalarından, gücünden ve hatta Romalı ve Germen muhafızlarında mahrum etti.Ele também retirou-lhe todas as honras e poderes, mesmo seus guarda-costas romanos e germânicos.
Hanlık bu imkandan mahrum idi.A pousada aí, portanto, era uma necessidade.
Bu mahrumiyet onu delirtti.Isso a leva a louca.
Orada geç 1345 ya da erken 1346 tarihinde saray unvanlarından mahrum ve oldukça zengin öldü.Lá ele morreu, privado de seu posto cortesão e considerável riqueza, no final de 1345 ou começo de 1346.
Gündüz kelebeklerinin duyargaları (anten) çıplak olduğundan bu hassaslıktan mahrumdurlar.Bij hun dagelijkse kleding hoorde een muts gemaakt van huiden.
Sovyet Yüksek Başkanlığı yalnızca bir kişiyi bu unvandan mahrum etmiştir.Alleen het presidium van de Opperste Sovjet van de Sovjet-Unie kon een persoon deze titel ook weer ontnemen.
Gerçekten cezalandırılmazlar ama Tanrıdan ayrı olarak ve bağışlanma ümidinden mahrum elem içinde kalırlar.Zij zullen onder hen geene slaven dulden en de overtreders dezer conditie zullen gestraft worden.