mahkûmlar ile cümle

mahkûmlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Gilbert, Alman mahkûmların Cezaevi Psikoloğu olarak atandı.Гілберт був призначений тюремним психологом для арештованих нацистських лідерів.
Mahkûmları organize eden Mihrali onların bir tünel kazmalarını ister.Мати халіфа запросила на свою підтримку Зіридів з Тунісу.
Ravensbrück de ilk mahkûmlar yaklaşık 900 kadar kadındı.Prvními vězni v Ravensbrücku bylo přibližně 900 žen.
Witold Pilecki ve diğer mahkumlar aşamalı olarak 1 Ekim 1990 tarihinde rehabilite edildi.Witold Pilecki a všichni ostatní, odsouzení v politických procesech, byli rehabilitováni 1. října 1990.
Carl Vaernet, eşcinsel mahkûmlarda eşcinselliğe Çare bulmak için deneylerde bulunmuş olmakla bilinir.Carl Vaernet je známý prováděním pokusů na vězních homosexuálech ve snaze vyléčit homosexualitu.
Bu mahkûmların yarısından çoğu siyasi mahkûmlardı (özellikle Sovyet, Çek, Hollandalı ve Alman).Více než polovina z tohoto počtu byli političtí vězni - Sověti, Češi, Nizozemci a Němci.
Dizinin konusu mahkûmlar ve cezaevi yetkilileri arasında var olan ilişki üzerinden genişlemektedir.Vězeň začíná chápat vztahy mezi vězni i dále.
Gaz odaları, 1920'lerin başında, ABD'de idam mahkûmları için kullanılırdı.Plynové komory se pro popravy v USA začaly užívat začátkem 20. let 20. století.
Diğer siyah ve beyaz mahkûmlar onula uğraşmak isterler.A na to si stěžují Bílá a Černá sudička až u krále.
Bu bağlamda, “başkaları” homoseksüeller, kadınlar, akıl hastaları, beyaz olmayanlar ve mahkûmlardır.Všemi, tedy kromě cizinců, bláznů, chudáků a žen.
Mahkûmlar arasında Mahatma Gandhi de vardı.Mezi jejími snímky byl i portrét Mahatma Gandhi.
Gemiyle getirilen mahkûmlar büyük bir coşkuyla karşılanır.Příjezd lodí do přístavu vítaly s nadšením davy lidí.
Mahkûmların özür dilemesi istenir.Kubíčka prosí o odpuštění.
Diğer mahkûmlar 1947'de Spandau Hapishanesine nakledildiler.Prizonierii condamnați la închisoare au fost transferați în 1947 la închisoarea Spandau (Berlin).
İnfazlar mahkumlar ayakta ya da otururlarken gerçekleşebilir.Execuțiile pot fi efectuate cu condamnatul stând în picioare sau așezat.
Koridorda yürürken diğer mahkûmlar onu inceler.Pe drum spre închisoare, câțiva prizonieri încearcă să evadeze.
Bütün siyasi mahkûmlar serbest bırakılacaktı.Deținuții politici de stat să fie eliberați.
Mahkumlar birbirleriyle ve gardiyanlarla kesinlikle görüştürülmez ve konuşturulmazdı.Prizonierii erau instruiți cu strictețe să nu poarte conversații cu vreunul din paznici.
Bununla birlikte, Saar'daki plebisitten sonra, Nazi yanlısı mahkumların çoğu için af ilan edildi.După plebiscitul⁠(en) din Saar majoritatea deținuților politici naziști au fost amnistiați.
Kurşuna dizilecek olan mahkûmların detayı.Az erkélyt megkötözött foglyok képe díszíti.
Davut'un Kalkanı'nı oluşturacak şekilde iki sarı üçgen, Yahudi mahkûmları tanımlıyordu.A zsidók számára két egymásra fordított, Dávid-csillagot formázó sárga háromszög viselése volt kötelező.
İkinci sezonda karakterin rolü değişir kaçan mahkûmların peşinden gider.A második évadban a karakter szerepe megváltozik, miután kirúgják a börtönből a szökés miatt.
Mahkûmların özür dilemesi istenir.Szeretnék mindenkitől bocsánatot kérni!
Diğer mahkûmlarla beraber tıkıldıkları bir trenin yük vagonunda Dachau toplama kampına doğru yola çıkarlar.A Denzali börtön felé tartó páncélozott vonatban leláncolt rabot szállítanak.
Bu yüzden pek çok kişi ölecektir özellikle de mahkumların tanıdıkları.Ezzel rengeteg embert próbálnak átverni, főként a taxisok.
Diğer siyah ve beyaz mahkûmlar onula uğraşmak isterler.A négerek és a fehérek is csodálták.
Mahkûmlar ve gardiyanlar çok çabuk bir şekilde rollerine adapte oldular.Így a mentők és a rendőrök viszonylag hamar kiértek a helyszínre.
İdam edilecek mahkûmlarının isimleri listesi okunur.E célból az elhunyt elődök nevének a felkutatása szükséges.
Ravensbrück de ilk mahkûmlar yaklaşık 900 kadar kadındı.Ravensbrückin keskitysleiri koostui aluksi 900 naisesta.
Amacı mahkumları yakalamak değil öldürmektir.Iskun tavoitteena ei ollut vangita vaan tappaa Osama bin Laden.
1957 yılında bazı mahkûmlar için af çıktı ve nihayet Landsberg Hapishanesi'nden serbest bırakıldı.Hänet armahdettiin kuitenkin jo vuonna 1957 ja vapautettiin Landsbergin vankilasta.
Bu dönemde mahkûmların sayısı 18.000'e ulaşmıştı.2000-luvun alussa vankien määrä oli 181 000.
Mahkûmların özür dilemesi istenir.Anteeksi pyytäminen lohduttaa niitä.
Bellick diğer mahkûmlardan tecrit edilmediği için çok öfkelidir.Breivikin turvallisuuden vuoksi hän ei ole missään yhteydessä vankilan muihin vankeihin.
Aralarında Nelson Mandela'nın da bulunduğu siyasi mahkûmların en kısa sürede serbest bırakılacağını söyledi.Nelson Mandela ja muut ANC:n johtajat vapautettiin pian tämän jälkeen.
Mahkumları hayatta tutabilmek için birçok ayrıntılı hileler geliştirdi.Hyvin harva vangituista toisinajattelijoista selvisi hengissä.
Flossenbürg'te mahkûmlar 16 büyük ahşap barakalarda kalıyorlardı.Vangit majoitettiin 16:een suureen puiseen parakkiin.
Ayrıca hapishanede hayatta kalan mahkûmlarla karşılaşmışlardır.Vankilasta löytyy vankeja elossa.
Diğer mahkûmlar 1947'de Spandau Hapishanesine nakledildiler.Hänet vapautettiin Spandaun vankilasta 1966.
Cezaevlerinde ölüm orucuna yatan mahkûmlarda sık görülen hastalıktır.Joskus armahdetaan myös vakavasti sairastunut vanki.
Protestolar nedeniyle mahkûmların durumları biraz iyileştirildi.Σχετικά καλύτερη ήταν η μεταχείριση των αιχμαλώτων από τους Βρετανούς.
Mahkûmların özür dilemesi istenir.Ο Τζόουνς ζητά συγνώμη.
Koridorda yürürken diğer mahkûmlar onu inceler.Στο δρόμο για τη θανατική ποινή με το λεωφορείο, οι άλλοι κρατούμενοι επιχειρούν να δραπετεύσουν.
Mahkûmları itirafa zorlamak için kullanılırdı.Οι είλωτες αναγκάστηκαν να συνθηκολογήσουν.
Sabah diğer mahkûmlarla birlikte Arslanlı Kışla yoluna düşmüşlerdir.Το πρωί έφτασε ο υπόλοιπος σταυροφορικός στρατός.
"Van'da mahkumlar firar etti"."Ακόμη και τα παιδιά μου με εγκατέλειψαν".
İdam mahkumları duygusal nedenlerle ölmek istemiyorlar bu da insan haklarını ihlal ediyor.Επιβάλει ποινές σε όσους παραβαίνουν τις αρχές του φιλάθλου πνεύματος.
Duvarın içinden geçer ve diğer mahkûmlar da onu takip eder.Δεν προλαβαίνει όμως, και η υπόλοιπη οικογένεια εμφανίζεται και τον κυνηγούν.
Mahkûmların anılarını yazması yasaklandı ve posta servisi oldukça sınırlandırıldı ve sansür edildi.Fangerne fik forbud mod at skrive erindringer, og posten blev alvorligt begrænset og censureret.
Bütün siyasi mahkûmlar serbest bırakılacaktı.Løsladelse af alle politiske fanger.
En zor koşullarda yaşayanlar kürek mahkûmlarıydı.Under de mest forfærdelige forhold blev fangerne sat i arbejde.
Mahkûmlar, Batı Berlin'de İngiliz Sektöründe yer alan Spandau hapishanesi'ne götürülüp yerleştirildiler.Fangerne blev ført til Spandaufængslet i den britiske sektor i Vestberlin og fik fangenumre.
Fakat mahkumların çok az bir bölümü 14 yıldan fazla hapiste kalmaktadır.Langt de fleste dømte fik fængselsdomme på under fire år.
Artık mahkûmların takımına koçluk yapacaktır.Opregner krigsfangers rettigheder.
Protestolar nedeniyle mahkûmların durumları biraz iyileştirildi.Men der er ikke mange stemmer i at forbedre fangers vilkår.
Terimin destekçileri siyasi mahkûmları siyasal faaliyetlerden dolayı hapsedilen biri olarak tanımlarlar.Kritikere har betegnet præventiv anholdelse som forhold, der hører til i en politistat.
Amerika Birleşik Devletleri mahkumları kontrol etmek için bu cihazlar kullanır.I USA bestemmer delstaterne over hvordan bilerne skal undersøges.
Mahkûmlar, yıkanmak için kendi hücrelerini terk etmeyi reddedip dışkı ile hücrelerin duvarlarını kapladı.Fangene som ikke fikk spesialstatus nektet å vaske seg, og smurte inn veggene i sine celler med ekskrementer.
Mahkûmlar ölüm kamplarına girdiklerinde kişisel eşyalarını görevlilere verdi.Når fanger gikk inn i dødsleirene måtte de gi fra seg all personlig eiendom.
Bu dönemde mahkûmların sayısı 18.000'e ulaşmıştı.I denne perioden kunne fangebelegget være oppe i 16 000.
İlgili Sayfalar